Y-CHP’de ‘parti suçu’ işleyen işleyene

Y-CHP’de ‘parti suçu’ işleyen işleyene
3 Aralık 2012 00:46

Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanvekili Binnaz Toprak, Komisyonun CHP’li üyelerinin “Anadilde savunma” konusunda MYK’da belirlenmiş olan parti görüşüne uygun olarak sundukları muhalefet şerhine itiraz ettiler.

Av.Cemil CAN H&H YORUM

Üstelik üyesi olmadıkları bir komisyonda bu görüşlerini dile getirdiler. Komisyon başkanının bu milletvekillerine neden söz verdiği ise ayrı bir bilinmezlik. Bu işin bir yanı. Asıl önemli olan, düşünceleriyle doğrudan genel başkanı temsil eden bu iki milletvekilinin, uymak zorunda oldukları MYK kararını tanımamış olmalarıdır. Onların bu korsan hareketinden Kılıçdaroğlu’nun haberdar olmadığını ve böyle  bir konuşma yapılmasına onay vermediğini düşünemeyiz..  Eğer öyleyse Kemal Bey’in, liderliğinden sonra genel başkanlığı sorgulanmaya başlanır!..
 
Diğer yandan, bir başka Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç, CHP’nin “devrimcilik” ilkesinin işletilemediğini ve bu yüzden de CHP’nin kendisine uygun bir parti olmadığını söylemiş.(1) Bu hanımefendi, PKK’nın temel talepleri arasında bulunan “özerklik”  konusunu da savunuyor. (2) Aynı şekilde “Anadilde eğitim”i çocuk sorunu olarak görüyor!.. “Kürt sorunu” konusunda kendileri gibi düşünmeyenlerden ise şikayetçi. Bu yüzden partide “fikir birliği” olmadığını söylüyor!.. Bu da bir genel başkan yardımcısı. İş bölümü içerisinde kendisine bırakılan alanda, genel başkanı temsil ediyor. Görüşlerinin Kılıçdaroğlu’ndan farklı olduğu söylenemez!..
 
Bunlar gibi daha onlarca örnek sayabilirim!..
 
CHP bağımsız bir parti mi yoksa taleplerini TBMM’nde dile getirmekle görevli PKK’nın bir uzantısı mı belli değil!?..
 
CHP’nin halen yürürlükte olan bir programı var. Parti Tüzüğüne göre, yürürlükteki programla uyuşmayan söylemler yaptırıma bağlanmıştır. Hem de en ağır bir şekilde…  
 
CHP Partı Programına  göre; ideolojimizin temel dayanakları şu şekilde ortaya konulmuştur: “Partimizin ideolojisini besleyen, üç ana kaynak: Atatürk’ün modernleşme devrimi ve altı ok ilkeleri, sosyal demokrasinin evrensel kuralları ve Anadolu ve Trakya’nın tarihsel ve felsefi birikimidir. (…) Çağdaş Türkiye için değişim programı, Cumhuriyet Halk partisi’nin onurlu geçmişiyle  aydınlık geleceğinin çağdaş sentezidir. CHP, bu ideolojik birikim, değer ve duyarlılıklar temelinde; ulusal kurtuluş mücadelesinin tam bağımsızlık ruhunun temsilcisidir… (…) Laik demokratik cumhuriyetin kararlı savunucusudur…”(1)
 
Görüldüğü gibi CHP üyeleri onurlu geçmişleriyle övünürler!.. Geçmişlerine küfretmezler!..
 
