Yılbaşı fırsatçılığı

Yılbaşı fırsatçılığı
24 Aralık 2016 16:35

DEĞERLİ OKUYUCULAR

 

 

 

Numan ALADAĞ H&H YORUM

 

 

 

Cahillik, belanın kökü ve hastakların esasıdır. Gerçek Türk İslam gelenekleri odur ki, Müslüman Türk Milletinin götürdüğü savaştan zafere ulaşmış, yüzleri ak olarak döndürür. Çünkü düşman bu, çıkar amaçlı hediye (Rüşvet) vererek seçilmiş ve atanmışların günah işlemesine vesile oluyorlar. Eğer ki, o seçilmiş ve atanmış yetkililer, bencillik uğruna aldanırlarsa, işte o, Türk islam geleneklerinin ruhundan en uzak ve cahillikte derin olan kişidir.

 

 

 

Bazı çıkarcı ticari kuruluşlar, seçilmiş ve atanmışlara hediye adı altında, Türk İslam geleneklerinde yeri olmayan yılbaşını (Noel) fırsat bilerek hediye verme yarışına giriyorlar. Bu da Seçilmiş ve atanmışları, günah işlemesine vesile olmuyor mu?

 

 

”Tuhaf bir şey? Bir Milletvekili, genel müdür, müsteşar ve stratejik önem taşıyan makam da olmasaydı, (bu hediye) veriliyor muydu? Yoksa verilmiyor muydu? O zaman görülürdü…”

 

 

İmanın ve Allah korkusunun zayıfladığı yerde toplumun huzuru sarsılır.

 

 

Cemiyet hayatının ahengini bozan şeylerin başında rüşvet gelmektedir. Bu özelliklerle (ibtila), içtimai hayatı altüst eden ve memleket işlerini yüzüstü bırakan ahlaki bir kangren hastalığıdır.

 

 

Emevi Halifelerinden Ömer İbn-i Abdulaziz: ”Hediye, Resulullah zamanında hediye idi. Bugün ise rüşvet olmuştur.” demiştir. Bazı devletlerin yıkılış ve gerileme devirlerinde rüşvetin ne derecede yayıldığı ve ne kadar değişik isimler aldığını okurken, Ömer İbn-i Abdulaziz’in sözündeki inceliği takdir etmemek mümkün değildir.

 

 

 

Birlik ve bütünlüğü, anlık düşüncelere odaklanarak bozulmuş bir toplum, ileride telafisi imkansız maddi-manevi zararlarla karşılaşabilir. Gelmiş geçmiş bütün dinler ve bu dinleri insanlığa ulaştıran Cenab-ı Allah’ın elçisi Peygamberler, halkı hem bir tek Allah’a inanca çağırmışlar, hem de toplumun birlik ve beraberliğini sağlamaya çalışmışlardır. İnsanları, haramdan, kinden, fitneden, fesattan, hasetten, öfkeden ve bütün düşmanlıklardan uzaklaştırmışlardır. Sevgi, saygı ve din kardeşliği esasına dayanan bir huzur ortamı meydana getirmek için çabalamışlardır.

 

 

 

Hüküm ve müeseseleriyle hak ve adaleti gerçekleştirmeyi esas alan İslam dini meşru kazanç yollarını belirtmiş ve her çeşit zulmü yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerimde bu hususta şöyle buyruluyor:

 

 
”Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın. Duanız kabul olmazsa, ne ehemmiyetiniz var”

 

 

 

Yüce dinimize göre, yer ve gökteki bütün meşru nimetler insanın faydasına sunulmuştur. Tarım, sanat, ticaret ve sağlık hizmeti gibi mesleklerin hepsi cemiyet için lüzümlu işlerdir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: ”Sizin işiniz çeşitlidir.” buyrulurken bu gerçeğe işaret olunmuştur. Toplum hayatı için gerekli olan bu mesleklerin, insanlara faydalı olması hakkaniyet, doğruluk ve Adalet ölçülerine bağlıdır. Hile, aldatma, zulüm, ve iltimasın yaygınlaştığı toplumlarda, fertlerin biribirine güveni kalmaz. Aldatma; açıkgözlülük ve zeka eseri olarak benimsenir. Kuvvetli olanlar amacına erişmek için başta riyakarlık olmak üzere her yolu denemeyi meşru sayar. Menfaat duygusunun her kapıyı açacağı fikri, vicdanlara bir değer hükmü olarak yerleşir. Haklara: Liyakat, çalışarak üretmek ile sahip olunamayacağı zihniyeti ve kanaati yerleşince, o toplumdan huzur, ahenk, hakka saygı ve vicdan muhasebesi gibi faziletleri beklemek uzak bir hayal olur.

 

 

 

Toplumda, zulme yol açan gayr-i meşru kazanç şekillerinden biri de rüşvettir. Rüşvet, tabir olarak, karşılığında bir bedel bir hizmet verilmeyerek alınan şey demektir. Rüşvet alan da veren de dinen lanetlenmeye ve ayıplanmaya müstehaktır. Zaten yapılması gereken bir işin, bir menfaat karşılığı yapılması veya ehliyetli olmayan kişilerin layık oldukları mevki makamlara tayin edilmesi de rüşvettir.

 

 

 

Muhterem okuyucular!

 

 
Fetö Terör örgütü, Türkiye de, rüşvetin yayılmasında lider olarak etkili olmuş ve bu etkinliği, 15 Temmuz da belgelenmiştir. Ayrıca kendilerine maddi yardım, stratejik makamlara atanmaları, iş camiasında ihale almaları, Milletvekili ve Belediye Başkanı olabilmek için kontenjan almada ve rüşvet alma vermeyi yaygınlaştırıp 15 Temmuz’dan sonra da, kendilerini acındırarak uzaklaştırıldıkları makam ve mevkilere, menfaatler müşterektir ahlakı ile yeniden iade edilmeleri dikkat çekicidir! Bu konuda Başbakan Binali Yıldırım’ın, ”Gün Dostunu Düşmanını Tanıma Günüdür.” Milli seslenişine de dikkat edilmesi gerek miyor mu? Stratejik önem taşıyan bürokratların babalarının tescilli Fetöcu olup bu bürokratların ABD’ye sözde dil kursuna gönderilmiş ve ayrıca bazı mahalli idarelerde görevlere getirilmesi de dikkat çekici değil midir? Bu kişilerin terfi ettirilerek, görevlerine iade edilmeleri konusunda, Başbakan Binali Yıldırım’ın haberi var mıdır? Bu riyakar Fetö’cular, yarın kendilerini acındırarak, ifa ettikleri makamın etiketini kullanarak nüfusa kayıtlı oldukları ilçenin Belediye Başkanı olurlarsa kimse şaşırmasın!

 

 

Madem Başbakan Binali Yıldırım diyor ki: ”Gün Dostunu Düşmanını Tanıma Günüdür’‘ o zaman Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi; ”İhanet şebekesi” riyakarların kendilerini acındırma politikalarına dikkat edilmesi gerek miyor mu? Ruhunda Vatan sevgisi olmayan ve rüşvet yeme eğiliminde olanların bürokraside ve seçilme sıralamasında yer verilmesi halinde, Allah korusun, 15 Temmuz’ların yaşanmasının önünün kapanmadığının belgesi değil midir? Vicdan muhasebesi ahlakını ve Vatan sevgisini ruhunda taşıyanların, tasarruflarına sorumluluk verilmediği müddetçe 15 Temmuz olaylarının bitmediğini unutmamalıyız? Buyurun değerlendirmesini siz yapın!

 

 

 

Rüşvet, toplumun en büyük hastalıklarından ve en önemli tehlike habercilerindendir. Rüşvet, haklıyı haksız; doğruyu yalancı liyakatlıyı ehliyetsiz duruma düşürür. Öte yandan ehliyetsiz ve liyakatsız kişiler ehil ve başarılı görülür yasak ve gayri meşru işler normal ve meşru imişcesine işlenir. Adalet ve hakkaniyete riayet edilmeyen toplumlarda; herkes hakkını, kendi kuvvet ve kabiliyetini kullanarak almaya yeltenir. Bu ise, huzursuzluğun, ekonomik ve anarşik terörlerin kökleşmesi demektir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde: ”Rüşvet veren de alan da cehennemliktir.” buyurmak suretiyle bu kötülüğü yasaklamıştır. Başka bir hadis-i şerif de: ”Adalet güzeldir; fakat devlet yöneticilerinde olursa daha da güzeldir.” buyuruyor.

 

 

 

İslam dinin de, emanetlerin ehline verilmesini emretmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde: ”İş (görev), layık olmayana verildiğinde kıyameti bekleyin.” buyurmuşlardır. İslam, hak ve Adalet kavramı ile bağdaşmayan bir içtimai felaket olan rüşveti, kesin olarak yasaklamış, bu çeşit kazançları haram saymıştır. Hatta rüşvet alanın daha sonra tevbekar olarak verilen maddenin elkonulmasıyla işin bittiğini kabul etmemiş; rüşvet olarak alınanın geri verilmesini gerekli saymıştır.

 

 

 

Bugün Allah korkusu ve Vatan sevgisi nedir bilmeyen riyakarlar, Vatanı, ekmek yediği kurumu ve ailesi için en büyük tehlike olduklarının bilincinde midirler acaba? İnsan, huzur, güven ve mutluluğu ancak, fertlerin biribirlerine sevgi, saygı ve din kardeşliği duyguları ile bağlı, yaşama şuuruna varmış, düzenli bir cemiyette duyabilir. Bu itibarla, kişinin hem kulluk görevlerini yapabilmesi, hem de ailesine, milletine ve bütün insanlığa karşı görevlerini sadakat ve samimiyetle yerine getirebilmesi, ancak içinde yaşadığı toplumun Allah korkusu, Vatan sevgisi ahlakına ve ahengine bağlıdır. Birlik ve beraberliğin yerine bencilliğin, bölücülüğün, parçalanmanın, fitne ve ekonomik-anarşik terörün hakim olduğu bir toplumda İslam’ı yaşamak da, yaşatmak da mümkün olabilir mi?

 

 

 

Mahatma Gandhi, ”İnsan, ancak kendi hatasını büyüten, başkalarınınkini de küçülten aynada görebilirse, her iki hata hakkında da, haklı bir fikir yürütmeye gücü yetebilir. Dua, sabahın anahtarı, gecenin kilididir.” diyor.

 

 

 

Türk İslam alemi olarak, yaşamakta bulunduğumuz dünya hayatının fani olduğunu unutmayalım. Haram ve rüşvetten, daima uzak kalarak, sabredip şükredersek ahiret hayatına intikal edip ebedi mutluluk saadete ereceğiz inşallah. Bu da tabii ki, sadakat ve samimiyetle kulluk vazifemizi yerine getirmekle olur.

 

 

 

MİLLETVEKİLLERİNİN DİKKATİNE!

 

 
TBMM’de ki, vicdan sahibi Milletvekilleri, rüşvet ve kayıtdışı kazançların frenlenebilmesi için, caydırıcı kanunların acilen çıkmasına, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine, bu konuda yardımcı olmaları gerek miyor mu? Kayıtdışı (Kara para) gelirler frenlenmediği bir ülkede, anarşik ve ekonomik terörün durdurulması mümkün olamıyacağını unutmayalım? Çıkar amaçlı ahlakına sahip olanların, para için her türlü maddi-manevi stratejik önem taşıyan tavizlerin verilmesine müsaittir.

 

 

 

Cümle Vatan şehitlerini, T. C.’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü, Rahmetle, Gazileri minnetle anar. Hastalara acil şifalar dileriz.

 

 

 

KAYNAKÇA: Kur’an-ı Kerim tefsiri ve Hadis-i şerifler: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. Yayın No: 207

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Teravih namazı ve sağlığımız
İslam dininde Hikmetleri ile Ramazan
Domuz ürünleri satışı ve RAF bedeli şartı iyi gelecek