Türkiye’yi hareket halindeki korkunç cehalet yönetiyor

Türkiye’yi hareket halindeki korkunç cehalet yönetiyor
26 Kasım 2019 17:40

Yazının başlığı ve içeriği Batılı iki düşünürün birbirine çok benzer ve aynı anlamı ifade eden sözlerinden alınmıştır.

 

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

 

Bunlardan biri ‘’Eylem haline geçmiş cehaletten daha korkutucu bir şey yoktur.’’ Diyen Goethe.

 

 

Ve, ‘’Hareket halindeki cehaletten daha korkunç bir şey yoktur.’’ Sözü ile de Bernard Shaw.

 

 

Hareket haline geçmiş korkutucu cehaletler kişisel düzlemde de olmakla beraber kendini en çok iktidar düzleminde devlet yönetiminde gösterir.

 

 

 

Bugün Türkiye’nin yönetiminde 17 yıldır devlet ve milletin başına zorbalıkla musallat olmuş hareket halindeki korkunç bir cehalet vardır ve bu nedenle hem ülke, hem de halk toptan yere serilmiştir.

 

 

 

Öncelikle bu hareket halindeki korkunç cehaletin Türkiye’nin başına nasıl musallat olduğunun nedenlerinin bilimsel ve yönetsel kökenini ortaya koyalım.

 

 

 

Batı’nın aydınlanmasında ve insanlarının bugünkü düşünsel düzeylerinin yüksekliğinde çok önemli bir payı olan ‘’üstün insan’’ ekolünün ortaya atıcısı büyük deha Frederich Nıetzsche ‘’Cahil toplumda seçim yapmak okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır!’’ der.

 

 

 

Ve, ‘’Demokrasilerde bir seçmenin cahilliği bütün halkın güvenliği için tehlikelidir!’’ diyen John F.Kennedy.

 

 

 

İşte iki ünlü adamın demokrasilerin vazgeçilmez kuralı olan seçim konusunda söyledikleri sözler başımıza geçmiş hareket halindeki korkunç cehaleti çok net bir şekilde açıklamaktadır.

 

 

 

Türkiye Batılı anlamda aydınlanmayı tamamlamadığı için insanların çoğunluğu hazır dinsel kalıplarla düşünmeden karar verir ve yönetime uyanık dinbaz madrabazları getirirler.

 

 

 

Büyük çoğunluğu din odaklı kara veren topluluklar, dinlerin içerisinde bin yıllar içinde oluşmuş bataklıklara saplanarak dünyasını mahvetme uğruna ahiretini ön plana alır ve oy kullanırken kararını ona göre verir.

 

 

 

Böyle bir topluluk dünyada hak aramaz, dinlerin oluşturduğu beyinsel tembellikle alacağını öbür dünyaya bırakır ve gerektiğinde inançları adına helal eder.

 

 

 

İşte Türkiye gibi İslam toplulukları ile Batılı ülke insanları tamamen paradigmik olarak farklı düşünür.

 

 

 

Batılı topluluklar ve yönetimler cezanın ve mükafatın öbür dünyaya bırakılması gibi bir düşünceye, paradigmaya sahip değillerdir; günah ve sevap, helal ve haram kavramları ile icraat yapmazlar.

 

 

 

Ama Türkiye ve diğer İslam ülkelerinde insanların büyük çoğunluğu d,nsel kavramlara göre kalıpsal düşündüğü için kurnaz madrabaz yöneticiler bunu sonuna kadar kullanırlar.

 

 

 

Zaten F.Nıetzsche’nin dediği gibi ‘’…cahil bir topluluğun seçtiği yönetimlerde madrabazlar iş başına gelir…’’

 

 

 

Ve, bu madrabaz yöneticiler halkın din bataklığına batmış din duygularını sonuna kadar kullanarak hareket haline geçmiş cehaleti korkunç bir şekilde kullanırlar.

 

 

 

Bugün AKP hükümeti 17 senedir uyguladığı hareket haline geçirilmiş cehalet nedeniyle Türkiye’yi her bakımdan yıkım noktasına getirdi.

 

 

 

Yüzyıllar öncesinin ilkel inançlara dayalı Arap düşüncesini Türkiye yönetimine uygulayarak kabile devletlerinden bile aşağı durumda olan yönetimi Türk ulusunun başına musallat etti ki, bu düşünceler 7.Yüzyıl Arabistan yaşam tarzından alınmakla beraber tarihi ondan çok daha önceki, binlerce yıl önceki Akadlara, Babillere kadar gider. Çünkü Arap yaşam tarzlarının şekillenmesinde bu uluslar onlara karışarak çok etkili olmuştur.

 

 

 

AKP hükümeti ‘’Milattan Önce’’ki çok ilkel ulusların geleneklerini Arapların İslam diye yutturdukları Arap yaşam tarzı ile bir çuval gibi her bir Türk insanının başına geçirilmiştir.

 

 

 

Şimdi çok açık olarak hareket haline geçmiş korkunç cehalet prototip örnekleri vereceğim.

 

 

 

AKP ve bizzat genel başkanı Tayyip Erdoğan tarafından tembel ve kurnaz Arapların kendilerini başka uluslara boğalar gibi besletmek için İslam’ın içine sokulmuş olan ümmet, muhacir ve ensar dinsel kavramlarını kullanarak 8 milyon Suriyeli Arap, Ortadoğulu ve Afrikalı çöplük insan seliyle Türkiye topraklarını işgal ettirdi ve 82 milyon insanımızın ağzından lokmaları zorla alarak bunlara yedirdi ve yediriyor.

 

 

 

İşte bu durum Goethe ve Bernard Shaw’ın dedikleri gibi eylem haline, eylem haline geçmiş korkunç cehaletlerdir.

 

 

 

Erdoğan sadece Arap paradigmalarının İslam diye okutulduğu imam hatip mezunu olduğu için hareket haline geçmiş korkunç cehaletlerin Türkiye’nin yönetiminde uygulanmasında zerre kadar bir sakınca görmüyor, ümmet ve muhacir diye nitelediği din kardeşlerine yardım ettiği için cenneti kazanacağını sanıyor.

 

 

 

Tayyip Erdoğan büyük bir olasılıkla üniversite mezunu olmadığı ve yaşamında bir kitap kapağı açmadığı için ümmet, muhacir ve ensar dinsel kavramlarıyla Türkiye ve Türk ulusuna yakın, orta ve uzun dönemlerde hangi sosyal, kültürel, ekonomik, güvenlik, kriminal suçlar belalarını açacağını hesap edemiyor, çünkü dinsel kalıplarla davrandığı için hareket haline geçmiş korkunç cehaleti Allah emri sanıyor.

 

 

 

Batılı ülkeler yukarıda da bir nebze değindiğim gibi devleti yönetirken dinsel kavramlarla hareket etmedikleri gibi bu konu hiç gündemlerinde bile değildir.

 

 

 

Batılı ülkeler fen ve sosyal bilimlerde tamamen akıl, mantık, deney ve gözleme göre karar verirler.

 

 

 

Batılı ülkelerin halkı da tamamen aydınlanmış oldukları için dinsel kavramları kullanacak sahtekar madrabazların yönetime gelme gibi bir şansları bulunmamaktadır.

 

 

 

Şimdi size Tayyip Erdoğan’ın dinsel kavramları kullandığı için hareket haline geçmiş korkunç bir cehalet daha anımsatmak istiyorum.

 

 

 

Ekonomi biliminde faizler enflasyona göre oluşur ve tüm mallarda olduğu gibi parada da arz-talep yasası işler.

 

 

 

Tayyip Erdoğan’ın böyle bir yasadan haberi olmadan görevi içinde olmadığı halde bağımsız olması gereken Merkez Bankası’na baskı yaparak arz-talet dengesini çiğneyerek faizleri mümkün olduğu kadar en alt seviyede tutuyor.

 

 

 

Neden?

 

 

Ekonomi bilimine uymasa bile dinsel inancı ona bunu telkin ediyor.

 

 

 

İşte bu şekilde dinsel inançlar uğruna ekonomik kriz daha da derinleştirilerek eylem haline geçmiş korkunç cehalet Türk ulusunun başına geçiriliyor.

 

 

 

Dinsel kalıplarla karar veren insanlar da ‘’Ne Müslüman adam!’’ algısıyla her seçimde oyunu bu şekilde götürüp AKP ve Erdoğan’a veriyor.

 

 

 

Tayyip Erdoğan’ın insanların yaşamlarını garantiye alan onurlu sosyal güvenlik ve onlara iş bulma icraatı haricinde erzak torbaları ve kömür yardımıyla İslam adıyla uygulanan Arap yaşam tarzı olan iaşe, iane ve sadaka kültürüne dayalı ilkel uygulamaları da hem oy getiren bir sistem, hem de insanları karanlıklara gömen hareket haline geçmiş korkunç bir eylemdir.

 

 

 

AKP 1400 yıldır insanımızın beyninde şekillenmiş olan dinsel kalıpları, dinsel paradigmaları, hurafe inançları sonuna kadar kullanmaktadır.

 

 

 

‘’Barış Pınarı’’ harekatı dedikleri savaş tiyatrosu ile ondan öncekileri de insanların dinsel dimağlarından yakalamak için tertip edilmiş oy toplama makineleri olarak hareket haline geçmiş olan korkunç cehaletlerdir.

 

 

 

Halkın bilinç altına yerleşmiş olan cihat kavramlarını açığa çıkararak oy topluyorlar.

 

 

 

Şunu iddia ile belirtebilirim ki Erdoğan’ın tüm icraatları dinsel kalıplara dayalı harekete geçirilmiş korkunç cehaletlerdir.

 

 

 

Örneğin, Tayyip Erdoğan’ın nikah şahidi olarak davet edildiği düğünlerde evlilik cüzdanını verirken ‘’En az üç çocuk yapın!’’-ki bunu daha sonra dört ve beş çocuğa kadar çıkardı-demesi de tamamen dinsel bir kalıptır ve dinsel kalıplara göre karar veren milyonlar bunun nedenini çok iyi bilirler.

 

 

 

Hz.Muhammet bir hadisinde ‘’Evleniniz, çoğalınız; kıyamet günü ben sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim!’’ der.

 

 

 

İşte İslam inanç kalıplarına göre inananlar da çok çocuk yapmayı Peygamber emrini yerine getirdikleri için çok sevap kazandıklarını sanırlar.

 

 

 

İşte Tayyip Erdoğan’da bu inancı sürekli kullanarak her defasında ‘’En az üç çocuk!’’ yapın tekrarlarıyla seçim propagandası yapar ve sürekli kazanır.

 

 

 

Batılı ülkelerde böyle bir şeylerin olması olası değildir, çünkü onlar çok çocuk değil, kaliteli ve eğitimli nüfus istiyor ki bunun yolu da dengeli olarak çoğalmadan geçer.

 

 

 

Aşırı sayıdaki kalitesiz ve eğitimsiz nüfusun Türkiye’nin başına çok uzak olmayan zaman diliminde ne büyük belalar açacağını kültür dağarcığı olmayan Erdoğan asla hesap edemez ve aklının ucundan bile geçmez.

 

 

 

Bunun için kültürel birikim gerekir, üniversite mezunu olmak gerekir.

 

 

 

İşte 1400 yıl öncesi Müslümanların sayısının çok az olduğu güçsüz bir dönemde politik olarak söylenmiş bir söz bugün Türkiye’yi mahvetse de AKP’ye oy toplama uğruna hareket haline geçmiş korkunç bir cehalet haline gelmiştir.

 

 

 

Yukarıda bir tümcede değindiğim gibi Tayyip Erdoğan ve onun AKP’si yaptığı tüm icraatlar 1400 yıl önceki dinsel paradigmalara dayalı, tamamen çağdışı, bilim dışı, akıl dışı dinsel paradigmalara dayalı olarak Türkiye’nin ve 82 milyon insanımızın başına hareket haline geçmiş korkunç cehaleti bir çuval gibi geçirmişlerdir.

 

 

 

Bunların hepsini yazmaya kalkarsak kitaplık hacimde bir yer tutar.

 

 

 

Eğitim, sağlık, emniyet, ordu, kültür, ekonomi, dış politika, iç güvenlik, ticaret ve iş dünyası, turizm vs. aklınıza gelebilecek tüm yönetsel kavramların başına dinsel kalıplarla eylem haline geçmiş korkunç cehalet musallat olmuştur.

 

 

 

 

Bugün neden hiçbir ülke ile köklü muhabbetimiz yok ve dünyada itibarımız sarsıldı?

 

 

 

Tek nedeni var, o da dış politikayı 7.Yüzyıl dinsel cihat kalıplarına göre savaş ve kavga olarak algılattıkları için.

 

 

 

Zira Hz.Muhammet ve ondan hemen sonraki dönemlerde Müslüman Araplar fütuhat için hep savaştılar, hep kılıç elde dolaştılar.

 

 

AKP bizi öyle bir harekete geçmiş korkunç cehalete batırdı ki 70 yılda oluşturulan oturmuş diplomasi geleneğimizi dinsel kalıplarla yer ile yeksan etti!

 

 

 

Öyle ki, büyükelçi olarak dil bilmeyenleri, cahilleri, Merve Kavakçı bibi şeyhlerin el ve eteklerini öpenleri, rüşvetçi hırsız eski bakanları, milletvekillerini vs. atadı.

 

 

 

Çok yakın geçmişte Milli Savunma Bakanı olarak Arap paradigması ile beyni şekillenmiş birini getirdiğini de unutmadık.

 

 

 

Türkiye’nin ve Türk ulusunun başına Tayyip Erdoğan ve AKP’sinin 17 yılda inşa ettiği ‘’Hareket haline geçmiş korkunç cehaleti’’ toptan kaldıracak, akıl, bilim, deney ve gözleme göre yönetecek aydınlık bir cumhurbaşkanı ve yönetimi dört gözle bekliyoruz.

 

 

 

Madrabaz yöneticilerin elinde oyuncak olan dinsel kalıplar ülkeyi ve ulusu mahvetti!

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Suriyelilerin Türkiye’yi istilası ve şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit eden iktidar sahipleri
Tayyip Erdoğan Türkiye’yi Makyavelist politikalarla yönetiyor!
Türkiye’yi hareket halindeki korkunç cehalet yönetiyor