Parti Anayasası’na doğru mu?

Parti Anayasası’na doğru mu?
1 Nisan 2016 11:26

Geçmiş iktidarlar döneminde de zaman zaman dile getirilen, ancak her seferinde ülkemiz koşullarına uygun olmadığı gerekçesiyle gündemden çıkan Başkanlık Sistemi, özellikle 2010 Anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi sonucu daha çok tartışılır oldu. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesinin fiili Başkanlık olduğu dillendirilmeye başlandı. Gerçekten mevcut Anayasa’ya göre, Parlamenter Sistemle yönetilmemiz gerekirken, fiilen yasama, yürütme ve yargının tek elden idare edilmeye başlandığı bir döneme girmemiz, fiili Başkanlık Sistemi midir? Yoksa mevcut Anayasa’nın açık bir ihlali midir?

 

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Fiilen uygulandığı gibi, Başkanlık Sistemi kuvvetler birliği demek midir? İstenilen sistemde denge-fren mekanizmaları şimdiki durumdan daha iyi mi olacaktır? Başkanlık Sisteminin başta Üniversiteler, Barolar ve Sivil Toplum Örgütleri olmak üzere, toplumun her katmanında tartışılması gerekmez mi?

 

Ancak ülkemizde bugün için serbest tartışma ortamının olduğunu söylemek maalesef mümkün değildir. Böyle bir tartışma ortamı var ise, neden yüzlerce akademisyen, gazeteci, avukat ve STK temsilcisi, sırf muhalif görüşlerinden dolayı soruşturulmakta, yargılanmakta ve tutuklanmaktadır. Bu dikenli ve mayınlı ortamda, Başkanlık Sisteminin enine boyuna, serbestçe tartışılmasının garantisi nedir?

 

Serbest tartışma ortamının sağlanması için, öncelikle Siyasi Partiler, Seçim, Terörle Mücadele, Ceza ve Dernekler Yasası gibi temel yasalardan anti demokratik hükümlerin ayıklanması, deyim yerindeyse bir “yol temizliği”nin yapılması gerekmez mi?

 

Bugünkü sorunlarımızın kaynağı, parlamenter sistem midir? Sorunların çözüm yeri de Başkanlık sistemi midir? Yargının bağımsız ve tarafsız olmamasının, vesayetin ve yolsuzluk iddialarının çözümü Başkanlık Sistemi ile mi mümkündür? Yoksa Başkanlık Sistemi ile mevcut sorunlar daha da artacak mıdır? Esasen mevcut sorunların çözümü için herkesi kucaklayacak, kimseyi ötekileştirmeyecek bir yönetim anlayışı ve Anayasa değişikliği gerektirmeyecek yasal değişiklikler yeterliyken, parlamentodaki sayısal çoğunluğa güvenerek sistem değişikliğine gitmek ne kadar doğrudur? Yoksa 1950’li yıllarda dönemin Başbakanı Menderes’in de meclisteki sayısal çoğunluğuna güvenerek, milletvekillerine hitaben “Siz isterseniz hilafeti geri getirebilirsiniz” gibi bir güç – iktidar zehirlenmesi mi yaşanmaktadır? Tarih (elbette kötü yönleriyle) tekerrür mü ediyor?

 

İstenen Başkanlık Sistemi, Dünyada en başarılı örnek olarak gösterilen ABD Sistemi midir? Yarı-Başkanlık Sistemi olan Fransa örneği mi düşünülmektedir? Yoksa Ortadoğu, Güney Amerika veya Rusya örneğinden hareketle, Türk Tipi Başkanlık Sistemi mi arzulanmaktadır?

 

Bu arada geçtiğimiz günlerde Sayın Başbakan, parti olarak kendi Anayasalarını hazırlamaya başladıklarını, bu Anayasanın Başkanlık esaslı olacağını, önümüzdeki Haziran ayında TBMM’ne sunacaklarını ifade ettiler. Anayasalar, toplumsal sözleşmeler olarak da tanımlandıklarına göre, toplumun tamamının katılmadığı bir Anayasa, bir partinin tepki Anayasası olmayacak mıdır? Böyle bir Anayasanın kucaklayıcı ve kalıcı olması mümkün müdür?

 

Yapıldığı dönemde ülkemizin ve demokratik ülkelerdeki en gelişmiş Anayasalarından olan 1961 Anayasası bile, ülkemizin tamamını kucaklayamadığı için, sürekli eleştirilmiş, “topluma bol geldiği” iddiasıyla sürekli budanmıştır. Sonunda 1980 darbesi ürünü olan 1982 Anayasası “emir-komuta zinciri” içinde hazırlattırılmıştır. Bu Anayasa da topluma o kadar “dar” gelmiştir ki, bu güne kadar toplam 17 kez değiştirilmiş, kevgire dönmüş olmasına rağmen, yeni Anayasa yapma arayışları bitmemiştir. Şimdi AKP iktidarı da aynı hataya düşmekte, “kendi Anayasalarını” yapmaya çalışmaktadırlar. Oysa Anayasalar, parti tüzükleri veya programları değil ki, parti kurmaylarını bir odaya tıkayıp 1-2 ayda ısmarlama hazırlasınlar. Tarih, maalesef kötü yönüyle tekerrür etmektedir…

 

Rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi, “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmamak için”, bu ve benzeri konuları, TBMM’de birinci elden tartışan partilerin Anayasa Komisyonu üyeleriyle geçtiğimiz 24 Mart günü Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği ve Friedrich Ebert Vakfı’nın ortaklaşa düzenledikleri “Başkanlık Sistemi” başlıklı panelde tartıştık. AKP’den değerli meslektaşımız Av. Ali Özkaya, CHP’den sınıf arkadaşım Av. Ömer Süha Aldan, HDP’den sevgili arkadaşım Prof. Dr. Mithat Sancar ve MHP’den değerli hukukçu Kadir Koçdemir ile Başkanlık Sistemi’ni masaya yatırdık. Tüm tartışmaların sonunda ortaya çıktı ki, CHP, HDP ve MHP, kesinlikle Başkanlık Ssitemi’ni istememekte, tam aksine Parlamenter Sistemin güçlenmesinden yanalar. AKP temsilcisi, Başkanlık Sistemini savunmakta yalnız kaldı. Başkanlık Sistemini niçin talep ettiklerine dair ileri sürdükleri gerekçelere, kendisi de içten inanıyor muydu, emin değilim.

 

Sonuçta, hem parlamentoda, hem sivil toplum örgütlerinde, hem akademi camiasında ve hem de toplumun ağırlıklı kesiminde Başkanlık Sistemini isteyen, mevcut sorunlara deva olarak gören hiç kimse yok. Saray’ın ve Saray’la ters düşmemek adına, kerhen gündeme getiren hükümetin bu fanteziden vazgeçmeleri ve Türkiye’nin kangrenleşen sorunlarına odaklanmaları gerekiyor…

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız