Türkiye yarı açık cezaevi haline geldi

Türkiye yarı açık cezaevi haline geldi
10 Ocak 2019 19:51

Devletin açıkladığı resmi rakamlara göre 2018 yılında Türkiye’yi terk edip, bilhassa batı ülkelerine göç eden Türklerin sayısı 253 bin 640 kişidir ki bu korkunç bir rakamdır ve bundan önceki yıllarda da göç edenleri hesaba katmıyoruz.

 

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

Buna kıyasla şimdi bir rakam vermek istiyorum.

 

O da sadece son üç günde IŞİD/PYD çarpışmasından sonra Türkiye’ye göç eden Suriyelilerin sayısı 100 bin olmuştur ve aşağı yukarı son bir aydır Suriye sınırına asker sevkiyatından sonra her gün 10 binlerce Suriyeli de gelmiştir.

 

Türkiye’deki Suriyelilerin sayısı resmi makamlar gizlese de 5 milyondan aşağı değildir.

 

Sadece Suriyeliler değil, Iraklılar, Afganlılar, Afrikalı Zenciler de yoğun bir şekilde ülkemizi savaşsız olarak işgal etmektedirler.

 

Şimdi bunların Türkiye’nin yarı açık cezaevi olduğu ile ne ilgisi var diye soracaksınız.

 

Öncelikle şu saptamayı ortaya koyalım ki, AKP hükümeti tüm bunları bilinçli bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

AKP hükümeti Türkiye’yi çok bilinçli olarak bir Ortadoğu ülkesi yapmak istiyor.

 

Ortadoğu ülkelerinin en temel özelliği nedir?

 

Ülkenin diktatoryal olarak yönetilmesi ve başında da en karakteristik bir diktatörün bulunmasıdır.

 

Bunun içinde cahil ve sapkın Arap paradigmalı/zihniyetli nüfusun olması gerekmektedir.

 

Zira diktatörler kültürlü toplumlarda asla barınamaz ve sülale boyu kök salamazlar.

 

AKP ne yapıyor?

 

Bilinçli, aydın, biliminsanı, sanatçı, özgürlüğü yaşam tarzı haline getirmiş gençleri, zenginlenip ufku açılmış kitleleri yurt dışına kaçırtmak için özel politikalar uyguluyor.

 

Yukarıda saydığım sosyal sınıflar ancak ülkelerinde özgürlüğü doya doya yaşayarak yaşamlarını sürdürebilirler.

 

İşte Türkiye’de bu çağdaş yaşama alışmış parlak sosyal sınıflar ülkelerini terk edip uygar dünyalara göç ederken, bunların yerine Suriye’den ve diğer Ortadoğu ülkelerinden milyonlarca sapkın Arap zihniyetli milyonlarca çöp kafalı nüfus akmaktadır.

 

Bir taraftan Türkiye’nin en seçkin yüz binlerinin ülkelerini terk edip gitmesi, bir taraftan da milyonlarca çöplük beyinli kalitesiz Arap nüfusunun gelmesi ile diktatörlüğün sülale boyu sürmesi için yollar en sağlam şekilde ve çok kalın olarak asfaltlanmaktadır.

 

Şimdi iki hususu daha açıklayıp esas konuya geçelim.

 

Şunu unutmayalım ki, AKP demokratik yollarla devrilmedikçe çok fazla sürmez, Arap nüfusu Türk nüfusunu geçer ve her şeye Araplar egemen olurlar.

 

Zira Türkiye’ye gelen Arapların sadece 0-18 yaş arası sayısı 1 milyon 723 bindir.

 

Bu orantıyı 18-30 yaş aralığına göre hesap edersek çok daha korkunç rakamlar ortaya çıkar ki bu da Türk ulusu için tehlikenin korkunçluğunu göstermektedir.

 

Ve üstelik gelen sığınmacı Suriyelilerin erkek sayısı kadın sayısından 300 küsur bin fazladır.

 

Bu neyi göstermektedir?

 

Suriyeli sığınmacı gençlerin Türk kızları ile evlenme isteği olanağını göstermektedir.

 

Geçenlerde İçişleri Bakanı’nın açıkladığı bir rakam vardı.

 

Şimdiye kadar vatandaş yapılan Suriyeli sayısının 76 bin küsur olduğunu açıkladı.

 

Aslında 5 milyon sığınmacı Suriyeli tümden vatandaş olmak istiyor ama devletin kendilerine yaptığı yardımdan mahrum kalacakları için şimdilik uyanık davranıp bu arzularına ileriki zamanlara saklıyorlar.

 

Zira sığınmacılar için her şey bedava ve her aileye maaş verildiği gibi sınavsız olarak istedikleri fakültelerde okuyorlar. Ayrıca halkımız bunu pek bilmiyor ama bunlar elektrik ve su parası bile ödemiyorlar.

 

Belirtmek istediğim ikinci husus da bu yıldan başlamak üzere Türkiye’yi bırakıp giden Türk sayısı çok daha korkutucu rakamlara ulaşacaktır.

 

Öyle ki, matematiğin konusu olan aritmetik, daha sonralar da geometrik oranlarda çoğalacaktır.

 

Uygar dünyaya önce giden Türkler daha sonra gelecek olanlara yani yakınlarına, arkadaşlarına öncülük ve rehberlik yapacaklardır ki bu da özgürlüğe kaçışı astronomik rakamlara fırlatacaktır.

 

Geçenlerde basında Sabancı ailesinin Malta vatandaşı olduklarını öğrendik.

 

Zenginler de çok korkuyor ve herhangi bir konuda ağızlarını açamıyor.

 

Bundan bir süre önce Güler Sabancı’nın korku yüzünden hiç inanmadığı halde Maiye ve Hazine Bakanı Damat Ferit Paşa’yı pardon Berat Albayrak’ı yalakalık derecesinde nasıl övdüğüne hepimiz tanık olduk.

 

Vasıflı Türk nüfusu artan yoğunlukta kendi öz vatanları Türkiye’yi terk ederken Ortadoğulu çapulcular milyonlar halinde vatanımızı işgal ediyor ve bu işgal de tıpkı Türklerin uygar dünyaya göç etmesinin aritmetik ve geometrik oranda artacağı gibi aynı oranlarda artacaktır.

 

Felaket artık kapımızı ardına kadar açmıştır.

 

İşte AKP hükümetince bilinçli olarak oluşturulan bu kıyamet felaketi Türkiye yarı açık cezaevi haline getirilerek sağlanmıştır.

 

Türkiye’de artık herkes konumuna ve sosyal sınıfına göre şiddetli baskı altındadır.

 

Tıpkı kızıl sultan Abdulhamit’in devrinde olduğu gibi herkes tekip edilmektedir.

 

Öyle ki, Hababam Sınıfı filminde olduğu gibi kopya çektirmeyen külyutmaz öğretmenin yazılı yoklama yaptırırken ‘’Önüne dön, sağa bakmak yasak, sola bakmak yasak, ben kül yutmam gibi…’’ gibi paranoyak davranılmaktadır.

 

En çok aydınlar, gazeteciler, akademisyenler, sanatçılar, sosyal medya üzerinden fikirlerini yansıtan kültürlü insanlar şiddetli baskı altındadırlar.

 

Ağzını açan kodese tıkılıyor.

 

Her yazılandan ve konuşulandan anlam çıkarılıyor.

 

Öyle ki, ‘’hava bulutlu’’ desen, bunu ‘’bana ördek demek istedi’’’ diyerek yargıya verilen işaretle hemen dava açılıyor.

 

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı sistemi değişti ve cumhurbaşkanı bir siyasal parti başkanı olduğu halde hala daha cumhurbaşkanına hakaretten ceza maddesi voyvoda kazığı gibi yerinde durmaktadır.

 

O, herkese ağzına geleni söyleyip hakaret ederken, ondan daha az dozajda yanıt veren herkes cumhurbaşkanına hakaretten yargılanmaktadır.

 

Geçtiğimiz günlerde Metin Akpınar, Müjdat Gezen’in başına gelenler bu kabildendir.

 

Öyle etkili bir yönetim mekanizması kurmuşlar ki, tüm yurttaşları olduğu gibi bürokrasi, askeri bürokrasi, yargı ve emniyet mensuplarını da korku çemberi içine almıştır.

 

Bu öyle bir acı mekanizma ki, işaret ettiği kişilere gerekli cezai ve olumsuz işlem yapılmadığında yukarıda sıraladığım yargı ve bürokrasi mensupları başlarına hangi felaketlerin geleceğini çok iyi bilmektedirler.

 

Herkes şüphe içinde birbirinden korkmaktadır, gammazlanacağını düşünmekte ve ağızlarını açamamaktadır.

 

Kurdukları bir CİMER(Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi vardır ve buraya vatandaşların şikayetleri yapılmaktadır denilmektedir ama burası aslında cumhuriyet, Atatürk ve Türk düşmanlarının yurtseverleri gammazlama merkezidir.

 

Cumhurbaşkanı için açılan hakaret davalarının esas kaynağı buraya yapılan gammazlıklardır.

 

Muhalefet dahil tüm milletvekilleri bile baskı içinde yaşamaktadırlar.

 

Korkusundan kimse ağzını açıp bir şey konuşamıyor.

 

Çünkü küfürlü hakaret ediliyor, açıkça tehdit ediliyor.

 

Bunlara herkes tanıktır.

 

Sadece bunlar değil, bilhassa aydınlar, ülkenin perişan diktatoryal halini anlatanlar sözlü olarak değil ama eylemsel olarak mesaj verilip uyarılıyor.

 

Bunun nasıl yapıldığını burada açıklayamam ama buna maruz kalanlar çok iyi bilmektedir.

 

Ticaret yapan muhaliflere ağır vergi cezaları veriliyor.

 

Aslında tüm yurttaşlar ağır kıskaç halindedir.

 

Türkiye’yi çöplükleştiren Suriyeli ve Ortadoğulu cürufatı beslemek için her şeye sürekli zamlar yapılmakta, trafik cezaları yoğun olarak kesilmektedir.

 

Her şey Arap sığınmacılar için, Türkler üçüncü sınıf yurttaş konumuna düşmüşlerdir.

 

Sığınmacı Araplar artık sık sık Türklere saldırmakta, sokakları zaman zaman savaş alanına çevirmekte, çılgınca eğlenmekte, Türk kadınlarına her türlü tacizde bulunmalarına rağmen yargıya hesap vermemektedirler.

 

Çocuklarının geleceklerini düşünen Türkler okullarda din bilgisi adı altında Araplaştırmalarından aşırı kaygı duymaktadırlar.

 

Seçkin aileler bu nedenle ülkelerini her geçen gün artan orantıyla terk etmektedirler.

 

Aslında tüm yurttaşlar ağır baskı altındadırlar.

 

Kendilerini cezaevinde gibi duyumsamaktadırlar.

 

Yarı açık bir cezaevi.

 

Durum oldukça vahimdir.

 

Diktatoryal yönetim bundan asla vazgeçmez.

 

Vazgeçtiği an gideceğini çok iyi bilir.

 

Zira Hitler ‘’Diktatör bisiklete binen adama benzer, pedal çevirmeyi bıraktığı an devrilir!’’ der.

 

Türk ulusunun azim ve kararlılığından başka hiçbir şey kendisini kurtaramayacaktır.

 

Ya yarı açık cezaevi koşullarında yaşamaya devam etmek, ya da özgürlükçü çağdaş demokrasiye kavuşmak için demokratik mücadelemizi artırmak zorundayız.

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Ülkeyi batırdı, şimdi de suçlarını milletin üstüne çamur gibi atıyor
Erzurum’u RTE’ye satan Bahçeli’ye 31 Mart’ta sandıkta ağır bir ders verilmelidir
Biji Serok Ahmet parti mi kuruyor?