“Kürt sorunu” ile ilgili olarak da CHP’nin belirli ve tutarlı görüşleri vardır.  Etnik farklılıkları ülkemizin bir zenginliği olarak kabul eden CHP, “Yeni azınlıklar yaratılmasına karşıdır… CHP daha 1989 yılında Kürt kökenli yurttaşlarımızın karşılaştıkları sorunları açık yüreklilikle ortaya koymuştur. (…) Üniter devlet ve ulus devlet temeli dikkate alınarak kısıtlamaların kaldırılması ve çağdaş, kalıcı çözümler bulunması için politikalarını sunmuştur. Yurttaşlarımızın farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellikler taşımaları, birlikteliklerinin ve  ortak bir ulus  oluşturmalarının engeli olamaz.(…) CHP’nin entegrasyon anlayışı farklı etnik kimliklerin ve inançların ortadan kaldırılmasını değil, onlara saygı göstererek ülke bütünlüğünü ulus devlet anlayışı ile korunmasını öngörür. (…)  
 
CHP, Her etnik kökenden yurttaşımızın, kendi özgür irade ve talepleri çerçevesinde;
 
Kendi anadilini özgürce kullanabilmelerine, özel dersaneler veya kurslar gibi kurumlar kurarak anadillerini özgürce öğrenebilmeleri ve öğretebilmelerine; (…) olanak tanımayı çağdaş demokrasi anlayışının gereği sayar”(2)
 
“Dinin siyasallaştırılmamasını, siyasetin dinselleştirilmemesinin güvencesi” olarak kabul eden CHP’nin,  “laiklik ilkesi” hakkındaki görüşü de son derece  anlaşılır haldedir.  CHP, “Devlet işleri ile din işlerinin birbirinden ayrılmasının, birbirini etkilememesi” olarak tanımladığı laikliği, hiç bir şekilde ödün veremeyeceği temel ilke olarak kabul etmiştir. (…) CHP, dini unsurların siyasi simge olarak kullanılmasını demokrasi anlayışı ile bağdaşmayan ve anayasamızın değiştirilemez hükümleri ile çelişen bir davranış olarak görür. (3)
 
Demek ki, CHP “üniter devlet” ve  “ulus devleti” savunur, laiklik ilkesinden de hiç bir şekilde ödün veremez… Aksine bütün söylemler parti programına aykırılık teşkil etmektedir…
 
CHP’nin  Programında “özerklik” konusunda da net bir duruş sergilenmiştir:  
 
“Küreselleşme adına çok sayıda yerel iktidar odağı oluşturmayı dayatan, merkezi devlete rakip olarak cemaat, tarikat ve çok uluslu şirketler eksenini geliştirmeye yönelik idari federalizm benzeri yapılanmayı öngörerek, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini ve özellikle üniter yapıyı tehdit eden her türlü idari düzenleme girişimleri gündemden çıkartılacaktır.” (4)  
 
“CHP yerel yönetimleri, yerel iktidar odakları olarak değil, yerel demokrasi odakları olarak görür. (…) Yerel nitelikli hizmetlerin yetki ve sorumluluğu, üniter devletin gerekleri dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan yerlerde kaynak ve araçlar da sağlanarak merkezi yönetim tarafından yerel yönetimlere devredilecektir.” (5)
 
CHP’nin Terör  ve PKK konusunda parti programında belirlenmiş ve kurultay tarafından da benimsenerek onaylanmış bulunan görüşleri ile Y-CHP yönetiminin görüşleri birbirine tamamen terstir!..
 
Cumhuriyet Halk Partisi Programı’nda Kuzey Irak’ta üstlenen PKK mensupları,  “özgürlük savaşçıları” olarak değil,  terör örgütü üyeleri olarak tanımlanmıştır… CHP Programı, terörle “müzakere” yapılmasına hiç bir şekilde izin vermez. Terörle mücadele esas alınmıştır…
 
“Türkiye’nin Kuzey Irak’tan PKK’yı tamamen tasfiye etmek hem hakkı, hem de görevidir. Cumhuriyet Halk partisi iktidarında bu görev eksiksiz yerine getirilecektir.(…)  Terörle etkili bir mücadele gerçekleştirmek için güvenlik güçleri yeniden yapılandırılacaktır. Uzman ve profesyonel elemanlardan oluşacak özel eğitimli güvenlik güçleri terörist saldırıları eylem aşamasına gelmeden ve mümkün olduğu ölçüde Türkiye sınırlarına ulaşmadan önlemeyi amaçlayan bir yapıya kavuşacak ve yeterli olanak, yetenek ve teknoloji ile donatılacaktır.”(6)
 
NATO kuvvetlerinin İzmir üzerinden Libya’ya saldırmasına destek veren Y-CHP’nin tutumu, CHP Programı’na tamamen aykırı düşmüştür:
 
“Geçmişte bağımsızlığını ve haklarını korumak için savaşçı yeteneğini gerektiğinde kanıtlamış olan ülkemiz bir saldırıya uğramadıkça barış içinde yaşamak ister. Silahlı kuvvetlerimiz ulusun bağımsızlığını ve güvenliğini korurken dünya barışına da katkıda bulunmaya her zaman özen göstermiştir.(…) Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün yurtta barış, dünyada barış anlayışına dün olduğu gibi bugün de sahip çıkmaktadır.(7)
 
Şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Tüzüğü’nün  parti suçları ile ilgili 70. maddesine  göz atalım.
 
70.Maddenin (A) bendinin;
 (a) fıkrası:  
 
“Programa ve Tüzük kurallarına, kurultay ve yetkili organ
 kararlarına aykırı davranmak,
 
 
(b) fıkrası:
“Partide aldıkları görev ve sorumlulukla ve üyelikle
 bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak,

 
(d) fıkrası:
 Parti doğrultusuna ve temel ilkelere aykırı siyasal çalışmalara
 ve eylemlere katkıda bulunmak,
 
 
(f) fıkrası:
“Kurultay, kongre, grup ve meclis işlemlerinin, seçim
 çalışmalarının yasa, tüzük ve yönetmelik kurallarına uygun
 olmasını engellemek, bozmak, bozdurmak amacı ile yetkili
 organlara ve kişilere karşı Tüzüğe uygun itirazlar dışında her
 türlü engelleyici davranışta bulunmak” şeklindeki eylemler, kesin çıkarma cezası gerektiren parti suçları
 olarak hüküm altına almıştır…
 
Milletvekili adayı oldukları gün CHP’ye üye olan 63 milletvekilinin, özellikle de başta Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere,  yetki ve sorumluluk makamlarında bulunanların söylemleri, tutum ve davranışları dikkate alındığında, hiç birinin CHP’de üye olarak kalamayacakları son derece açıktır. Ve sanırım bu nedenledir ki, Kemal Kılıçdaroğlu, uzunluğunu bahane ederek parti programını değiştirmek istemektedir. Böylece hiç bir zaman CHP’li olamayan arkadaşları ile birlikte, işledikleri suçları suç olmaktan çıkartmayı düşünmektedirler…
 
Genel başkanın hesap vereceği tek organ Kurultay olduğundan, onu hesaba çekmek için o günü beklemek gerekirse de diğerlerinin tümü hakkında gecikmeksizin Parti Meclisi’nin gerekli işlemleri başlatması gerekir. Harekete geçmek için “ihbar” bekleniyorsa, bu yazımı ihbar kabul edebilirler. Aksi halde, “Deniz Feneri” soruşturmasında olduğu gibi, disiplin soruşturması başlatma mevkiinde bulunanlar,  parti suçu işleyenler tarafından soruşturulmaya başlayacak!..
 
Benden söylemesi!..  
 
Av. Cemil Can
DİPNOTLAR:
(1) http://t24.com.tr/haber/chpli-onanc-chp-devrimci-degil/217007
(2) http://www.facebook.com/GulserenOnanc
(3) CHP  Programı s.23-24  
(4) Age s.46-48  
(5) Age s.50  
(6) Age s.82  
(7) Age s.86  
(8) Age s.113-115  
(9) Age s.119

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..