İnsan Hakları : ‘İnşallah seneye’

İnsan Hakları : ‘İnşallah seneye’
1 Ocak 2016 10:00

21.Yüzyılın 15 yılını geride bırakırken, ne yazık ki, dünyamızda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzen, hâlâ kurulamamıştır. İnsanların ırkından, renginden, cinsiyetinden, dilinden, din ve mezhebinden, etnik kimliğinden, siyasi, felsefi ve vicdani kanaatinden bağımsız olarak, insan olmaktan gelen hakları ve dokunulmazlıkları olduğu temel fikri, dünya çapında ve ülkemizde yeterli koruma bulamamıştır.

 

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında, geliştirilen güvenlik eksenli politikalar ile hak ve özgürlüklerin “terör bahanesi” ile kısıtlanmaya çalışılması, dünyadaki militarist ve otoriter yönetim anlayışlarını güçlendirmiştir.

 

Uluslararası sermayenin yol açtığı ağır ekonomik kriz, tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Bu nedenle, 2015 yılında da tüm dünyada derinleşen işsizlik, açlık ve yoksullukla birlikte artan yabancı düşmanlığı, ırkçılık ve nefret söyleminin öne çıktığı insan hakları ihlallerine maruz kalınmıştır.

 

2015 yılında ülkemizde ve dünyanın değişik bölgelerinde yaşanan şiddet, sel, kuraklık vb. doğal afetlerin ardından, kendi kaderleri ile baş başa bırakılan yüzbinlerce insan, başta barınma, beslenme, sağlık, mülkiyet, iş ve eğitim hakkı olmak üzere, pek çok insan hakkı ihlaline maruz kalmıştır.

 

Eski Devlet Güvenlik Mahkemeleri((DGM))’nin ve Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin devamı olan özel yetkili Sulh Ceza Hakimliklerinin hukuka aykırı uygulamaları, adil olmayan yargılamalar, uzun tutukluluk süreleri de 2015 yılına damgasını vurmuştur.

 

2015 yılındaki karnemiz :

2015 yılının en göze çarpan insan hakları ihlalleri; yaşam hakkı ihlali, düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve yargı alanındaki hukuksuzluklardı. İnsan hakları ihlallerine ilişkin soruşturmaların şeffaf olmaması da en büyük sorundu. Ülkemizde, 2015 yılında da düşünce ve ifade ile örgütlenme özgürlüğünü kullanmak isteyen kişilere yönelik çok önemli insan hakları ihlalleri yaşandı. Oysa her iki hak da çoğulcu demokrasilerin olmazsa olmaz koşuludur, tüm hak ve özgürlük arayışlarının ilk adımıdır. Yazdıkları şiddet içermeyen yazılar ve kitaplar nedeniyle aydınlar ve gazeteciler, şiddet içermeyen toplantı ve gösterilere katıldığı için çok sayıda öğrenci yargılanmış ve tutuklanmıştır. Şiddet içermeyen protestolar, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında iken, bu protestolar hemen “terör” kapsamında değerlendiriliyor. Şiddete bulaşmamış insanlar aylarca, yıllarca tutuklu kalabiliyor. Düşünce özgürlüğünü kullandığı için hedef gösterilen “Barışın Elçisi” sevgili Tahir Elçi, adeta canlı yayında katledildi. Peşinden sokağa çıkma yasakları sonucu onlarca kişi iç savaş görüntüleri ile yaşamını yitirdi.

 

Türkiye’deki insan hakları ihlalleri, 2015 yılında da gerek yurtiçinde, gerekse yurtdışında çok fazla konuşuldu. Yurt içinde insan hakları kuruluşları, sivil toplum örgütleri, 2015 yılının insan hakları ihlallerini istatistiki bilgilerle açıkladılar. Yayınlanan rakamlar, demokratik ülkelerdeki ihlallerin çok çok üstündeydi. Yurt dışındaki tarafsız insan hakları örgütleri de dünyadaki insan hakları ihlallerini yayınladılar. Ülkemiz, bu konudaki “liderliğini”, maalesef 2015 yılında da korudu…

 

Türkiye’de özellikle yerel, sivil toplum kuruluşlarının görüşleri yeterince alınmıyor. Alınan görüşler de dikkate alınmıyor. Türkiye, insan hakları ihlallerine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre tazminatlar ödeyip konuyu kapatıyor. Ancak uluslararası kuruluşlar kapatmıyorlar insan hakları ihlallerini.

 

İnsan Hakları Kurumu ve Ombudsman gibi ulusal kurumlara yapılan atamalar, oluşum biçimleri de insanlara güven vermekten çok uzak. Dostlar alışverişte görsün misali, yasak savma cinsinden oluşan bu kuruluşları, uluslararası örgütler de ciddiye almıyor.

 

Savcılarımız, yeterince filtreleme yapmadan, emniyetten gelen belgelere göre davaları açıyorlar. Kes- yapıştır yöntemiyle hazırlanan iddianameler, bu yüzden çok uzun. Maalesef baskıcı, otoriter, devleti koruma sistemi ve refleksi, yargıda da devam ediyor.

 

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre, siyasetçilerimizin çoğunun hiç eleştiri kabul etmemeleri de otosansürü körüklüyor. Hem doğrudan baskı var, hem otosansür var, hem de gazeteler kendi personeline baskı yapıyor. Türkiye’deki tutuklu gazeteciler, sendikacılar ve insan hakları savunucuları, uluslararası arenada daha fazla mercek altına alınıyor, soruşturma ve davaları titizlikle izleniyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü Türkiye Temsilcisinin, ülkemizdeki insan hakları beklentisi ve temennisi bu yıl da: “inşallah seneye” şeklinde…

 

Sanat ve sanatçı ile gazetecilerin ve aydınların “terör”le yan yana gelmesi mümkün değildir. Aydın, konumu gereği düzene muhaliftir, iyiden, güzelden ve doğrudan yanadır. İnsanlık tarihine baktığımız zaman, dünyayı güzelleştiren ve ileriye götürenler hep muhalif aydınlar, sanatçılar, yazarlar ve şairler olmuştur. Bu nedenle “terör”ü ressamların tuvalinde, şairlerin şiirinde, yazarların romanlarında, gazetecilerin köşe yazılarında arayan hastalıklardan da kurtulmamız lazım.

 

2016 yılı, barışın, kardeşliğin, özgürlüğün ve eşitliğin yerleştiği ve içselleştirildiği bir yıl olsun…

 

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları