11-12 Eylül’ün düşündürdükleri

11-12 Eylül’ün düşündürdükleri
11 Eylül 2012 15:27

Bombalar kimin için patlıyor? Çanlar kimin için çalıyor?


Mustafa MERSİNOĞLU H&H YORUM

Barutu Çinlilerin  icat ettiğini ve ilk dinamitin de Alfred Noble tarafından üretildiğini çoğumuz biliriz. Noble Barış ödülünün ne kadar barışı desteklediğini de yakınen biliyoruz. Orhan Pamuk gibi Ermeni, Türk ve Kürt düşmanılığını körüklüyenlere ve Obama gibi savaştan savaşa bazen direk kendi askerleriyle, Irak ve Afganistan gibi, bazen Nato ile  havadan bombardımanla, Libya gibi,  bazen Türkiye’de ki maşalarıyla Suriye gibi, seçimlerde ABD halkına vaad ettiği büyük değişimi savaştan savaş gösterdiği değişik taktiklerle  yerine getiriyor.  Bombaların savaşlarda kullanılması bazılarına göre Moğollar kadar eski ve daha sonra savaşın bir türü olarak terör için kullanılmasının da uzun bir tarihi var.

Gelin yarım yamalak ta olsa bombalarla dolu tarihte bir gezi yapalım.

Ben İngiltere’de yaşadığım için 5 Kasım 1605’te Londra’da  Parlamento binasını havaya uçurmak için Katolik Guy Fawkes’un Barut Komplosu ile başlıyacağım. Bu karşı-reform hareketi tarafından yapılmıştır ancak başarılı olmamıştır. Bu o kadar halkın bilincine işlemiş ki bu güne kadar her yıl Guy Fawkes Gecesi ya da Kutlama Ateşi Gecesi yapılır. Çocuklar kukla bir Guy Fawkes yapıp havayi fişeği almak için sokaklarda para toplarlar ve bir nakarat söylerler. ‘Hatırlasana..  Beş Kasım’ı Barut ve Hıyanet gününü…Guy Fawkes’un oy gözünü, tık bacaya gebersin. Bir de kral için kazık sok. Bana bir vermezsen iki alırım ha..

Yaşadığım yere yakın Lewis kasabasında her yıl 5 Kasım’da en büyük Ateş Gecesi yapılır. Bu müthiş bir festival olur biraz Nevruz ve Hıdrellez’i andırır. Burada anlatması oldukça zor ama şöyle söyleyim okullar kapanır, tüm kasaba asırlardır çeşitli derneklerle değişik kıyafetlerle, Kızılderililer, Vikingler ve dededen nineden kalma renk renk kazaklarla elde meşaleler tüm gece sokaklarda dolaşırlar. Gecenin sonunda her yıl başta Papa olmak üzere o yıl nefret edilen bir şahsın kocaman bir kağıt heykeli yakılır ve havayi fişekleri atılır. Bu festival artık o kadar büyük ki o gece özel trenler kalkıyor kasabanın çevresinde bir çok büyük tarlalarda dev ateşler yakılıyor binlerce kişi  bu bombalamanın başarısız olmasını  kutluyor.

Buradan Amerikan İç Savaşından (1868) sonra özgürlüğünü kazanan siyah esirleri korkutmak ve sindirmek için kurulan Ku Klux Klan ve bombalamalarına geçiyoruz. En korkuncu ve tüm dünyada hafızalardan silinmeyeni Birmingham, Alabama’da kiliseleri bombalanıp ölen dört küçük siyahi kız. Bunu yapanların hepsi bilindikleri halde ancak üçü; onbeş, otuz ve kırk yıl sonra hapse atıldılar.  Dallas, Teksas’ta bu bombalamaların az bilinen tarihini kısaca anlatacağım. 1987 yılında Dallas’ta düzenlediğim bir foruma bu konuda bir ‘The Accomodation’ adlı bir kitap yazmış  oldukça sansasyon yaratan gazeteci Jim Schutze’u davet etmiştim. Bana imzaladığı kitap 25 yıl sonra kendisine okuması için verdiğim Amerikalı arkadaşımdan Face Book sayesinde geçenlerde geri geldi. Bu kitabın adını  uzlaşma ya da bir nevi isteksiz antlaşma diye de çevirebiliriz. Bu kitap Dallas’ta orta sınıf siyahların evlerinin 1940’larda ve 1950’lerde  organize olarak dinamitle bombalanmasını ve şehri yöneten beyaz oligarşiyi anlatıyor. Oligarşi bombalamalara karşı idi bu ahlaki nedenlerden çok işleri kötü etkileyeceğindendi. Bu yüzden kurdukları Yurttaşlar Komitesi vasıtasıyla siyahlara kendilerinin bu tür şeyleri onaylamadıklarını mesajın vermek istiyorlardı. Tek tük göstermelik bombacılar tutuklanıyordu ama  hiç bir zaman çogu bombacı cezalanmadı. Bombalamaları fakir lumpen beyazlara orta sınıf ev sahibi beyazlar, polisinde baskısı ve para ile  yaptırıyorlardı.  Oligarşi bombalamalardan çok siyahların silah vs ile karşı koymalarından korkuyordular.  Bu oligarşi çok güçlü idi ve hadiselerin kontroldan çıkan diğer şehirlerde bu yoktu. Siyahlarla beyazları zorla ayrı yerlere yerleştirerek bir tür Güney Afrika’daki gibi sözüm ona  uzlaşma ve barış sağladılar.

Wikipedia’ya göre belki de ilk arabalı bomba yine bir çoğumuzun  bildiği  Belçikalı  terörist komutasında Ermeni teröristlerce 1905te Abdülahmid’e yapılan süikast girişimi.  Teyfik Fikret’in meşhur şiiri bunu anlatır:
Bir Lahza-i Taahhur(Bir anlık duraksama)
Bir patlama…bir duman…ve bütün bir şenlik alayı,
Sahnelediği oyunu seyreden kalabalık; haşin, azgın
Tırnaklarıyla bir kahredici elin, didik didik,
Yükseldi havaya bacak, kelle, kan, kemik…
Ey yüce patlama, ey öc alıcı duman,
Kimsin? Nesin? Bu saldırıya iten ne, sebep ne? kim?
………………………………………………..
Evet her bombanın patlaması Teyfik Fikret’in sorduğu şekilde bir çok soruyu da beraberinde getiriyordu….

Büyük insanlığın bombalarla yazılan tarihine ABD’ye Wall Street (Borsanın olduğu sokak) 16 Eylül 1920’ye dönelim ve burada patlatılan bomba ile 38 kişi öldü, yüzelli kişiye yakın insane da yaralandı.   Hala duvarlarda duran izlerini bir gönüllü rehber eşliğinde gezerken iki yıl önce görmüş ve tarihte ne kadar çok yerde bomba patlatıldığına şaşmıştım. Bunu yapanlar bulunamamıştı ama bu bomba da bir yıl önce sekiz Amerikan şehrinde anarşistlerce patlatılan bombalara benziyordu. Galleanistler içinde meşhur  Sacco and Vanzetti de bulunduğu İtalyan anarşistleri idiler.

Daha değişik bir yere geçelim  ve Irgun adlı Siyonist  terröristlerin Filistindeki bombalarına bakalım bunların en meşhuru 22 Temmuz 1946 tarihinde Kral David Otelinin havaya uçurulmasıdır. Burası Kudüs’teki İngiliz yönetiminin merkezidir ve 91 kişi ölmüştür.
Bombalalar o kadar çok ki hangi birini sayıyım ki: İsveç’te 1940’ta komünist gazeteye atılan bombayı mı? Kanada’da Quebek Kurtuluş ordusunun İngiliz iş yerleri ve bankalarına attıklarını mı? Yoksa son yıllarda Hayvan Kurtuluş Ordusunun İngiltere’de attıkları bombaları mı?

Sessiz  Amerikalının Vietnam’da halkın içinde patlattığı ve sonra komünistlere yüklediği bombayı başka bir yazımda irdelemiştim. (Sesli, Sessiz, Çirkin ve Güzel Amerikalı, Halkın Habercisi).

IRA yani İrlanda Cumhuriyet Ordusu ve fraksiyonlarının bombalamaları da  yılllarca sürdü. En çok ses getirenlerden biri yaşadığım şehirde Brighton’da 1984te Thatcher’in kılpayı kurtulduğu ancak beş kişinin öldüğü Grand Hotel bombalanması. Bombacılardan biri hotelin resepsiyonunda bulunan parmak izi  yüzünden yakalandı ve ömür boyu hapis cezasına çarpıldı ancak daha sonra Barış antlaşması şartlarıyla ondört yıl sonra serbest kaldı. Suçsuzluğunu iddia etmedi ama parmak izinin kendisinin olduğu hiç kabul da etmedi.  Ölenlerden birinin kızı ile yıllar sonra buluşup konuşmaları da ilginç ayrı bir konu.

En çok ölü vereni de  Omagh, Kuzey İrlandaki bomba idi. Burada Protestan, Katolik, Mormon, gençler ,yaşlılar, çocuklar, ikizlere hamile kadın, İspanyol turistler içinde olan 29 kişi öldü 220 kişi yaralandı. Bundan sonra yapan Gerçek İrlanda Cumhuriyet Ordusu özür diledi ve bu barış konuşmalarına bir başlangıç oldu. Ben bu bombalamanın görüşüldüğü olağan üstü Parlamento toplantısını Strangers (Yabancılar) denilen halka açık bölümden oturarak izledim. İngiliz Parlamentosunda büyük toplantılarda tüm milletvekillerine yetecek oturacak yer yok, eski başbakan John Major ve bir çok ileri gelen milletvekili ayakta kaldı çünkü salon  tıklım tıklımdı. Anımsadığım en ilginç konuşmayı şimdi emekli olan İngiltere’nin  son altmış yılının tek gerçek sosyalisti ve vicdanı Tony Benn yaptı. Kelimesi kelimesine anımsamıyorum ama ‘biz’ dedi ‘dünyanın her bir yanında terrör yaptık işte şimdi geri dönüyor ve tarihden bir türlü ders almıyoruz’. Bunun üzerine o zaman başbakan olan Tony Blair ‘siz kendiniz tarih olmuşsunuz’ türünden alay etti ve bir kısım milletvekili de abartılı olarak gülerek konuyu kapattılar.
Londra’da 7 Temmuz 2005 intihar bombacılarının metroda kendilerini uçurmaları sırasında ben de oralarda yakındaydım. 52 ölen arasında İngilizce öğrenmeye gelen Gamze Günoral adlı genç kızımız da vardı.

Delil toplamak için tüm alanlar beyaz dev neredeyse bina büyüklüğünde bir çadırla örtülmüştü. Bizde ki uygulamalarda en başta Başbakan Demirel dahil Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü  mevkide langur lüngür insanların dolaşmasının  haberi gözümün önünden gitmiyor. Düğer bazı bombalamaların ardından çalı süpürgesiyle süpürüldüğü ve sonra da bir güzel yıkandığıda oluyor ülkemizde.

Avrupa’da bir bombalamaya bakalım ülkemizdeki gerginlik stratejisini uyguluyan NATO’nun bu işler için kurulan  Gladio’su  ve CIA operasyonlarının en korkunçu İtalya’da Bologna’da 2 Ağustos  1980 de 85 kişinin ölümü 200 kişinin yaralanması ile sonuçlandı. Bugün bile zarar görenler tüm olanların aydınlığa çıkmadığını ve dosyaların saklandığından şikayetçi. Soğuk savaş zamanında geliştirilen Gerilim Stratejisi kamu oyunu propaganda ile bölme ve korkutma üzerine kuruludur ve bu amaçla her şey mübahtır. Sahte bilgiler, ajan provakatörler ve sahte bayrak denen başkalarının üstüne yüklenen bombalamalar vs. Italya’da yükselen solu kırmak için yapılan bu operasyon klasiktir.

Kıbrıs’ta EOKA’nın bombaları da çok can yaktı.  “EOKA terörünün başladığı gün olan 1 Nisan’ı (1955) törenlerle kutlayan Rumlar; Türklerin kutladığı, Türk basın ataşeliğinin bombalandığı güne denk gelen ve Milli Mücadele Günü olarak kutlanan 7 Haziran’ı (1958) Türk terörünün ve vahşetinin başladığı gün olarak ilan ettiler. Türklerle alışverişi kestiler. İki camiyi bombaladılar.” (Yrd. Doç. Dr. Selim Öncel,20 Temmuz’a nasıl gelindi?) İşin acı tarafı ilk Türk şehitleri bu teröre karşı koymak için ancak evde bomba yaparken kaza sonucu can verdiler. (aynı kaynak) EOKA bu arada bir CIA ajanını da lokantada  havaya uçurunca, neredeyse özür diler gibi, Albay Grivas ‘biz sadece İngilizleri bombalıyoruz,  siz aynı mekanlara takılmayın’ diye uyardı.
EOKA’nın yerini Kıbrıs  Barış Harekatından sonra ASALA aldı ve onu da PKK takip etti ve bu iki örgüt ilk işbirliklerini  10 Kasım 1980 Türk Konsolosluğunu bombalayarak Strasbourg, Fransa’da gerçekleştirdiler. Daha sonra bombalamalar bir birini kovaladı intihar bombacılarından, bisiklet  bombalarına  ve hatta İstanbul The Marmara Otelinin pashanesine palto ile konan bomba gibi her tür yöntem kullanıldı. Burada da ölen arkeolog Yasemin Cebensoy’la aynı ismi taşıyan kızımla ve eşimle daha bir yaşına basmamışken bir gün önce oturmuştuk. Diğer ölen insanımız da Sinema Şenliktir adlı ülkemizde sinema üzerine yazılan en güzel kitabın yazarı Onat Kutlar’dı.

Kutlar, olaydan bir süre önce kaleme aldığı ‘Herkesin Kaybettiği Tek Oyun’ başlıklı yazısında terör konusunda şunları söylüyordu: ”Terörün anlamı ve kapsamı, onu kullanana göre değişmez. Giyotinin bıçağı, kutsal kralı, vatansever ve bozulmaz Robespierre’i, hayalci ozan Chenier’yi, serseri San Culotte’lardan birini ya da hain İsviçreliyi aynı umursamazlıkla keser. Tıpkı Güneydoğu Anadolu’da şiddetin gencecik askerleri, küçük çocukları ve Kürt gençlerini aynı umursamazlıkla yok ettiği gibi. Herkesin birden kaybettiği tek oyundur terör. Hiçbir kutsal amaç, hiçbir ideoloji, hiçbir hak, hiçbir öfke, hiçbir yetki doğrulamaz öldürmeyi. Kralın ve soyluların gaddar köpekleri kadar, halkın temsilcileri, dağlılar da düşünmelidirler bunu. Günlerdir çıkıp İstanbul’un sessiz ve eski sokaklarında dolaşmak istiyorum. Ama çıkamıyorum. Nereye yürüsem ayağıma kan bulaşıyor. Terör içindeyim.’ Bu bombalamayı İslami Büyükdoğu Akıncıları Cephesi (İBDA-C) örgütü üstlendi ama  İstanbul Emniyeti PKK olasılığı üzerinde durduklarını açıkladılar. Daha sonra mahkeme kararında mahküm edilenlerin Türk Turizmini baltalamak için yaptıkları yazıyordu.

Ülkemizde de  Gerilim Stratejisi büyük bir ustalıkla kullanıldı yüzlerce bomba patlatıldı.  16 Mart 1978’de önceden saldırı olacağı emniyetçe bilinen 7 öğrencinin öldüğü 41 öğrenci yaralandığı ve bugüne kadar üstünün kapatıldığı bombalama ve silahlı saldırı bunların içinde en en acımasızıdır.  Bu bombalamalar ve baskılar  12 Eylül askeri darbesine zemin hazırlandı.  Aynı yöntem Şili’de de 11 Eylül 1973 darbesi öncesi de uygulanmıştı. Bunu da yapan derin Türk Devleti olamazdı herhalde olsa olsa derin ABD devleti idi.  Ve hala da bombalar patlatılmakta hatta Şemdinli gibi insanların kafası iyice karıştırılıyor bu eski bombalara adları karışan devlet görevlileri yüzünden yeni bombalamalar  ordunun ve devletin üzerine yıkılıyor.   Aslında hepsi ülkemize sızan CIA ve maşalarının işi, tüm dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi. Ordu, polis, politikacılar, basın, sendikacılar ve her türlü sivli kuruluşa ve kuruma sızan bu ajanlar ve provekatörler hem bu saldırları yaptırıyor hem de bu şekilde halk arasında insanları kendi devleti ve kurumlarından soğutuyor. Evet yukarıda da gördük tarih boyunca çeşitli insanlar bombalarla çeşitli sebeplerle öldürülüyor bunların bir kısmı açıkca belli sebeplerle belli kişilerce yapılıyor ve saptırmacaya kaçmıyorlar ama bir çoğu da dikkatli bakarsanız yine belli kişiler ve örgütlerce yapılıyor ama başka başka kişi ve ülkelerin üstüne atılıyor, bunlara gizli servis jargonunda kara bayrak ya da sahte bayrak operasyonu deniyor. Sözüm ona bilim ve teknoloji çağında neleri öğrenmek zorunda kalıyoruz ama mecburuz ülkemiz ve insanlarının huzur içinde yaşaması için. Hemen kolay yargılara varmıyacağız.

‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor’  adlı Kuba’da bir otelde Ernest Hemingway yazdığı romanının baş kahramanı İspanyol İç Savaşında Cumhuriyetçi tarafında savaşan patlayıcı konusunda uzman bir Amerikalı İspanyolca profesörüdür. Bir köprüyü uçuracaktır bunun sebep vereceği ölümleri düşünmektedir.  

Bu romanın adı John Donne’nin bir vaazından alınmadır ve  aslında bu sorulara bir cevaptır.
“Ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak tanesini alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi, ölünce bir insan eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanların kimin için çaldığını; senin için çalıyor.” John Donne

Evet her bombalamada  ölenle, her şehitimizle hepimiz ölüyoruz Türk, Kürt, Alevi, Sunni, dinli, dinsiz neyseniz ne….
Son Afyon’da olan patlamadan sonra çok soğuk kanlı olmalıyız ve bütün milletçe saygı değer bir büyük  törenle naklen yayınla tüm TV kanallarından tüm ülkenin aynı anda izlediği  bayrağa sarılı şehitlerimizi toprağa ve kalbimize gönmeliyiz ve bu bir ihmalden de sadece elim bir kaza da olabilir ya da  bir tertip de olabilir ve  ileride ülkemizde 11 Eylül türü bir saldırı bile olabilir ya da bir çok şehrimiz de aynı anda bombalar patlatıla bilir. Hiç bir kimse bunu politik malzeme olarak kullanmamalı. ABD nin 11 Eylül’den sonra yaptığı gibi hiç alakası olmayan Irak’a saldırı malzemesi olarak kullandığı gibi. Suriye’de de Türkiye’den,  ABD ve Petrodollarla beslenen teröristlerin patlattığı bombalarla nasıl olsa demokrasi  gelecek. Suriye ve İran’a savaş çığıtkanlığına karşı çıkmalıyız ve  Kürt, Türk, Arap, Alevi, Sunni ayrımcılarına ve birbirimize düşman etmek istiyenlere göz açtırmayalım. Tüm halkımızın  Aşık Veysel’in Birlik Destanın’da dediği gibi birlik olmalı.
Allah birdir Peygamber Hak
Rabbül alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyin geldi sırası

Kürdü, Türkü ne Çerkezi
Hep Adem’in oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi

Kuran’a bak İncil’e bak
Dört kitabın dördü de Hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası

Yezit nedir ne kızılbaş?
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ataş
Söndürmektir tek çaresi

Kişi ne çeker dilinden
Hem belinden hem elinden
Hayır ve şer emelinden
Hakikat bunun burası

Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye kadir
Alevi sünnilik nedir
Menfaattir varvarası

Cümle canlı bu topraktan
Var olmuştur emir Haktan
Rahmet dile sen Allah’tan
Tükenmez rahmet deryası

Veysel sapma sağa sola
Sen Allah’tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası

Evet fırsat vermiyelim bu  bombaları, üreten, satan ve patlatan çeşit çeşit maşalara…uçaklarımız düşüyor ve ya bombalıyor, insansız ABD predatörleri ve arama gemileri dolanıyor, sözüm ona bilgi veriyor. Füze rampaları ve radar ağları kuruluyor sözüm ona korunmak için.. insanların kafası karıştırılıyor.  Amaç Napolyon’un savaş için ne gerekli diyenlere cevabı  gibi PARA PARA PARA- SÖMÜRÜ SÖMÜRÜ SÖMÜRÜ -DUYGU SÖMÜRÜSÜ -PARA SÖMÜRÜSÜ. Bu durumdan uluslararası sermaye ve ülkemizde de bir avuç cemaat, tarikat ve ticaret  para sağlıyor; fedarasyon, özerklik diye de başka bir kesim de mevki ediniyor. Ne zaman ki kitleler bu psikopatlara karşı birleşecek ve ‘Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur’ diyen İsmet İnönü’yü dinliyecek ancak o zaman ortalık durulur bu yalnız ülkemiz için geçerli değil tüm insanlık için de geçerli. Her bomba ve patlamada da bir amaç insanları çaresiz hissettirmek ve aşağılık duygusuna sürüklemek. Ben Cumhuriyet kızı ve oğlu olan annem ve babamdan iki şey öğrendim. TESLİM OLMAMAK VE HİÇ BİR ZAMAN AŞAĞILIK DUYGUSUNA KAPILMAMAK.

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
23 Haziran seçimleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin seçenekleri
‘Ne güzeldir, dağların üstünde onun ayakları, ki müjde götürür’
Dünya basınında 31 Mart 2019 Türkiye yerel seçimleri