Y-CHP Öcalan’a “evet” dedi!…

Y-CHP Öcalan’a “evet” dedi!…
22 Nisan 2013 09:56

“Açılım”, “Çözüm” , “Süreç” derken; Enerji Bakanı Taner Yıldız baklayı ağzından kaçırdı. Yıldız, Barzani bölgesinden çıkarılan petrolün, Barzani hesabına Türkiye’ye taşınacağı ve kendi hesabına İsrail üzerinden pazarlanacağı ve bu işin çözüm sürecinin “ölçülebilir ilk sonucu” olduğunu söyledi.

 

 

 

 

 

Uluslar arası  petrol kaçakçılığı anlamına gelen bu düşüncenin kabul edilebilirliği Kuzey Irak’ta ikinci İsrail’in kurulmasına bağlıdır!.. Bölgede etkili olan güçler Türkiye’nin böyle bir plan içerisinde görev almasını nasıl karşılar, Irak’ın petrolü başımıza ne işler açar yaşayıp göreceğiz!..

 

 

 

Bu tehlikeli süreçte gören duyan da sanır ki, Öcalan ile sadece AKP’liler ittifak halinde… Aslında süreci destekleyen diyaloğun en önemli figürü, biraz utangaç şekilde görünse de Y-CHP’dir!.. Erdoğan’ın CHP’yi  ikinci Kürt açılımına katma çabalarına  Abdullah Öcalan: “CHP sürecin dışında kalırsa kendisini bitirir” tehdidiyle katılmış. Bu analizi Kılıçdaroğlu hayli ciddiye almış olmalı ki,  yanıtını basın üzerinden İmralı’ya ulaştırmış…

 

 

 

CHP kendisini “bitirirse” doğal olarak  kaybedeceği oylar, diğer partiler bölüşülecek. Dolayısıyla başta AKP olmak üzere,  bütün partilerin “CHP’nin kendisini bitirmesine”  sevinmesi gerekirken, aksine bir söylem içerisine girmelerinin bir nedeni olmalı!.. Nasıl oluyorsa, bu sıralar CHP’li olmayan ve CHP’nin başarılı olmasını istemeyen bütün kiralık kalemlerin baş derdi  CHP’yi sürece katmaktır… Bunun için “Analar ağlamasın” istismarına, “CHP’nin biteceği” yalanını da katarak, parti içerisinden taraftar yaratılmaya çalışılmaktadır… CHP içerisinde kendilerini “Yeni CHP’li”, “Solcu”  veya “Yenilikçi” olarak tanımlayan, açılımdan yana, BDP’li bir grup var… Akıllarınca “Yeni” ve “Sol” kavramları ile gerçek CHP’lilerin kafalarını karıştıracaklar… Oysa solculuğun en temel koşulu emperyalizme karşı olmaktır. Ayrıca solcu olanlar ülkelerinin birlik ve beraberliğini savunurlar. Solcular üniter devletten yanadırlar… Sol görüşlü bir insanın emperyalist projeler içerisinde asla yeri olmaz!.. “Süreç” diye yutturulmaya çalışılan açılımının, BOP kapsamında emperyalist bir  proje olduğu ve Türkiye’nin parçalanmasını ön gördüğü tartışmasızdır… Dolayısıyla, CHP içerisinde kendilerini “Yenilikçi” veya “Solcu” olarak niteleyip, bu haliyle “Kürt açılımı”na destek olanlar, hiç bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde emperyalizmin hizmetkarıdırlar!.. Adlarının önüne koydukları sıfatlar onları  solcu yapamaz… Gerçek solcular ve Atatürkçüler, Milli Anayasa Forumu’nun etrafında örgütlenenlerin düşüncelerini savunurlar!..

 

 

 

CHP içerisindeki “yenilikçi” kesimin  çekinmeden yalana başvurarak, CHP’lileri aldatmaya çalıştığı görülüyor.  Bu işin önde gelenlerinden Genel Başkan Yardımcısı Gülseren Onanç’ın, CHP tabanın yüzde 65’inin süreci desteklediğini söylemesi ve  bu konuda tabanın yönetime tepki vermediği şeklindeki sözleri ile başlayan tartışmanın istifa getirmesi,  çok önemli bir gelişmedir…  Aynı şekilde altı ay önce görevden alınan İrfan İnanç Yıldız’ın, bir sürü entrikaya ve Kılıçdaroğlu’na rağmen, yeniden CHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı’na  seçilmiş olmasını da  CHP’deki uyanmanın işareti olarak kabul etmek gerikir…

 

 

 

Y-CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun, daha önce Meclis Başkanlığı’na sunduğu ve AKP’nin kendi önerisiyle birleştirdiği “Komisyon önerisi”ni yeniden sunmak için 35 imza toplayabilmesini ise, CHP içerisindeki BDP’lilerin, ne kadar gözükara olduklarına yormak gererik… Onanç’ın, sürecin başarısı için feda edilmesi de bu kararlılığın bir göstergesidir. Aynı şekilde, Tanrıkulu için defalarca söylenen; CIA’nın yan kuruluşu olan Stratfor’un TR 705 nolu bilgi kaynağı olduğu  şekildeki sözleri,  Denizli Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın daha anlaşılır bir şekilde söylemesi üzerine, disipline sevki  Kılıçdaroğlu’nun sürece bağlılığını gösterir!.. Nitekim bu yönde yapılan eleştirilere: “Biz bu sürecin önünde engel olmamayı görev edindik. Buyurun çözünüz. ‘CHP bize engel oldu’ diyemeyecekler”(1) şeklinde verdiği yanıt ile  daha önce yetkili kurullarda karara bağlamadan vermiş olduğu “kredi”nin arkasında durduğunu ifade etmiştir…

 

 

 

Kılıçdaroğlu, bu şekilde CHP’ye süreç içerisinde verilen  görevi de itiraf  etmek zorunda kalmıştır!..  Y-CHP’nin Genel Başkanı, partiyi getirdiği noktada,  ülkemizi bölme planına  karşı çıkanları disipline sevk etmekle tehdit edebilmektedir!.. Örnek olması bakımından, Dilek Akagün Yılmaz seçilmiştir. Kılıçdaroğlu’nun Dilek Hanımla ilgili olarak gösterdiği “televizyona çıkma” gerekçesi ise kuşkusuz çok daha vahimdir. Kılıçdaroğlu ve ekibinin bu dönemde istediği tek sesliliktir. Ülke ve parti menfaatlerini  savunmak disipline sevk nedenidir.. Buna karşın süreci destekleyenlerin önde gelenleri Sezgin Tanrıkulu ile Hüseyin Aygün, Cumartesi annelerini bahane ederek,  akil adamların yanında boy göstermeye devam etmektedir!..(2)

 

 

 

Aslında “ihanet planı” olduğu açık olan ve AKP’nin   “süreç” olarak ifade ettiği, PKK’nın silah bırakarak sınır dışına çekilmesi beklentisinin,  bir an için düşüncemizin aksine, söylendiği gibi gerçekleşeceğini  ve  “başarı” ile sonuçlandığını düşünelim. Bu  başarının iktidarın başarısı olacağı ve siyasi sonuçlarından CHP’nin hiç bir şekilde yararlanamayacağı tartışmasızdır.  Bu kadar açık olmasına rağmen, CHP’nin aleyhine olacak böyle bir gelişmeye, engel olmama sözü vererek destek olunması, anlaşılır gibi değildir… İktidarı destekleyen ve payanda olan partiler, iktidara gelme iddialarından vaz geçmiş sayılırlar!.. Asıl bu haliyle CHP,  kendisini bitirme ve parçalanma sürecine sokmuştur!..

 

 

 

Bu noktada durup, Kılıçdaroğlu’nun konumunu da iyice belirlemek gerekir.   Anlaşılmaktadır ki, Kılıçdaroğlu’na verilen görev: “Ulusalcı” olarak nitelendirilen gerçek CHP’liler ile  kendilerini “sol grup” veya “yenilikçiler” olarak niteleyen grup arasında denge kurarak, günleri geçiştirmektir.  Ayrıca sürece karşı çıkmayarak ve karşı çıkanları  engelleyerek görevini tamamlamak Kılıçdaroğlu’nun yegane işi olarak belirlenmiştir.. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu, partiyi ele geçiren ve emeperyalizmin verdiği görevi kabul eden işbirlikçilerin lideridir!.. Zaten akıl hocası olan TESEV Başkanı Can Paker de “akil adam” olarak,  sürecin  içerisinde aktif olarak yerini almıştır… O çok övdüğü  ve toz kondurmadığı TESEV’in ne için kurulduğu da bu vesileyle ortaya çıkmıştır. Bu çerçeveden bakıldığında, Y-CHP’nin sürecin tam ortasında olduğunu söylemekte hiç bir yanlışlık yoktur… Bu nedenle CHP’lilerin birinci ödevi, Atatürk’ün partisini bu işgalcilerin elinden geri almaktır. Etkili bir şekilde ülke bütünlüğünü ve Cumhuriyet’i  savunmak, ancak o zaman olanaklı hale gelebilir…

 

Av. Cemil Can

 

 

 

DİPNOTLAR:

 

 

 

(1)  http://www.ulusalbakis.com/engelsiz-muhalefet.html/

http://www.skyturk360.com/haberdetay.asp?id=23034

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..