Milletin gizli meclisi

Milletin gizli meclisi
1 Aralık 2014 11:55

Bilindiği gibi Türkiye, 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde yolsuzluk iddialarıyla sarsıldı. Basına yansıyan telefon dinlemeleri, evlerden çıkan milyonlarca dolar kayıt dışı para ve para kasaları karşısında beklenen, bu iddialarda ismi geçen kişilerin anında istifa etmeleri, varsa dokunulmazlıklarının kaldırılarak yargılanmalarıdır. Dokunulmazlık zırhına sahip olmayanlar hakkında ise, hemen soruşturma ve kovuşturma açılmasıdır. Bu prosedür elbette uygar batı ülkeleri içindir. Çünkü hukuk devletinin yerleştiği uygar ülkelerde, bu iddia ve delillerin milyonda biri ortaya çıkarsa, ortada ne bakanlar kalır ne de hükümet.

 

Av.Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Bizde ise, her zaman olduğu gibi, “darbe”, “kumpas”, “paralel yapı” söylemleri ile oyalamalar ve zamana yaymalar başladı. Dokunulmazlıkları olmayanların bir kısmı birkaç günlük göstermelik gözaltı ve tutukluluktan sonra serbest bırakıldılar. Nüfuzu fazla olanların ifadeleri bile kapalı kapılar ardında, mahçup bir şekilde alındı. Sonuçta hepsi hakkında takipsizlik kararları peş peşe geldi. Bu arada soruşturmayı yapan polis, savcı ve hakimlerin payına da elbette sürgün cezaları düştü…

 

Peki dokunulmazlıkları olan Sayın Bakanlara ne oldu? Lütfedip istifa ettiler, o kadar… Prosedür gereği hemen kurulması gereken Soruşturma Komisyonu, aylarca toplanamadı. İç tüzük gereğince 2 ay içinde gerekli soruşturmayı yapıp bir karara varması gerekirken, aylardır soruşturmayı sürüncemede bırakmakla meşgul…

 

Geçen hafta bu konuda bir gariplik de yaşandı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Soruşturma Komisyonu Başkanı, kendi komisyonunda dahi konuyu tartışmadan, bir karara varmadan, gizlice Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurup, komisyon çalışmaları hakkında “gizlilik kararı” verilmesini talep etmiş. Hem de suçlanan eski Bakanların Komisyona gelip ifade verecekleri tarihten 1 gün önce. Böylece eski Bakanların Komisyona neler söyleyecekleri, delil, belge ve bilgilerin hem TBMM’den, hem de kamuoyundan gizlenmesini sağlamış oldu…

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Komisyon Başkanı’nın böyle bir başvuru yetkisi yok! Ne Anayasa’da, ne yasalarda, ne de TBMM İçtüzüğünde böyle bir yetki verilmemiş Komisyon Başkanı’na. Bu konuda ancak ilgili Bakanlar gizlilik başvurusunda bulunabilirlerdi. Onların da böyle bir talepleri olmadığına göre, Komisyon Başkanı, deyim yerindeyse “kraldan daha kralcı” olmuştur.

 

İşin ilginç başka bir yönü ise, Cumhuriyet tarihinde ilk kez böyle bir gizlilik kararı alınıyor. Geçmişte de Bakanlar ve Başbakanlar şeffaf bir şekilde soruşturuldu. Bir kısmı TBMM’de, bir kısmı Yüce Divan’da aklandı veya cezalandırıldı.

 

Gizlilik kararını veren mahkeme kararına baktığımızda, önceki Bakanların “kişilik haklarının zedelenmesinin önlenmesi, şöhret ve diğer haklarının korunmasının sağlanması” gerekçesiyle, Komisyona gelecek belge ve bilgilerin içerikleri ile tanık, bilgi sahibi, bilirkişi beyanlarının soruşturma sonuna kadar yazılı, görsel ve internet ortamında yapılan yayınlar hakkında yayın yasağı konulmasına karar verilmiş. Dosyaya bakıldığında, Komisyon Başkanı bu konuda yorum yapılmasının da yasaklanmasını istemiş. Bu kadarına da pes doğrusu. Ne hikmetse mahkeme, bu konuda yorum yapılmasını yasaklamamış. Güleriz ağlanacak halimize…

 

Verilen yayın yasağı kararı, Komisyon Başkanı’nın bu konudaki yetkisizliği dışında, başka yönleriyle de hukuka, Anayasa’ya, yasalara ve Uluslararası Sözleşmelere aykırıdır.

 

– Karar, öncelikle basın özgürlüğüne aykırıdır. Basın, toplumun sağlıklı ve doğru bilgilendirilmesiyle yükümlüdür. Bu kararla aslında halkın bilgi edinmesi yasaklanmıştır.

 

– Belli kişilerin olası hakları, kamu yararından üstün tutulmuştur. Uygar ülkelerde kamu yararı daima üstündür. Bizde ise, üstünlerin hukuku korunmaktadır.

 

– Kararla, düşünce ve ifade özgürlüğü ayaklar altına alınmıştır.

 

– Cumhuriyet tarihinde ilk defa alınan bu kararla, TBMM’nin denetim yetkisi ortadan kaldırılmıştır.

 

Bir anekdotla bitirelim yazıyı. Bundan birkaç yıl önce, Kululu hemşehrilerimin yoğun olarak yaşadıkları İsveç’de, Sosyal Demokrat Parti’nin o zamanki lideri bayan, bir yurtdışı seyahatinde küçük bir alış veriş yapmak ister. Üzerinde nakit para yoktur. Devletin kendilerine verdiği resmi kredi kartından alışverişi yapar. Dönüşte hemen nakit parayı kredi kartının hesabına yatırır. Devletin bir kuruşluk maddi zararı yoktur. Ancak İsveç ölçütlerine göre, “etik” bir sorun yaşanmıştır. Olay basına sızdırılınca, İsveç halkı sokaklara dökülür, bu liderden Başbakan olmaz diye. Sonuçta, geçtiğimiz aylarda iktidara gelen İsveç Sosyal Demokrat Partisi’nin o zamanki lideri, şimdi Başbakan olacakken, istifa eder, siyasi yaşamına son verir…

 

Bizim de ülke olarak kurtuluşumuz, İsveç halkının duyarlılığında ve sosyal demokrat iktidardadır…

 

 

(kemalakkurt@hotmail.com)

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları