Kadına karşı şiddet ve dayanışma

Kadına karşı şiddet ve dayanışma
24 Kasım 2014 16:16

25 Kasım 1960 tarihinde, Dominik Cumhuriyetinde, Trojillo Diktatörlüğü’ne karşı direnişi sergileyen Mirabel Kardeşler, cezaevinde bulunan eşlerini ziyaret ettikten sonra tecavüz edilerek öldürülmüşlerdi. Bu olaya tepki olarak, Latin Amerika’da yapılan gösterilerden sonra, Birleşmiş Milletler kararı ile her yıl 25 Kasım tarihi, “kadına yönelik şiddete karşı uluslararası dayanışma günü” olarak anılmaktadır.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Kadın olmak, Türkiye’de birkaç misli daha zor. Dünya Kadınlar Günü ve böyle özel günler de olmasa, neredeyse kadınlarımızın sorunlarını ve konumlarını tartışamayacağız. Kadınlarımız, yaşamın ne kadar içinde? Nüfusumuza baktığımızda, yarısının kadınlardan oluştuğunu görürüz. Olması gereken, yaşamın her alanında kadınların erkeklerle eşit olmasıdır. Ancak gerçek durumun bu orandan çok uzakta olduğunu görüyoruz…

 

 

Ülkemizde, kadına karşı şiddet uygulanması da önemli bir sorundur. Her 3 kadından birisinin hayatı boyunca mutlaka şiddete uğradığı bilinmektedir. Son yıllarda bu şiddet, kadın cinayetleri şeklinde artarak devam etmektedir. Maalesef bu şiddet, çoğu zaman kadına en yakınlarından, aile bireylerinden gelmektedir. Medyada her gün bir ya da daha fazla kadın cinayeti haberi yer almaktadır. Toplumumuz, kadına karşı şiddeti neredeyse kanıksamış durumdadır. Bu şiddetin sosyal ve psikolojik nedenleri sayfalarca yazıya konu olacak kadar çok ve çeşitlidir.

 

 

Anayasamızın 17. maddesi, kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığını güvence altına alan bir maddedir. Bu maddeye göre herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz. Devletin bu konuda yükümlülükleri vardır. Devletin öncelikli yükümlülüğü, yaşam hakkını korumaktır. Yani devlet, hem kendisi bireyi öldürmeyecek, hem de başkalarının ölümle sonuçlanabilecek saldırı ve eylemlerinden koruyacaktır. Bu yükümlülüğün iki temel gereği vardır. Devlet, bireyi başkalarının ölümle sonuçlanabilecek saldırı ve eylemlerinden korumak zorundadır. Öldürme fiillerini suç olarak düzenlemek yetmez. Failleri etkin bir şekilde soruşturup uygun şekilde cezalandırmak da devletin yükümlülüğüdür. Oysa ülkemizde, devletin bu yükümlülüğünü ciddi olarak yerine getirmediği aşikardır. Cinayete kurban giden kadınların bir çoğu devletten korunma talep ettikleri halde, ya korunma talebinin göz ardı edildiği veya korunma sağlansa bile yeterince başarılı olunmadığı bilinmektedir. Örneğin, hakkındaki korunma kararına rağmen, boşandığı eski eşi tarafından öldürüldüğü için, Devletin korumakta aciz kalması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde mahkum edilen tek ülke Türkiye’dir (AİHM, Opuz/Türkiye Davası).

 

 

Geçtiğimiz günlerde, Van’da eşi tarafından defalarca şiddete maruz kalan ve başvurmasına rağmen korunmayan A.T’nin öldürülmesinin 3. yılında açılan dava sonuçlandı. A.T’yi koruyamayan İçişleri Bakanlığı’nı suçlu bulan Mahkeme, Bakanlığı yüklü miktarda tazminat ödemeye mahkum etti. Bu karar, katledilen kadınların ailelerine ön açıcı, emsal bir karar olmuştur. Bu konuda sosyal, psikolojik, hukuki pek çok önlem ve yaptırıma gereksinim vardır.

 

 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun resmi rakamlarına göre;

 

 

– Her üç kadından biri şiddet görüyor. Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’a rağmen, son bir yıl içinde 52 bin 118 kadın hakkında koruma kararı verildi.

 

 

– 2013 yılı içinde 214 kadın öldürüldü. Sadece Ocak 2014 ayında öldürülen kadın sayısı: 23.

 

 

– Kadın cinayetleri, son dört yılda yüzde 1400 arttı…

 

 

Her yıl adet olduğu üzere, özel günlerde kadınların sorunları masaya yatırılır. Paneller, konferanslar, seminerler verilir. Hamasi laflar edilir. Ancak kadınlarımızın sorunları katlanarak devam eder.

 

 

Kadınlarımızın hak ettikleri yere gelmeleri, yine kadınların bilinçli, organize olmuş mücadeleleriyle gerçekleşecektir. Dünya ve Türkiye koşulları, bu mücadelelerin başladığı 1857 yılından daha geri değil. Yeter ki, kadınlarımız haklarına sahip çıksınlar.

 

 

Kadın haklarını, genel olarak insan haklarını içselleştiremediğimiz sürece, gerçek kalkınma, ilerleme ve uygarlaşma mümkün değildir. Başımızı kumdan çıkarmanın zamanı geldi, geçiyor…

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sivas Katliamı ve insanlığa karşı suçlar
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında