Azgın bir deli diktatör koskoca bir milleti güdemez

Azgın bir deli diktatör koskoca bir milleti güdemez
22 Mart 2014 16:08

Tarihin çeşitli evrelerinde birçok milletin içinden gaddar diktatörler çıkmıştır.

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

Deli krallar çıkmıştır.

 

Tebaasını toplu halde katleden paranoyak alçak krallar, padişahlar, devlet başkanları çıkmıştır.

 

Zevk için insanları diri diri arslanların önüne atan hayvandan aşağı krallar olmuştur.

 

Tarihimizde, kuşku duyduğu için vezirlerini ve oğullarını katleden çok padişah çıkmıştır.

 

Tarihin en azgın dönemlerinin gaddar şerefsiz katil diktatörleri Mısır’ın firavunları, Neron ve 20.Yüzyılın Stalin’i örnek gösterilebilir.

 

Ki, tarihin kaydettiği bu gaddar katiller bile insanların birçok özgürlüklerine müdahale etmiyorlardı.

 

Binlerce yıl önce meydana gelen insanlık dramı bu olaylarda ve 20.Yüzyıl Stalin’in Sovyetler yönetiminde tüm beşer çaresizdi ve demokratik özgürlükler kavramından bilinçsel olarak yoksundular.

 

21.Yüzyılda Cumhuriyetle yönetilen demokratik devletin başına azgın ve delilik belirtilerinin tümü mevcut bir deli gaddar devlet başkanı veya başbakan musallat olup yurttaşların her türlü özgürlüklerini koskoca bir millete rağmen ortadan kaldırabilir mi?

 

Böyle bir gaddar göz göregöre gayrimeşru yollardan ve bütün ispatlarına rağmen milletin malını hamutu ile götürüp istif edebilir mi?

 

Böyle bir gaddar aynı nedenlerle hırsızlık yapan yakınlarını yargı karşısında hesap vermeden menedebilir mi?

 

Böyle bir gaddar insanların haberleşme özgürlüğünü verdiği bir emirle önleyebilir mi?

 

Böyle bir paranoyak gaddar insanların her türlü özgürlüğüne ambargo koyabilir mi?

 

Böyle bir paranoyak gaddar katil, siyasi ikbalinin devamı için başka ülkelerin içişlerine karışıp gerek o ülkelerde gerekse kendi ülkesinde yüz binlerce insanın katledilmesine sebep olabilir mi?

 

Vs.vs.

 

Demokrasi ile yönetilen böyle bir ülkenin devlet başkanı veya başbakanı olan birisinin bunları yaptığı taktirde ona karşı ne tür muamele yapılır?

 

Savcıları, hakimleri, polisleri de şuraya buraya sürüp canlarından bezdirerek yargıyı da faşist baskı altına aldığı için böyle deli bir diktatöre karşı ne yapılır, çare nedir?

 

21.Yüzyılda millete rağmen demokratik bir ülkede bunlar nasıl yapılı?

 

Hüsnü Mübarek denilen hırsız kadar, Mısır’ın cumhurbaşkanı tivittiri yasakladı, bundan kısa bir süre sonra Tahrir Meydanı’nda toplanan halk onu devirdi ve sonunda ömür boyu hapse mahkum edilerek şu an sıçan deliğinde bir fare gibi yatmaktadır.

 

Öyle ki mahkemeye bile bir maymun gibi kafesin içinde getirdiler.

 

Aklını yitirmiş deli bir despot devlet yöneticisi tarafından bir toplumun en doğal özgürlükleri yok edilirse ve buna karşı devrin yargısı da aciz ve elikolu bağlı ise buna karşı yapılacak iş demokratik isyanla tıpkı Mısır’da olduğu gibi onu devirip hakettiği sıçan deliğine sokmaktan ibarettir.

 

Ki, Fransız ihtilali ”Haklar Bildirgesi’‘n de halkın özgürlükleri ortadan kalktığı zaman yurttaşların buna isyan etmesi bir hak olarak kabul edilmiştir.

 

Koskoca millete rağmen herhangi bir ülkede tüm bunlar yapılıyorsa o ülkenin halkının önemli bir kısmı henüz yurttaşlık bilincine ermemiş sürüdür.

 

İşte böyle deli gaddar bir diktatörde bu sürüden cesaret alarak isterse asıyor, isterse kesiyor, isterse yurttaşların bütün özgürlüklerini ortadan kaldırabiliyor.

 

Şunu da bir ek olarak belirteyim ki böyle bir üst yöneticide akıl sağlığı ile ilgili çok derin belirtiler görüldüğü için o devletin bu konudaki ilgili kurumunun raporla belgelendirmek üzere hastaneye sevketmesi gerektiği çok açıktır.

 

Kısaca 21.Yüzyılda demokratik bir devlette astığım astık,kestiğim kestik bir devlet başkanı veya başbakanın varlığı çok trajikomik durumdur.

 

Böyle toplumsal-patalojik bir hastalığı ancak bir milletin demokratik isyanı iyileştirebilir.

 

YURTSEVERLER BEDELİ BAŞTAN ÖDER VATAN HAİNLERİ İSE EN SONUNDA

 

Tüm vatan hainleri kendilerine hain denmesinden hiç hoşlanmazlar ve bunu telaffuz edenlerden hesap soracaklarını söyler, bedelini ödeyecekler diye tehditler savurur ki artık bu durumdaki bir diktatör hükümranlığının sonuna gelmiştir.

 

Kısaca hemen vatan hainliğinin neler olduğunu anımsatalım.

 

Vatanını bölen veya uyguladığı icraatlarla bölme noktasına getiren herkes, her yönetici azılı bir haindir.

 

Terörü durdurma bahanesi ile terör örgütü ve onların liderleriyle devleti görüştüren her yönetici azgın haindir.

 

Devletin, milletin, fakir fukaranın malını hamutu ile götüren ve bu nedenle yani parasızlık yüzünden kötü yollara düşen mazlumların ahını alan her şerefsiz hırsız en kallavisinden hatta daha kestirme söylersek sıfır km. bir vatan millet hainidir.

 

Yurttaşların özgürlüklerini kendi çıkarları için ve cürümlerini örtmek için ortadan kaldıran her alçak diktatör yüzde yüz katıksız bir vatan hainidir.

 

Kişisel çıkarlarını emperyalistlerin çıkarlarıyla birleştiren her satılmış yönetici iğrenç bir vatan hainidir.

 

Vs.vs.

 

Böyle vatan hainleri işin başında kendilerine karşı çıkan yurtseverlere bedel ödetirler, kodeslere tıkarlar ama işin sonunda en ağır bedeli kendileri ödeyerek tıpkı Irak’ın diktatörü Saddam gibi bir sıçan deliğinde yakalanarak onun akıbetine uğrarlar.

 

İşte bu nedenle vatan hainleri kendilerinin hainliğini anımsatan herkesi tehdit ederek ‘’bedelini ödeyecek’’ der.

 

Hayır, tarih sosyolojisi şunu notları arasına kaydetmiştir ki en son bedeli muhakkak hainler öder.

 

Beyinsiz hain diktatörler en yakın tarihteki olaylardan da mı ibret almazlar?

 

ERZURUMLU YA AKP’Yİ DEFEDER YA DA CANINI VE TOPRAKLARINI KAYBEDER

 

Seçimlere çok kısa bir süre kaldı; Recep Erdoğan bindirilmiş kıtalarla Nevruz günü yani 21 Mart Cuma Erzurum’da idi.

 

Özbeöz bir Erzurumlu olarak uyarıyorum hemşehrilerimi.

 

Daha once de bu hususta birkaç uyarı yazısı kaleme almıştım.

 

Seçimden önceki son uyarı yazımdır bu.

 

Recep Erdoğan Erzurum’da AKP’sini büyüttü, çöküşüde oradan olacaktır.

 

Bu nedenle oylarınızı tüm belediyeler için Erzurum’da en favori parti olan MHP’ye veriniz.

 

CHP favori olsaydı ona verin derdim ama ne yazık ki Erzurum’da oy oranı % 3 gibi.

 

Tekrar AKP’yi kazandırırsanız Kürtçü PKK’lılar hem sizi Erzurum’dan kovacaklar hem de direndiğiniz taktirde canlarınıza kastedecekler.

 

Bakın, Recep Erdoğan’ın Erzurum’da olduğu gün bile Nevruz dolayısıyla Mahallebaşı semtinde PKK’lılar bayrak dedikleri paçavraları ile birlikte hem gösteri yaptılar hem de dükkanlarını kapatmayan esnafı döverek hastanelik ettiler.

 

Recep Erdoğan Apo ile anlaştı, Erzurum’un ‘’Özerk Kürdistan’’ın bir parçası olması için.

 

Siz AKP’yi tekrar kazandırırsanız Erzurumu demografik ve toplumsal altyapısal olarak ‘’Özerk Kürdistan’’ için hazırlayacaklar.

 

Diğer yazılarımda bunları çok daha geniş olarak yazdım.

 

Ey Dadaşlar, Recep Erdoğan sizi en hassas yönünüz olan dindarlığınız üzerinden kandırmaya çalışıyor.

 

Sakın onun dindar olduğuna inanmayın.

 

Bu yolla hem iktidarını koruyor hem de kesesini dolduruyor.

 

Recep Erdoğan için ‘’Din iman size, han hamam bana’’ çıkarcılığından başka bir şey yoktur.

 

Son olarak uyarıyorum; ya siz AKP ve Recep Erdoğan’ı bitireceksiniz ya da PKK sizin mallarınıza mülklerinize, topraklarınıza musallat olacak direndiğiniz taktirde bunun bedelini canlarınızla ödeyeceksiniz ey Erzurumlu.

 

Oylarınızı MHP’ye veriniz.

 

Bu yazımı da print edip saklayınız seçimden sonra ne demek istediğimi çok daha iyi anlarsınız.

 

Tarih hiçbir zaman son pişmanlığı affetmez.

 

SİYASAL PAZARLAMADA BİLBOARD SAVAŞLARI

 

Herkesin bildiği gibi siyasal pazarlamada onlarca enstrüman kullanılır.

 

Meydan mitingleri.

 

Radyo.

 

Televizyon.

 

İnternet.

 

El ilanı.

 

Broşür.

 

Mektup.

 

Gazete.

 

Dergi.

 

Ev toplantıları.

 

Esnaf ziyareti.

 

Kadınların ev ziyaretleri.

 

Çeşitli yerlere asılan afişler.

 

STK’lar ile olan ilişkiler.

 

Kanaat önderleri ile kurulan ilşkiler.

 

Bilbordlar.

 

Vs.vs.

 

Şimdi yukarıda saydığım siyasal pazarlama enstrümanlarının genel anlamda seçmen üzerinde çok değişik etkileri ve yönlendirmeleri bulunmakla birlikte yazı uzayacağından dolayı sadece bilboardlar üzerinde kısaca durup önemini anlatmak istiyorum.

 

Bir kentteki bilboardlara asılan ve kısa mesaj içeren resimli afişler o kentin halkını en çok yönlendiren siyasal pazarlama enstrümanıdır.

 

Bu enstrümanı en iyi yani bilimsel siyasal pazarlama kurallarına göre hangi parti kullanırsa toplumsal,ekonomik, kültürel konjonktüre bağlı olarak rakibine önemli oranda fark atabilir.

 

Bunun psikolojisi neden böyledir?

 

Bilboardlardaki sloganik kısa resimli mesajlar insanların ‘’bilinçdışı’’nda önemli bir güç olarak kayda geçer ve o kentin gerçek sahibinin o siyasal partinin olduğu algısı propagandının beyine işleme mekanizmasına uygun olarak bireyleri tek tek yönlendirir.

 

Ve o kentteki yüz binlerce, milyonlarca insan etkilenir.

 

Üstelik bilboardlardaki afişleri izleme süresi insanların elinde olduğu için mesajı anlayıncaya kadar bunu izler ve en sonunda beyin yıkama işlemi tamamlanmış olur.

 

Bilboardlar bir savaştaki tanklar gibidir.

 

Kültür seviyesi düşük bireylerin beyinlerindeki her şeyi ezip geçerler.

 

Cumhuriyet Halk Partisi bilboardların önemini pek kavrayamadığı için bu konuda iyi bir sınav verememiş ve bu konuda bir bütçe ayırmadığını basından öğrenmiştik.

 

Milliyetçi Hareket Partisi’de bu konuda çok yaya kaldı.

 

Seçime birkaç gün kala o kente hakimiyet duygusunu insanların ‘’bilinçdışı’’na yerleştirmek için eğer olanak varsa bilboardlara yönelmek ‘’akılcı-gerçekçi’’ bir yöntem olacaktır.

 

Tanklar savaşta bulundukları bölgeyi dümdüz eder, ezip geçerler.

 

Bilboardlarda sessiz ama tanklar gibi çok etkili propaganda silahlarıdır.

 

Hiç olmazsa seçime az bir süre kala bu propaganda silahını kullanmak çok yararlı olur diye ilgilileri uyarmak istiyorum.

 

Seçime o kente hakimiyet algısı içinde girin.

 

Bir milletin bayrağı nasıl ki o milletin o ülkede hakimiyetini insanların ‘’bilinç’’ ve ‘’bilinçdışı’’nda simgeliyorsa bilboardlardaki afişlerde ilgili siyasi partinin hakimiyetini algılattırdığı kesin.

 

Beyin, çok farklı bir organımız; hem doğruları buldurur ama bazı durumlarda da yanıltır.

 

İşte beynimiz bilboardlardaki afişleri bir milletin bayrağı gibi ilgili partinin hakimiyeti ve gücü olarak algılayarak bizi birçok konuda olduğu gibi aldatıyor.

 

ibrahimozdogan11@gmail.com

 

İbrahim ÖZDOĞAN twitter

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Ekrem İmamoğlu mu yoksa Mansur Yavaş mı?
Cem Uzan cumhurbaşkanı olmak için Türkiye’ye dönecekmiş!
Diyanet ve cemaatler laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmekte kararlılar!