Diktatörlerin hazin sonlarına ait bir örnek

Diktatörlerin hazin sonlarına ait bir örnek
14 Kasım 2016 12:38

Kitlelerin, yönetim ve hukuk karşısında haklarını alma, özgürlüklerini koruma, güvenliklerini sağlama konularında aciz ve çaresiz kaldıklarında ‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözünü dillendirmeleriyle birlikte yönetime karşı hareketlenmelerinin bir ‘’Sosyolojik analiz’’ini yapmak istiyorum bu makalemle.

 

 

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

Öncelikle şu hususu belirteyim, tüm diktatörlerin sonları çok hazindir ve sosyoloji biliminin kanıtladığı bir sosyal yasadır.

 

Başta şunu belirtmemiz gerekir ki, tüm diktatörler sağlıklı ruh yapılarına sahip değillerdir ve hepsi cahil kitlelerin son derece sağlıklı insanlar olarak görmelerine rağmen, onlar gerçek birer psikiyatrik hastalardır.

 

Diktatörler nevrozları ile yaşarlar ve acı içindedirler, büyük elem duydukları bu acıyı tepelerine bindikleri kitlelerin bütününe yaşatırlar.

 

Diktatörlerin tümü paranoyaktır(endişe hali) ve herkesten, her olaydan endişe ederler bu nedenle şüphelendiğinde toplu halde insanları öldürürler, cezaevlerine tıkarlar, paralarını ve işlerini ellerinden alıp mallarına mülklerine el koyarlar.

 

Diktatörler yasaları ve anayasayı tanımazlar, keyfi hareket ederler öyle ki bu şekilde kitleleri korkutarak kendilerini selamette tuttuklarına inanırlar.Bu tutumları da onların ne kadar yanıldıklarını gösterir çünkü zulme, faşizme dayanma kapasitesini dolduran kitleler diktatör ve hempalarını(omuzdaşları) katletme odaklı olarak aniden isyan ederler ve sonuca ulaşıncaya kadar bu isyanlarını asla durdurmazlar.

 

Diktatörlerin yasa ve anayasa tanımamalarının, kitlelere acımasızca zulmetmelerinin gerçek nedeni IQ’leri normalin çok altında olarak geri zekalı olmaları, tali nedeni ise uzun yıllar ağır suçlar işlemeleri nedeni ile ağır korku içinde yaşamaları ve bu korkuyu halka zulmederek bastıracaklarına dair olan inançlarıdır ki ağır bir yanılgıdır, hak ettikleri acı sonu yaşayacakları kesindir.

 

Kendini diktatörün faşist uygulamalarından kurtarmaya karar vermiş bir halkı artık kimsenin durdurmaya gücü yetmez ve bir anda seller gibi sokakları, meydanları, sarayları kuşatmaya başlar.Bu durumda zulmü uzun yıllardır yaşayan halka hiçbir güç geri çeviremez hatta halkın çok kararlı olduğunu anlayan devletin korku yüzünden diktatöre kulluk yapan meşru güçleri isyancıların safına geçerek onlarla birlikte harekete geçer.Bu durumu diktatörlerin hazin sonlarına ait örnek olarak anlattığım bu makalede söz konusu olan diktatör Romanya Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku’nun acı sonunda çok net olarak göreceksiniz.

 

Libya’nın diktatörü Kaddafi, Irak diktatörü Saddam, Tunus diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali, Mısırlı diktatörler Enver Sedat ile Hüsnü Mübarek, Almanya’nın diktatörü Adolf Hitler, İtalya diktatörü Musolini, Sırp kasap Miloşeviç, Portekizli diktatör Salazor, Filipinler’in diktatörü Ferdinand Marcos, Zaire diktatörü Mobutu, Etiyopya imparatoru diktatör Haile Selasiye vs. ile şimdi aşağıda anlattığımız sonu diğer diktatörler gibi sonu halk tarafından verilmiş elim bir acı ile noktalanan Romanya Devlet Başkanı diktatör Nikolay Çavuşesku.

 

İnsan toplulukları, grup liderleri, hukuk ve adalet karşısında mağdur olmuş, zulme uğramış bireyler, hapsedilen önemli bürokratlar, zindanlara tıkılan general ve subaylar, siyasal iktidarların ülke kaynaklarını hortumlama ve ülkenin bağımsızlığını, yok etme adına düşman güçlerle yaptıkları işbirliğine karşı direnen ve hukuksal yönlerden karşı koyan yurtseverleri, o siyasal iktidarın başının hukuk tanımaz talimatlarıyla onları kodese tıktıranlara ve vurdumduymaz bir aldırmazlıkla demokrasiyi rafa kaldırıp ülkeyi bir kral gibi keyfince yönetenlere karşı bilinçli, bilge çaresiz kalmış her yurttaş “Sözün bittiği yerdeyiz’’sözünün gerekliliğine inanır.

 

Kısaca, “Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözü, öncelikle bir ülkenin yönetimini, hile ve desiselerle, yabancı güçlerle işbirliği yaparak, seçim hileleriyle ele almış, vatandaşlarına hukuk ve demokrasi tanımaz azgınlığıyla baskı uygulayan diktatörlere karşı kullanılır.

 

“Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözü, hukuku hiç de etraftan dolanmadan açıkça çiğneyenlere karşı kullanılır.

 

Hem de o kadar açıktan çiğnenir ki hukuk adına, fabrikalarda seri mal üretilir gibi sahte deliller üretilip; ülke kahramanlarının ve
yurtseverlerinin hapishane zindanlarına tıkıldığı, onların tepelendiği, vatan haini teröristlerin ise onların aleyhlerinde tanık olarak uyduruk mahkemelerde dinlenildiği bir ülke yönetimi.

 

’’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözü ülke kaynaklarının o ülkeyi yöneten diktatör tarafından, iktidarını de devam ettirme uğruna dış süper güçlere peşkeş çekilmesi ve kendisi ile etrafı tarafından doymak bilmez maymun iştahı ile hortumlanması karşısında mahkemelerin bu işin üstüne hiçbir şekilde gitmemesi ile vatandaşların bezgin ve yılgın bir duruma düşerek’’ söylenir.

 

Ülkede büyük yolsuzluklar yapılır, yurtsever ve hukuku titizce uygulayan, adaleti işleten savcılar, yargıçlar olaya el koyar ama işin ucu diktatör ve çevresine dayanınca, o savcı ve yargıçlar hakkında uyduruk davalar açılıp yolsuzluk soruşturması sümen altı edilince hukuk ve demokrasiye inanan erdemli insanlar bile “Sözün bittiği yerdeyiz’’ der.

 

Güya terörü bitirme adına aslında terör örgütüne ülkenin bağımsızlığından ve bütünlüğünden ödün vererek, diktatörün emriyle terör örgütüyle müzakereler yapan üst bürokratlar hakkında soruşturma başlatan savcı ve yargıçların bu görevini durdurmak amacıyla bu üst bürokratlara soruşturma açma işini önlemek için parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak, soruşturma işini diktatörün iznine bağlayan doğal hukuk dışı uyduruk yasanın bir gecede çıkarılması karşısında ülkenin tüm aydınları “Sözün bittiği yerdeyiz’’ derler.

 

Çünkü bu tür haince icraatların emir vericisi diktatörün ta kendisidir; işin ucunun kendisine kadar uzanacağını biliyor.

 

Tüm ülkelerin, özellikle kalkınmış ve bilimde ilerlemiş Batı ülkelerinin anayasalarında ülkenin adı, dili, başkenti vs ile birlikte o topraklarda yaşayan ulusun adı çok net bir şekilde yazılıdır. Örneğin, İngiltere anayasasında İngiliz, Fransa anayasasında Fransız, Almanya anayasasında Alman adları kayıtlıdır.

 

Ama diktatör, dünya konjonkturel siyasetine göre iktidarını devam ettirmek için anayasadan ülkede yaşayan ulusun adını sanını silmeye çalışarak milli birliğin bozulması kesin olmasına rağmen terör örgütüne ödün vermesi karşılığında yargının sus pus olması.
İşte bu durumda da yurtseverler ‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ derler.

 

Çünkü başka çare yoktur.

 

Hukuk bitmiştir. Demokrasi, diktatör tarafından mezara gömülmüştür.

 

’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözü yurttaşlar tarafından başka hangi durumlarda söylenir?

 

Basının diktatör tarafından acımasız bir faşizmle baskı altına alındığı zaman söylenir.

 
Bu öyle bir ölümcül baskıdır ki, yayın organlarının genel yayın yönetmenleri diktatör veya onun görevlendirdiği elemanları tarafından atanır, haberler diktatörün istekleri doğrultusunda yapılır, gazetelerin köşe yazarlarını diktatör tayin eder; öyle ki o ülkenin medyasında diktatörden habersiz bir kuş değil, bir tüy bile uçmaz.

 

Gazeteciler bu diktatörden öyle korkarlar ki, televizyon programında karşısına dizildiklerinde adeta hepsi birer balmumundan yontu(heykel) gibidirler, korkudan sesleri titrer, kıpırdayamazlar, çanak sorular sorarlar; bunlar sanki insan değiller, sıra sıra dizilmiş gaz tenekeleridirler.

 

Yani diktatör o kadar dehşetlidir. Halbuki basın bir ulusun müşterek sesidir. Diktatör o sesi boğan korkunç bir canavardır. Diktatör gitmekte olan bir bisikletin üstünde hiç durmamacasına pedal çeviren ıslah ve iflah olmaz azgın bir zalimdir. Çünkü diktatör azgın ve sapkın bir yola girmiştir. Kitleleri ezmiş, bir ulusu aç ve sefil bırakmıştır. Yurttaşları yıldıran bir takip ve dinleme altına almıştır. Bu zulümden geri dönüşü eşyanın tabiatı gereği mümkün değildir.

 

 

Zulüm pedallarını çevirmeyi durdurduğu anda bisiklet devrilir ve hukuka, demokrasiye inananlar kendisini mahkemelerde yargılatır.

 

 

Diktatör bunu net bir şekilde bildiği için demokrasiyi ve hukuku tamamen rafa koymuştur.
Hiçbir icraatını kontrol ettirmez.
Yasalara boyun eğdiği takdirde mahvolacağını bilir diktatör.

 

Yasadışı faşizm ve zulümle hiç olmazsa bir kurtuluş ümidi olduğunu düşünür diktatör.

 

Bu nasıl bir ümittir?

Baskı ve şiddet kullanarak ülkenin aydınlarını, gazetecilerini, subaylarını, yurtseverlerini ve halkını korkutup sindirerek kurtulma ümidine kapılır.

 

Tüm diktatör zalimler bu noktada büyük yanılgı içindedirler.
Çünkü, kitle psikolojisi onların düşündüğü gibi değil.
Kitleler ateş üstünde ağzına kadar su dolu kaynamakta olan kazana benzer.

 

Bu kaynamakta olan kazanın ağzını sıkıca kapatırsanız, bir noktadan sonra patlayacaktır.
İşte zalim diktatörün baskısı altındaki kitleler de bir gün o kapağı devirme sıcaklığına geldiği an da patlayacaktır.

 

İşte bir ulus ve o ulusun aydınları bu kazanın patlama sıcaklığını ‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözünü söyleyerek ifade ederler.Zalim
diktatörlerin hükümran olduğu, hukukun ve demokrasinin rafa kaldırıldığı, parlamentolarında yasaların, diktatörlerin talimatıyla
çıkarıldığı, yolsuzlukların hukukun koruması altında yapıldığı, mahkemelerin talimatla karar verdiği, demokratik gösteri ve
yürüyüşlerinin engellendiği ve bunların üzerine polisin şiddet uyguladığı, yakalanıp hapislere tıkıldığı, ülkenin çıkarılan yasalarla
bölünmeye ve ulusal bütünlüğün bozulmaya çalışıldığı, yasalarla hiçbir önlem alınamadığı durumlarda başta aydınlar olmak üzere millet canından bezer ve ‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ der.

 

‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözü gerçekten sözün bittiği yerdir ve toplumsal hareketlerin, toplumsal dalgalanmaların başladığı noktadır.

 
Bu noktada artık kitleler yasalardan, diktatörün insafından ümitlerini kesmişlerdir.
Eylem hazırlığı içindedirler.
Bu eylemlerin hangi çizgide biteceği belli değildir.

 

Çünkü kitleler tarafsız mahkemelere, demokrasiye, insan haklarına, özgürlüklere, rahat etmeye ve takipten, telefonlarının dinlenmesinden uzak bir yaşama, diktatörün ülke kaynaklarını hortumlamaları ve dış süper güçlere peşkeş çekmeleri yüzünden yeterli beslenmeye ve gönenç bir hayat yaşamaya hasret kalmışlardır.

 

İşte bu noktada kitleler, pimi çekilmiş bomba misali aniden patlar.

 
Artık geri dönüşü olmayan bir yol üzerindedirler.

 

Çünkü kitleler artık şunun yoğun bilincine varmışlardır, seçimle gelmiş olsa bile hiçbir diktatör demokratik yollardan gitmez, diktatörü uzaklaştırmanın ve hak ettiği acı sona sokmanın tek çaresinin ona karşı hareketli bir dik duruşla sokaklara meydanlara dökülmek olduğunu.

 

Diktatörlerin de kaderleri bu sözün bittiği yer olan kitle hareketleri sonucunda belli olur ki, buna en iyi örnek, 1989’da gerçekleşen Romanya halk hareketi ve zalim diktatör Nikolay Çavuşesku’nun durumudur.

 

Kitlelerin bu doğal hareketlenmelerini 17.yüzyılın ünlü filozofu, devlet felsefecisi, akıl çağının gerçek başlatıcısı John Locke ‘’Eğer devlet koruma görevi dışına çıkar ve adaletsiz davranırsa toplumun direnme hakkı doğar’’ demiştir.

 

Yine 1789 ‘’Fransız Devrimi Haklar Bildirgesi’’nin iki maddesi bu konuya ışık tutar ki, şöyledir:

 

1-Yönetim halkın haklarını çiğnediği zaman başkaldırmak ve direnmek hakların en kutsalı ve ödevlerin en gereklisidir.

 
2-Devletin amacı, insanın doğal ve kaybolmaz haklarının korunmasıdır. Bu haklar, özgürlük, güvenlik ve zulme karşı direnmektir.

 

Örnek olması bakımından, derli toplu ve özet halinde anlatan çok yakın tarihimizin, ’’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözüne dayalı kitle hareketini değerlendirilmesi bakımından bilginize sunuyorum.

 

Bu kitle hareketi, uzun yıllar ülkesini demir yumruk, hukuk dışı ve zulümle yönetmiş olan Romanya Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku’nun devrilmesi ile ilgilidir.

 

“Nikolay Çavuşesku, 1918 yılında doğar… On bir yaşında Bükreş’e gelip ayakkabıcı çırağı olur ama papuçtan ziyade siyaset yapar. Afiş asar, duvar boyar, her eyleme koşar ve altı sene hapis yatar. Çıktığında kendisi gibi hızlı bir komünist olan Elena Petresku ile evlenir. Elena’nın babası kendi halinde bir ırgattır, kızını ilkokul dördüncü sınıfa kadar okutabilir. Nikolay da mürekkep yalayamaz ama tahsilin gereğine inanır. İhtilal sonrası Komünist Partinin gücünü kullanarak Bilimsel Araştırma Enstitüsü başkanlığına atanır. Kimyagerler tarafından hazırlanan bir doktora tezine imza atar ve kimya doktoru unvanını alır.’’

 

“Nikolay Çavuşesku oyunu kuralına göre oynar, güçlünün rüzgârına yelken açar. Nitekim Komünist iktidarın Tarım Bakanı olur. Ama o, dahasını ister ve Silahlı Kuvvetlerini arkasına alır… O kadar hırslıdır ki, ne eder eder Komünist Parti’nin ikinci adamı olmayı başarır.’’

 

Baskıcı ve acımasız

 

’’Nikolay, Komünist lider Gheorghiu-Dei’nin ölümünden sonra (1965) Devlet Konseyi Başkanı olur. 1960’larda Romanya’yı Varşova Paktı üyeliğinden çıkarır ve Batılıların sempatisini kazanır. Ancak ülkesini militan gibi yönetir, halkı canından usandırır. Gizli Polis teşkilatını düşünürlere musallat eder, muhaliflerini helada bile takibe alır.’’

 

“Nikolay ekonomiden anlamaz, yatırıma inanmaz. Ancak kendisi için tehlikeli olabilecek insanlara büyük paralar dağıtır. Ülkeye çivi çakmadığı halde hazine tam takır kalır. Çavuşesku kendi lüksünden zerre kadar taviz vermez ama ülkenin tüm ürünlerine el koyar, dışpazara çıkarır. İç piyasada her şey karneye bağlanır, halk yiyecek, giyecek ve ilaç sıkıntısından kırılır. Hele Elena doyumsuz bir kadındır. O yükseldikçe, halk dibe batar. Çavuşeskular sayısı kırkı bulan malikanelerde ihtişam içinde yaşarlar. Ancak Doğu Bloku’nun göçmesi ile onların da iktidarı sallanmaya başlar. 1989 yılında Timaşvar’da gösteri yapan halka ateş açtırınca ayaklanma çıkar, isyan dalga dalga yayılıp ülkeyi sarar. O da ustalarından öğrendiğini yapar pılısını pırtısını toplayıp kaçmaya çalışır. Ancak bunu başaramadan yakalanır. Onu, (Noel günü olmasına rağmen) alelacele yargılar ve karısıyla birlikte kurşuna dizerek ortadan kaldırırlar. (25 Aralık 1989).’’

 

“Nikolay Çavuşesku ve eşi Elena Amerikalı kapitalistleri bile imrendirecek bir hayat sürerler. İdamlarından bir süre sonra, eşyaları fakirlere dağıtılır ki bunların içinde 68 takım elbise, 21 çift ayakkabı, 55 gömlek, 23 şapka ve 12 pijama vardır. Elena Çavuşesku’nun gardırobu kocasına bile fark atar. Dolaplarından tam 177 çift ayakkabı, 30 çanta, 12 manto ve 170 elbise çıkar. İşe bakın bunlar düşkünler yurdunda yaşayan yaşlı kadınlara yarar..’’

 

Öleceğini anlamıştı

 

“Çavuşesku’nun mahkemesinde de bulunan Cirlan, “Tüm mahkeme birkaç saat içinde olup bitti. Duruşmanın başında Çavuşesku gözlerime baktı. Öleceğini anlamıştı. İdam kararı hemen uygulamaya geçildi.

 

Stanculescu, 8 gönüllü arasından benim de aralarında olduğum 3 kişiyi seçti. Her ikisine de 30′ar el ateş emri verdi ve “Önce Çavuşesku’yu öldürün” dedi. Gözleri bağlı değildi. Daha önce tavuk bile öldürmemiştim, onların ölümünü izlemek korkunçtu. Ama ona kızgındım, halka ve sosyalizme ihanet etmişti” diye konuştu.’’

 

“1989 yılında Çavuşesku, Macar asıllıların yaşadığı Timaşvar’da gösteri yapan halka ateş açılmasını emredince, başlayan devrim hareketi dalga dalga yayıldı. 1989 yılının Aralık ayının yirmi ikisinde karısıyla birlikte kaçmaya çalışırken yakalandı. Kendisi ve karısı askeri bir mahkemenin, televizyonda iki saat boyunca yayınlanan yargılaması sonucu Noel günü kurşuna dizilerek idam edildi. Karısı idam edilirken “Ben sizin annenizim” diyordu.

 

Çavuşesku çifti, ayrı ayrı olarak Bükreş’in Ghencea Mezarlığı’nda yolun zıt taraflarına gömüldüler.

 

Çavusesku da ülkesini çok sevdiğini ve onun için çok şey yaptığını söylemişti.’’

 

Et kokarsa tuzlanır.
Tuz kokarsa ne olur?

 

İşte o zaman ‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ denir ki bu söz Türkçe değil, yabancı menşelidir.
Ama Türkçe’ye net bir şekilde yerleşmiştir.

 

Yazımı İngiliz Algernon’un ‘’Bir ulusu tek kişinin yönetebileceğine inanırım, şu koşulla:O adamın ayaklarında çizme, elinde kırbaç, o ulus sırtında semerle doğarsa.’’ Sözüyle noktalayıp, gerçeğin merkezine parmak basalım.

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Her diktatör akıl hastasıdır
Cumhuriyet’in fabrika ayarlarına dönülmedikçe Türkiye ittifakı kurulamaz
Mansur Yavaş ivedilikle İ.Melih Gökçek dönemini yargıya ve kamuoyuna taşımalıdır