CHP’nin muhtemel Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı, bir kitapçının oğlu Yalçın Karatepe…

CHP’nin muhtemel Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı, bir kitapçının oğlu Yalçın Karatepe…
2 Ağustos 2013 12:34

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yalçın Karatepe’nin CHP’nin Ankara adayı
olacağını ilk olarak Halkın Habercisi’nin bu köşeden duyurmasından sonra telefonlarım hiç
susmadı…

Engin BALIM H&H YORUM

Tabandan gelen çoğu olumlu mesajın ardından, insanların sabırsızlıkla bu genç profesörü
yakından tanıma arzularını gözlemledim.

Arayanlar ‘Engin, bilgisini, ideolojik duruşunu, eğitimini, yaptıklarını vs yazmışsın ama insan ilişkileri, halka yakınlığı, sosyal yönleri nasıldır, siyaset insan tavlama işidir, biraz da bunlardan bahset lütfen’ deyince dayanamadım ve sizlere hocamızın nasıl bir kökenden geldiğini, ailesinden ne tür bir kültür seviyesi miras aldığını biraz olsun hissettirmek adına, yazar Mustafa Işık’ın şu hikayesini sizlerle paylaşmak istiyorum:

GÜZEL ADRES

“Karatepe Kitabevi, Turan Karatepe Eliyle, Doğanşehir/Malatya.”

Mektuplarımıza bu adresi yazardık yıllar önce. En güvendiğimiz adresti; henüz çocukluktan
çıkmamış yavrularını uzak illere, yatılı okullara yollamak zorunda kalan anne ve babalarımızın da hemen her gün uğrayıp, “çocuklardan mektup var mı Turan Efendi?” diye sordukları o güzelim adres.

Turan Amca, kapısından girdiğimizde gülümseyen bir çift gözdü çoğu zaman.
Hepimizin o güzelim ortaokul çağlarındaki güven kapılarımızdan biriydi.
Bizimle hemen her şeyi paylaşan, bizi sabırla dinleyen, sıkıntılarımıza çare olandı Turan Amca.

Neleri paylaşmazdık ki!

Babamız bizi haşlamış mı? Gider, ona sızlanırdık. O da ne yapar eder bizi rahatlatırdı.
Çoğu kez, yanından ayrılırken hatamızı anlamanın verdiği hafif yüz pembeliği ile bir süre etrafımıza bakamazdık;ama yine de mutlu olurduk. Sınıfta öğretmenimiz ne ise, okul dışında Turan Amca oydu bizim için.

Bazen de babalarımızı yanına çağırır, onlara bir çay ısmarlar, çocuk eğitimi, şiddetin zararları vs. konularında uzun uzun onlarla söyleşirdi.
Babalarımız onun yanından ayrıldıklarında üstlerine başlarına gülümsemeler bulaşmış olurdu.

Raflara yeni gelen kitapları yerleştirirken adeta okşardı onları.
Gözlerinden yıldızlar saça saça:

“Bak oğlum, bu çok önemli bir kitap. Dünyanın en güzel aşk öyküsü olduğunu söylerler Cemile için.Bunu mutlaka okumalısınız.” Gibi şeyler söyler, bizim ne yapıp edip okumamızı sağlardı.
Onun sayesinde daha ortaokul çağlarında Aytmatov, Dostoyevski, Sabahattin Ali vb. yazarlarla tanışmış olduk.

Kitap alacak paramız olmazdı çoğu zaman. Ama parasızlık sorun olmazdı ki!
Turan Amca istediğimiz kitabı verir, paramız ne zaman olursa o zaman öderdik bedelini.

“Siz yeter ki okuyun yavrularım. Benim asıl kârım, sizin okumanız olacaktır.
Hele bir okuyun, başarın, bu dükkâna avukat, doktor, öğretmen, subay filan olarak girin. O zaman beni ne kadar zenginleştirdiğinizi anlayacaksınız.”
derdi.

Birimizi bir yaramazlık yaparken mi gördü?
Yüzünü çevirip gitmez, bana ne demezdi.
Karşısına alır, o asla yükselmeyen yumuşacık sesiyle, artık zamanın değerli bir hazine olduğundan tutun da en ufak bir hatanın bile geleceğimizi nasıl etkileyeceğine kadar anlatır da anlatırdı.

Onun da sayesinde kasabadaki neredeyse tüm çocuklar kavga etmeyi unutmuş, aramızda küçük küçük sanatsal gruplar kurmuştuk.
Kimimiz daha o yaşta kendimizi yazar, kimimiz tiyatro sanatçısı, kimimiz ressam, kimimiz de mühendis ya da general görüyorduk.
Akif ile birlikte ʻSoruʼ isminde bir de roman yazmıştık ki onun öyküsü unutulur gibi değil.
Tanrım! Ne güzel günlerdi onlar.

Aradan yıllar geçti. Turan Amcanın o zamanki yaşını çoktan geçtim.
Şimdi, kasabama, yıllardan sonra yüreğim çarparak girmek üzereyken ilk aklıma gelen o oluyor.
Arabayı kullanan kardeşime sormaya cesaret edemiyorum.
Acaba halâ duruyor mu o güzel adres? Halâ raflarda okşanan kitaplar alıcısını bekliyor mu?

Ya ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi orası da yerini örneğin bir cep telefonu alım-satım dükkânına bıraktıysa!

Ya o güzel insanın gözlerindeki parıltı artık sönmüşse!

Bir sürü korku dolu soru uçuşuyor beynimde. Hiçbirini soramıyorum kardeşime.
Kardeşim benim gibi kasabadan pek kopmadı. Sorsam mutlaka yanıtını verirdi bu soruların.
Yanıtlamasına yanıtlardı da, ben alacağım yanıtlardan korkuyordum işte.

“Sohbetine de doyum olmuyor ağabey.” dedi kardeşim. Anlaşılan suskunluğumu bozmak istiyordu.
Belki de benim suskunluğumdan tedirgin olmuş, havayı dağıtmak istiyordu.

Kasabanın girişinde, sağlı sollu iğde ağaçlarının oluşturduğu tünelimsi yoldan geçiyorduk.
Çocukluğumdan beri hiç değişmemiş. Ne güzel!

Düşüncem yaşadığım büyük kente kaydı. Bir an için Turan Amca’yı unuttum.
Büyük kentte olsaydı, bu ağaçlar çoktan tarih olmuşlar, yerlerini koca koca beton yığınlarına bırakmışlardı. İyi ki kasabam büyümemiş!

Yüzüme yayılan gülümseme kardeşimin gözünden kaçmıyor. Rahatlamış bir ifadeyle:

“Ne oldu ağabey, gülüyorsun?”

“Şu iğdelerin güzelliğinden etkilendim. Ne güzel; hiç değişmemiş buralar. Çocukluğumda nasılsa öyle. Ne güzel!”

“Değil mi? İyi ki buralarda da öyle yap-sat gibi işler yok da bu güzelliklere bir şey olmuyor.
İnanır mısın ağabey? Burası benim de en sevdiğim yer Doğanşehir’de.”

Nihayet kasabaya girdik. Sağa-sola büyük bir merakla bakıyorum durmadan. İçim bir tuhaf oluyor.
Neredeyse hiçbir yeri anımsayamıyorum. Anılarımda kalan ve hiçbir zaman düşlerimi terk etmeyen yerlere rastlayamıyorum.
Oysa pek değişmişe de benzemiyor. Tuhaf bir duygu yaşıyorum. Demek ki diyorum kendi kendime; demek ki belleğim iyi saklayamamış kasabamı.

Birer çay içip yorgunluk atmak amacıyla, önce Hükümet Konağı’nın yanındaki parka yöneldik. Hemen girişteki bir salkımsöğüdün gölgesine oturduk.

Etrafıma şöyle bir bakındım. Tanıdık hiç kimse yok. İçimde bir hüzün fırtınası esti.
Parkın çevrelediği Hükümet Konağı’nın inşaat halini, müteahhit Ahmet Durak Amca ve onun genç yaşta ölümü, sınıf arkadaşım Birsen Durak…
Bir çırpıda dokunup geçtiler. Sonra bu park, altında oturduğumuz şu salkımsöğüdün ilk dikildiği zamanlar…

Turan Amcanın dükkânı tam karşımda idi; ama ben başımı kaldırıp bakmaya korkuyordum.

“Ne oldu ağabey?” dedi kardeşim.

Sesine irkilip başımı kaldırdım.

Kardeşim yüzüme tuhaf tuhaf bakıyordu.

Ona yanıt vermeden ısmarladığımız çaylar geldi. Bir yudum aldıktan sonra yanıtladım:

“Bir şey yok. Daldım sadece; geçmişe daldım.”

Çaylarımızı içip paralarını ödedikten sonra kalktık.

“Ne yapıyoruz ağabey?” dedi kardeşim.

Öyle ya! Ne yapacaktık?!

Kasabaya gelişimin belli bir gerekçesi yoktu. Gelmişken bir uğrayalım demiştim, kardeşim de olur demişti.
Sadece bir özlemdi işte. Yoksa, artık ne kapısını çalacağım bir yakınım kalmıştı burada, ne de iki laf edeceğim eski arkadaşlarım vardı.
Daha doğrusu kim var, kim yok bilmiyordum.

“Turan Amca’nın dükkânı duruyor mu?” dedim kardeşime.

Şaşırdı ve:

“Hangi Turan Amca?”

“Turan Karatepe.”

“Durmaz olur mu? Aynı yerde hem de. Tam karşımızda baksana. Yoksa unuttun mu ağabey buraları?”

“Bakmadım ki.”

Başka bir şey demeden yürüdüm.

Tezgâhının arkasında gazete okuyordu. Saçlarının aklığını saymazsa, neredeyse hiç değişmemişti.
Girişimi fark etmedi. Ben de bir süre karşısında durup seyrettim.

Dükkân öyle güzel kokuyordu ki!

“Turan Amca merhaba.”
Dediğimde sesimin titrediğini fark ettim.

Gazeteden başını kaldırdı. Okuma gözlüğünü sol eliyle çıkartıp yüzüme baktı. Tanır mı acaba?
Diye düşünüyordum ki gözlerinden yıldızlar parlamaya başladı. Ayağa kalktı ve kollarını açarken:

“Nerelerdesin be hayta? İnsan bu kadar bekletir mi amcasını ha?” dedi.

Öyle bir güzel sardı ki!

Ellerinde, çocukluğumuzdan kalan dudak izlerimiz öylece duruyordu.

Evet, yukarıda paylaştığım hikayeden sonra, gözlerinizin önüne  şimdi bir de Melih Gökçek’i getirin ve sonra da, senelerdir kültürel erzoyona uğrayan Ankara’nın başında Turan Amca’nın oğlunun olduğunu şöyle bir hayal edin.

Engin BALIM TWİTTER

Prof. Dr. Yalçın Karatepe’nin 2013 Mülkiye İnek Bayramı’nda yaptığı unutulmaz konuşma:

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Yıldız Tilbe cahilliği için Musevi yurttaşlarımızdan özür dilemeli
CHP yeniden halkın partisi olmak zorunda
Mansur Yavaş ya Ankara’yı kaybedecek ya da Taşdelen’e HAYIR diyecek!