İnsan hakları, ihlal edenlere de lazımdır

İnsan hakları, ihlal edenlere de lazımdır
21 Temmuz 2017 13:29

İnsan hakları, ulusal değil, ulusal üstüdür.

 

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

 

Gerek uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve gerekse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi mahkemeler de ulusal üstüdür. Bundan böyle, insan hakları ihlallerinin yaşandığı ülkeler, “bu benim iç işimdir, kimse karışamaz” diyemez. Yaşanan insan hakları ihlallerine karşı, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, demokrasiden ve insan haklarından yana olan ülkelerin müdahalesi, iç işlere karışmak olarak görülmüyor. Bu durum, insan haklarının evrensel niteliğinin sonucudur.

 

 

AİHM’nin her yıl yayınladığı istatistiklere göre, insan haklarını en çok ihlal eden ülkelerin başında Türkiye geliyor. En fazla ihlal kararı da haksız ve usulsüz tutuklamalarla ilgili. AİHM’e göre, Türkiye’de tutuklamalarla ilgili sistematik ve yaygın bir sorun var. Bu sorun da kısmen yasalardan, ama daha çok uygulamalardan, yargının işleyişinden kaynaklanıyor. Bu sonuçlar, hükümetin AİHM ilkelerine uyum sağlamak için gereken çabayı göstermediğini de ortaya koyuyor. Son günlerde yazarlara, düşünürlere, gazetecilere ve insan hakları savunucularına karşı yoğunlaşan usulsüz aramalar ve tutuklamalar nedeniyle de Türkiye’nin AİHM’de mahkum olacağını söylemek için, kâhin olmaya gerek yok.
Dünya’da 70 ülkede insan hakları uygulamalarını izleyen İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch)’de her yıl hazırladığı insan hakları raporlarında, polis ve savcılık sorguları ile mahkeme dosyalarından hareketle, Türkiye’de polisin aşırı güç kullandığı, başta yaşama hakkı olmak üzere, işkence ve kötü muamele konularında ülkemizin insan hakları karnesinin Avrupa ülkelerinin tamamından daha kötü durumda olduğu vurgulanıyor.

 

 

Şubat 2009’da Ankara’da, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği ve Avrupa Birliği Komisyonu tarafından ortaklaşa düzenlenen “Kolluk Kuvvetlerinin Güç Kullanımı” başlıklı uluslararası bir seminer düzenlenmişti. Dönemin Avrupa Birliği (AB)’nden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Egemen BAĞIŞ’ın açılış konuşması yaptığı, Avrupa Birliği’nden, Avrupa ülkelerinden ve Türkiye’den çok sayıda hukukçu, insan hakları uzmanı, emniyet müdürleri, jandarma ve subayın katıldığı seminere, ben de Türkiye Barolar Birliği’ni temsilen katılmıştım. İki gün süren seminerde; Türkiye’nin insan hakları sorunları ve uygulamadaki aksaklıklar masaya yatırılmıştı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıcı Sayın Rıza TÜRMEN de seminerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin uygulamalarını anlatarak, Avrupa ve Türkiye ili ilgili verilen örnek içtihatları anlatmıştı. Benim de uygulamalar konusunda kısa bir sunumum olmuştu.

 

 

Ankara’da, 2009’da Hükümet yetkilileriyle birlikte yaptığımız insan haklarına ilişkin büyük katılımlı toplantının, aynı içerikteki küçük çaplı toplantısı, geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükada’da yapıldı. Çoğunu kamuoyunun ve insan haklarıyla ilgilenenlerin yakından tanıdığı 10 insan hakları aktivistinin gözlerden uzak, sakin bir adada yaptıkları bu bir nevi meslek içi çalıştayı, iktidarın trölleri ve havuz medyası “darbe hazırlığı” gibi akıllara ziyan bir iftirayla ihbar ettiler. Savcılık sorgusundan önce de idarecilerimiz hükmünü verdiler: “Terör örgütlerine yardım”. “Masumiyet karinesi” ve “adil yargılanma” ilkeleri ihlal edilerek…Dünya kamuoyunda birinci sırada yer alan bu olaydan sonra emniyetten veya Savcılıktan serbest bırakılmaları beklenirken, 6’sının tutukluluğuna karar verilmesi, akıllara durgunluk veren dehşetteydi.

 

 

Böyle bir toplantı Avrupa’nın veya ABD’nin herhangi bir şehrinde yapılsaydı (ki, Uluslararası Af Örgütü ve diğer insan hakları örgütlerinin bu tür toplantıları Dünya’nın her yerinde, sürekli yaptıklarını biliyoruz), idareciler ve emniyet, ancak güvenliklerine yardımcı olabilirlerdi. Nitekim 2009’da Ankara’da Devlet erkanının da katıldığı toplantıda da benzer konular konuşulmuştu. Emniyet de güvenliği sağlamıştı. Ancak o zaman, Avrupa’ya ve uygar dünyaya şirin gözüküyorduk. Görünürde bu tür toplantıları biz de destekliyorduk. Bugün ise Türkiye, insan hakları yönünden de 2009’dan bu yana en az 50 yıl geriye gitmiştir. Umarız ve dileriz, yüzlerce yıl geriye gidişleri yaşamayız…

 

 

İnsan hakları çalışmalarında tek yol gösterici; BM Genel Kurul’unda oy birliği ile kabul edilen “BM İnsan Hakları Savunucuları Bildirgesi” ve ekleridir. Türkiye’nin de imzaladığı bu bildirge ile ülkelerin görevi, insan hakları savunucularını korumak ve bu kişilere karşı olası eylemleri engellemektir. Yani işlerini kolaylaştırmaktır.

 

 

İnsan, haklarıyla birlikte insandır. Bu nedenledir ki, insanlık tarihinde insan haklarının her koşulda korunması ve geliştirilmesine yönelik çalışmaları engellemek mümkün olmamıştır. Çünkü insan hakları, günü geldiğinde bu hakları ihlal edenlere de lazım olacaktır…

 

 

Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı
kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız