Mark Twain ve Aziz Nesin yaşasaydı Suriye’ye karşı savaş çığırtkanlığı hakkında ne düşünürdü?

Mark Twain ve Aziz Nesin yaşasaydı Suriye’ye karşı savaş çığırtkanlığı hakkında ne düşünürdü?
2 Temmuz 2012 12:51

Yıllardır Brighton’da yaşayan İngiltere’deki Anadolu Dostluk Derneği kurucusu Mustafa Mersinoğlu’nun bu güzel yazısını siz değerlli H&H okurlarıyla paylaşıyoruz…

Onurlu ve haklı savaş başlatan hiç bir zaman olmamıştır. Bir milyon yıl ileriye baksam da bu kural yarım düzine dışında hiç değişmiyecektir. Çığırtkan bir avuç azınlık her zaman olduğu gibi savaş diye bağırırlar. Mimberdekiler önce temkinli ve dikkatli olarak karşı çıkarlar ve en başta milletin büyük uyuşuk çoğunluğu uykulu gözlerini ovuştururlar ve niçin savaş olması gerektiğini düşünürler sonra derler ki içten ve öfke ile ‘ Haksızlık ve onursuzluk ve hiç bir gereği yok’ Bir avuç çığırtkan bu sefer bas bas bağırırlar. Bir kaç dürüst insan akla uygun tartışmalarla savaşa söylev ve kalemleri ile karşı çıkarlar. İlk önce dinlenirler ve alkış toplarlar ama bu uzun sürmez diğerleri onları bağırarak susturular ve savaş karşıtlarının dinliyecileri ve popülerlikleri azalır. Birdenbire bir bakarsınız tuhaf bir durum oluşmuş, konuşmacılara taş atılmaya başlanır ve özgür düşünce gözü dönmüş güruh tarafından boğulur, gerçi onlarda yüreklerinde taşlanan konuşmacılarla aynı düşünürler ama bunu söylemeye cesaret edemezler. Şimdi tüm millet- mimber ve herkez savaş çığlığını gırtlakları çatlayıncaya kadar bas bas bağırırlar ve ağzını açmaya cesaret eden her dürüst insana saldırırlar ve tüm ağızlar susar. Sonra devlet adamları ucuz yalanlar uydururlar ve bütün suçu saldırılan ülkeye yıkarlar ve herkes vicdanları rahatlatan sahtekarlıklardan memnunluk duyarlar ve dikkatle bunları incelerler ama bunları çürütenleri incelemeyi red ederler ve böylece kendilerini savaşın haklılığına inandırırlar ve Tanrıya bu iğrenç kendini kandırmadan sonra daha iyi uyuttuğu için şükran ederler.’

Mark Twain, The Mysterious Stranger and Other Stories

1835 le 1910 yılları arasında yaşayan Mark Twain’e Amerika Birleşik Devletler’inin Aziz Nesin’i diyebiliriz. Gerçi Aziz Nesin gibi zorlu bir mücadelesi ve yaşamı olmadı, hele 2 Temmuz 1993 yıl dönümünde bunu belirtmeden geçemeyiz. Onun da kızlarını genç yaşlarda kaybetmesi ve iflası zor günler görmesine sebep olmuştu ancak bunlar kişisel şansızlıklardı. Konumuz edebiyat değil ve iki büyük yazarı karşılaştırmakta değil. Konumuz savaş çığırtkanlığı ve kapımıza dayandırılan emperyalist savaş maşalığı.

Yukarıda verdiğim Mark Twain alıntısı Gizemli Yabancı ve Diğer Öyküler adlı kitabından alınmıştır. Bu kitabı 1890 ve1910 arasında yazmış olduğu ciddi sosyal yorumlarını ve belalanmış insan ırkının durumunu anlatır. Bu yazısında mimberdekilerin önce temkinli ve dikkatli olduğunu yazmış, aslında bu yazısında sözünü ettiği sadece kilise mimberindekiler değil önemli kişiler ve yöneticiler vs. Ama bizdeki mimberdekileri görse en başta onların çığırtkanlık yaptığını görürdü ve İngiliz yazarı Orwell’i de okumuşcasına ‘Barış’ diyerek ‘Savaş’ sunduklarını anlardı. Milletimiz oldukça uyanık çünkü Mustafa Kemal Atatürk’ün Yurtta Barış Dünyada Barış sözleri ile yetişti ama bir çok insanımız basının susturulması yüzünden ve her gün söylenen basit yalanlara inanıyor ya da daha da kötüsü ve korkunçu Mark Twain’in dediği gibi kendi kendini kandırıyor. Bir de dürüst insanlarımız, taşlanmakla kalsa iyi, biber gazı, ağızları kapatılıp, saçlarından çekilerek yerlerde sürükleniyor, tekmeleniyor, yumruklanıyor sonra elleri acıyan polisler tarafından mahkemeye veriliyorlar. Her halde elleri dert görmesin diye cop ithal ediliyor, sanki Aziz Nesin’in Ben Bir Jopum yazısına gönderme. Aziz Nesinlik dediğimiz türden kara mizah zannedeceğimiz ama gerçek binbir baskı şiddet, iftira, davalar, sonu gelmeyen tutukluluklar, öldürmeler ve toplama kamplarına kapatılıp ölümcül koşullara mahküm edilmeler..Bunları anlatan ciltler dolusu kitaplar yazıldı.

‘ Ben bu sahillerden, Vancouver’den ayrılırken ateşli bir emperyalisttim. Ben Amerikan kartalının Pasifik Okyunusuna saldırmasını istiyordum. Yalnız Rockies Dağlarınla yetinmesini çok evcil ve sıkıcı buluyordum. Kendime soruyordum niçin Filipinlerin üzerine de kanat germesin diye? Ve iyi bir şey olacağını düşünüyordum.

Kendime dedim ki burada insanlar üçyüz yıldır acı çekiyorlar. Onları da kendimiz gibi özgür kılabiliriz, hükümet ve kendilerinin olan bir ülke verebiliriz, minyatür bir Amerikan anayasasını Pasifik Okyonusunda yüzdürüp yepyeni bir cumhuriyet başlatıp özgür ülkeler arasında yer almalarını sağlayabiliriz. Bana öyle geldi ki kendimize önemli bir göreve adamıştık.
Ama o zamandan bu yana biraz daha düşününce ve dikkatlice Paris antlaşmasını okuyunca gördüm ki, bizim niyetimiz özgürlük değil Filipin halkını esir almak. Biz oraya fethe gidiyorduk kurtarmaya değil.
Biz ayrıca bu ülkenin gücünü Filipinlerde Friarların kurduğu korkunç sistemi koruyup, kollayamak için kullanacaktık.
Bana öyle görünüyor ki ve öyle olması da şart: Görevimiz ve memnuniyetimiz o insanları özgür kılmak ve iç sorunlarını kendilerin çözmelerinde serbest bırakmak olmalı.’

Yukarıdaki alıntı da New York Herald gazetesinde 15 Ekim 1900 da çıkan Mark Twain’in Bir Anti-Emperyalist adlı yazısından. Bu yazı hakkında fazla bir yoruma gerek yok ama merak etmeyelim bizim küçük Amerikan anayasamız da Atlantik üzerinden yüzdürüldü geliyor. Filiplerde Amerika’nın korumaya aldığı Friarlar, din adamları, bu da bize bazı ABD korumasında ki din adamlarını çağrıştırıyor ama neyse ki böyle şeyler tarihte kaldı.

Mark Twain’in meşhur olmasında biz Türklerin de payı var. Saflar Yabancı Ülkede adlı kitabında gelip İstanbul, İzmir ve Efesi dolaşıp bizlerle alay etmesi kendisine epey para kazandırdı ve sevdiği kızla evlenmesine bile vesile oldu. Oriyantalist denilen tarzda bir kitaptı ama kendisinden önceki oriyantalistlere de kızıyordu. Hamamları ballandıra ballandıra anlatıp kendilerinden sonra gelecek olan turistleri kandırmışlardı aslında berbat yerlerdi. Neyse biraz biz kendimizle Yunanlı komşularımıza nazaran gururlanabiliriz çünkü misyonerler bizim daha güvenilir olduğumuzu Mark Twain’e söylemişler. Gerçi hepimiz doğal olarak yalancıymışız burada çok eşitlikçi Yunan ve Ermenileri de bu yalancı kervanına katıyor. Türkler birini överken ‘çok sahtekar ve uyanık adam’ diyip bir birlerine o insanı tavsiye ediyorlarmış. Maalesef günümüzde de bazılarımız ‘helal olsun amma sahtekar ve uyanık adam’ demeye devam ediyoruz.

Yüz yıllarca moda olan Türk düşmanlığına o da bol bol katkı da bulunmuştu, yine aynı kitabında şunu da söylemişti:
‘Umarım ki Avrupa Rusya’ya izin verir de Türkiye’yi biraz imha ederler, çok değil yalnız dalgiç çanı ile bulunacak kadar zor.’
acaba bugün ne düşünürdü?

Aziz Nesin yaşasaydı acaba Oktay Akbal gibi yaşamasaydım da bugünleri görmeseydim mi derdi? yoksa ‘ Böyle gelmiş böyle gitmez mi? derdi.

Mustafa Kemal Atatürk içimizde yaşıyor ve diyor ki:

‘Vatan savunması değilse savaş cinayettir”

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
23 Haziran seçimleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin seçenekleri
‘Ne güzeldir, dağların üstünde onun ayakları, ki müjde götürür’
Dünya basınında 31 Mart 2019 Türkiye yerel seçimleri