Ya istiklal ya ölüm!

Ya istiklal ya ölüm!
13 Nisan 2017 09:15

Bilinen beş bin yıllık Şanlı Türk Tarihi’nin en baht-ı kara dönemini yaşıyor ve yürekli vatansever milyonlarla mücadele veriyoruz.

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

 

Neden Türk Tarihi’nin en kara bahtlı dönemini yaşıyoruz?

 

 

Türk milletinin her bir bireyinin, Türk kimliği kamuflajına saklanmış vatan haini hırsız, azılı katil, devlet ve millet soyguncusu, vatan topraklarını yabancılara peşkeş çeken foseptik çukuru alçaklar dışında, bu referandumda ”evet” de dese ”hayır”da dese, Büyük Atatürk’ün ifadesiyle damarlarında dolaşan asil kanın onu vatansever kıldığı muhakkaktır.

 

 

Ama Türk milletinin ve Türk vatanının düşmanlarının soysuz karakterleri çakal ve sırtlan niteliğinde.

 

 

Bu soyu bozuk düşmanlar çakallıkları ile vatan evlatlarını kandırma çalışması yapıyorlar ve maalesef bir kısmı üzerinde de başarılı oldular.

 

 

İstiklal Harbi’nin Ebedi Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından saptanan parolası ‘’Ya istiklal ya ölüm’’dü ve bu ulvi parolanın verdiği sınırsız bir ivme ve ilahi güçle Türk milleti 26 Ağustos 1922’de şanı büyük yiğit Türk askerinin yapılan dualar sonunda sabah namazı vakti saat 5.30’da Başkumandan’ın verdiği ‘’ateş’’ emri ile yoğun top atışına başlamış, 10 Eylül 1922’de Yunan palikaryaları Ege Denizi’ne dökülmüştür.

 

 

Yani 15 gün gibi kısa zamanda Tanrı’nın kanında gizlediği Türk’ün mucize gücü tecelli etmiştir.

 

 

Ki, Yunan Başkumandanı, 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruzu Başkumandanımız Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından başlatılmadan önce Afyonkarahisar’da yaptıkları siperler için ‘’Türkler bu siperleri 6 ayda geçemezler’’ demesine rağmen.

 

 

Türk askeri bu siperleri birkaç saat içinde yer ile yeksan ederek İzmir’e doğru yelken açmıştır.

 

 

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşımız’ın 5.Kıtasında dile getirdiği;

 

 

‘’Arkadaş!Yurduna alçakları uğratma, sakın.

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…

Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.’’ İlahi müjde ifadeleriyle Türk askeri İstiklal Harbi’nde bir mucizeye imza attıysa, biz de bugün milletçe çok daha korkunç var veya yok oluş paradoksu ile karşı karşıyayız.

 

 

Yine parolamız ‘’Ya istiklal ya ölüm!’’dür.

 

 

Büyük Taarruzumuz-tabii ki demokratik taarruz-16 Nisan 2017’dir.

 

 

Çok açıkça yazacağım.

 

 

Referandumda ‘’evet’’ galip geldiği taktirde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yıkıldığını kabul edin ve mastürbasyon niteliğinde kendinizi avutmayın.

 

 

Çünkü bu adamlar 15 senedir Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine tek adam diktatoryasına dayalı ve Türkler ile Türk adının kovulacağı, çağdışı çöl Arabı zihniyetine göre bir devlet kurma istençleri sicillerine kaydedilmiştir.

 

 

Devlet kurumlarından T.C. tabelalarının kaldırılma teşebbüsleri, 5 milyon çöl Arabı’nın yurdumuza iskan edilmesi, Türk askerini kışlalarına tıkayarak teröristlere hendek-siper kazma fırsatlarının verilmesi ile cephane ve silah depo etmelerini sağlamalarının altında yatan tek neden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkma istençleridir bu adamların.

 

 

Barış süreci dedikleri alçak ihanet süreci ile teröristlerle masaya oturmaları da yukarıda yazdıklarım ile birlikte vatana ihanet çapındadır ve bunlar bu nedenle anayasayı tek adam diktatoryası formatında değiştirerek tüm suçlardan yargılanma korkusundan kurtulma korkunç dalaveresi içindedirler.

 

 

Neler yapıyorlar bu bedbahtlar?

 

 

Her yerde ‘’hayır’’ çalışmalarına psikolojik savaş ve kaba kuvvet yöntemleriyle engel oluyorlar.

 

 

Otobüs, metrobüs, sokak ve caddelerde şiddeti silah olarak kullanıyorlar.

 

 

Tabii ki, tüm ‘’evet’’ diyenler için bu iddiada bulunmuyorum ama güvendikleri yönetim işbaşından gidince Türk yargısının adaleti ile yargılanacak olan hırsız, katil ve vatan hainleri bu alçakça şiddeti her yerde uyguluyorlar.

 

 

İlahi bir yasadır, adalet her zaman yerini bulur ve yargının voyvoda kazığı yukarıda zikrettiğim şerefsizlerin münasip yerlerine bir gün muhakkak girer!

 

 

16 Nisan günü Türk milletinin ebedi varlığını ve son toprak parçamızı korumak üzere sandık başına gideceğiz, mührü ‘’hayır’’ın üstüne basıp, bu adamların 15 yıllık saltanatına son vereceğiz.

 

 

Oy kullanma hususunda yakınlarımızı uyaracağız.

 

 

Hasta veya sakat yakınlarımız varsa onları da bir şekilde oy kullanmaya götüreceğiz.

 

 

Bu bir İstiklal Savaşı’dır ve cephanesi ‘’hayır’’ oylarımızdır.

 

 

Son vatanımızı gelecekte ne olduğu bilinmeyen bir diktaröre-hain, hırsız, Türk düşmanı, yabancı Arap hayranı vs. olabilir-teslim ederek ölüm fermanımızı kendi ellerimizle imzalamayalım.

 

 

16 Nisan günü ve akşamı oy hırsızlığı ve bu yolda her tür dalavere yapılabilir.

 

 

Bu nedenle tüm vatansever ‘’hayır’’ oyu sahipleri çok uyanık ve dikkatli olmalıdırlar.

 

 

Korkulacak bir şey yok, şiddet kullananlar demokratik-hukuk kaidelerine uyan ‘’hayır’’ oyu sahibi vatanseverlerden korksunlar.

 

 

Haklarımızı korumak en kutsal hakkımız.

 

 

1789 Fransız Haklar Bildirgesi’nin 2 maddesini anımsatmak istiyorum:

 

 

‘’1-Yönetim halkın haklarını çiğnediği zaman başkaldırmak ve direnmek hakların en kutsalı ve ödevlerin gereklisidir.

 

 

2-Devletin amacı, insanın doğal ve kaybolan haklarını korumaktır.Bu haklar özgürlük, güvenlik ve zalime karşı direnmektir.

 

 

Yukarıdaki iki maddeyi hiçbir zaman unutmayalım ve 17.Yüzyıl ünlü filozofu, devlet felsefecisi, akıl çağının gerçek başlatıcısı JOHN LOCKE’nin ‘’Eğer devlet koruma görevi dışına çıkar ve adaletsiz davranırsa toplumun direnme hakkı doğar’’ aydınlığının manidarlığını çok iyi kavrayalım.

 

 

Bu nedenlerle 16 Nisan günü oylamada yapılabilecek hırsızlık, usulsüzlük ve her türden çakallığı güvenlik güçleri ile adalete cesurca bildirelim ve vatanı milleti kurtarmak için ‘’hayır’’ oyu kullanan vatansever yurttaşlarımız olabilecek bu durumlar karşısında çok çabuk, çok sıcak iletişim kurarak yardımlaşmalıdırlar.

 

 

‘’Hayır’’ oyu için çalışan tüm siyasal partiler-TBMM içi veya dışı-güçleri ne kadarına yetiyorsa, referandumun selameti için oluşturdukları ilgili birimlerini en verimli şekilde çalıştırmalıdırlar.

 

 

Unutmayınız ki, 16 Nisan referandumu vatana ihanet edenlerin, küresel katillerin ve millet vatan soyguncularının son kurtuluş simididir; pervasızca çalışmaları bu yöndedir.

 

 

Kurtuluşları yok, ‘’26 Ağustos 1922 Büyük Taarruzu’’ ile Anadolu’yu Yunan palikaryalarında Türk milleti olarak temizlediğimiz gibi ‘’16 Nisan 2017 Demokratik Büyük Taarruzu’’ ile de Türk milletini hakir görüp adı ile birlikte Anadolu’dan süpürüp atmak isteyen ve Türk topraklarını şu veya bu usullerle, savaşmadan yabancı milletlere işgal ettiren vatan haini hırsızları, katilleri, terör azmanlarını, Türk yargısı önünde yargılatıp, ebedi olarak artıklarını yurt dışına çıkaracağız.

 

 

Türk milletinin 16 Nisan 3017 demokratik gazası mübarek olsun.

 

 

‘’YA İSTİKLAL YA ÖLÜM!’’

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Türkiye’nin yakın siyasal geleceğine ait önemli bir not
Eli kanlı diktatörlerin tehditlerine muhalefet liderleri nasıl tepki vermeli
Cellattan adalet istenmez