CHP’li Tekin: AKP’nin depremle mücadelede geliştirdiği tek teknik, algı operasyonları yapmaktır!

CHP’li Tekin: AKP’nin depremle mücadelede geliştirdiği tek teknik, algı operasyonları yapmaktır!
3 Kasım 2020 11:01

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, bugün yaptığı açıklamada, “İstanbul Boğazı ve hazine arazilerini de kapsayan kaçak ya da imar sorunlu 13 milyon yapıya getirilen “imar barışı” ile hiçbir mühendislik hizmeti almayan, mühendislik hizmeti alması talep bile edilmeyen yapılar, herhangi bir kontrol mekanizması olmaksızın, kuralsızca, sadece mal sahibini beyanı ile kayıt altına alınarak yasal hale getirildi” dedi.

 
Tekin, “Aynı dönemde dere üstüne kurulan veya sağlıksız konutlar nedeniyle yüzlerce insanımız can ve mal kaybına uğradı. İlgili yasalar ortada olmasına rağmen bu yapıları denetlemeyen, görevi ihmal eden, bu yapılara izin veren tek bir kamu görevlisi hakkında işlem başlatılmadı, adeta imar yolsuzluğu desteklendi” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in açıklaması şöyle devam etti:

İzmir’de yaşadığımız deprem acı sonuçlarıyla bizlere bir kez daha deprem gerçeğini gösterdi.

 

 

2017 YILININ ÜSTÜNDEN 3 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN TÜRKİYE’NİN BİNA ENVANTERİ HALA ÇIKARTILAMADI

 

 

Ülke topraklarımızın yüzde 66’sı 1. ve 2. derece deprem kuşakları üzerindedir. Nüfusumuzun yüzde 70’ini barındıran 11 büyük kent, büyük sanayi kuruluşlarımızın yüzde 75’i deprem tehlikesi altında. En çok göç alan bu bölgelerde kaçak yapılaşma yaygın.

2012 yılında hazırlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda 2017 yılına kadar tüm Türkiye’de bina envanterinin çıkartılması planlanıyordu. 2017 yılının üstünden 3 yıl geçmesine ve sayısız acı yaşamamıza rağmen hala bina envanteri çıkartılamadı. Dolayısıyla sağlıksız binaların tespiti yapılamadı, vatandaşların can güvenliği riske atıldı.

 

 

7 MİLYON KONUT SAĞLIKSIZ

 

 

Türkiye’de bulunan yaklaşık 20 milyon yapı stokunu incelediğimizde kaçak, kullanım ömrünü yitirmiş ve kentsel dönüşüm düşünülen yapı stoğunun 7 milyona ulaştığını görüyoruz. Nitekim resmi kurumlardan yapılan açıklamalar da bu rakam ile paralellik arz ediyor. Örneğin Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum 27 Şubat 2019 tarihinde yaptığı açıklamada 6-7 milyon konutun sağlıksız olduğunu ifade ediyor.

 

 

YAKLAŞIK 10 MİLYON İSTANBULLU DEPREM GÜVENLİĞİ OLMAYAN KONUTLARDA YAŞIYOR

 

 

Türkiye nüfusunun beşte birinin yaşadığı İstanbul tek başına ülke ekonomimizin yüzde 33’ünü temsil ediyor. Ne yazık ki bugüne kadar İstanbul için sağlıklı bir yapı envanteri çıkartılamadı. Buna rağmen yapılan çalışmalara göre İstanbul’da 1 milyon konutun güvenli olmadığı, bir başka ifade ile kaçak, ruhsatsız olduğu, mühendislik hizmeti almadan üretildiği, herhangi bir denetim mekanizmasına tabi olmadığı kabul ediliyor. Yaklaşık 10 milyon İstanbullu deprem güvenliği olmayan konutlarda yaşıyor.

 

 

İMAR AFFI İLE KAÇAK VE SAĞLIKSIZ YAPILAR YASAL HALE GETİRİLDİ

 

 

Bu vahim tabloya rağmen, yapı stoğunun iyileştirilmesi, risk altındaki 7 milyona yakın binanın güçlendirilmesi ve toplumun ihtiyaç duyduğu sağlıklı konutlara ulaşabilmesi için gereken önlemler alınmadı. Tam aksine 2018 yılında ortaya konulan İmar Affı denilen projeyle deprem güvenliği tamamen ikinci plana atıldı.

İstanbul Boğazı ve hazine arazilerini de kapsayan kaçak ya da imar sorunlu 13 milyon yapıya getirilen “imar barışı” ile hiçbir mühendislik hizmeti almayan, mühendislik hizmeti alması talep bile edilmeyen yapılar, herhangi bir kontrol mekanizması olmaksızın, kuralsızca, sadece mal sahibini beyanı ile kayıt altına alınarak yasal hale getirildi.

 

 

TEK BİR KAMU GÖREVLİSİ HAKKINDA İŞLEM BAŞLATILMADI

 

 

Aynı dönemde dere üstüne kurulan veya sağlıksız konutlar nedeniyle yüzlerce insanımız can ve mal kaybına uğradı. İlgili yasalar ortada olmasına rağmen bu yapıları denetlemeyen, görevi ihmal eden, bu yapılara izin veren tek bir kamu görevlisi hakkında işlem başlatılmadı, adeta imar yolsuzluğu desteklendi.

 

 

DEPREM VERGİLERİYLE 1 MİLYON 850 BİN DAİRE YAPILABİLİRDİ

 

 

1999 yılına göre bir arpa boyu yol ilerleyemedik. Ancak geçen 21 yılda tam 70 milyar 895 milyon TL deprem vergisi toplandı. 2002 yılında kalıcı hale getirilen deprem vergilerinde toplanan bu para ile her biri 100 metrekarelik 1 milyon 850 bin daire yapılabilirdi. Ancak bu para yapı stoğunun dönüştürülmesi için kullanılmadı. Sayın Erdoğan “Deprem vergileri nereye harcandı” sorusuna “Harcanması gereken yere harcadık” cevabını verdi. Deprem vergilerinin harcanması gereken tek yer deprem güvenliğinin sağlanmasıdır.

2002 yılından beri Türkiye’yi tek başına yöneten AKP’nin 18 yılda bu ülkede yapı stoğunu iyileştirmek, deprem güvenliğini sağlamak şöyle dursun,

İmar aflarıyla kaçak yapı stoğunu yasal hale getirdiği, bu yolla rant transferi yaptığı,

Kentsel dönüşüm projelerini rantsal dönüşüm projeleri haline getirip, yoksul vatandaşların evlerine el koyarak, büyük bir sosyal ve toplumsal tahribat yarattığı,

Bina envanterini bile çıkartamadığı, milyonlarca vatandaşımızı 7 milyonu aşkın sağlıksız yapıda yaşatmak zorunda bıraktığı,

Deprem toplanma alanlarını yok ettiği, sadece İstanbul’da sayısız deprem toplanma alanını AVM ve rezidansa dönüştürdüğü, İstanbul’da bir deprem olması halinde insanların AVM’lere veya mezarlıklar dışında bir yere sığınma şansının kalmadığı ortadadır.

 

 

AKP’NİN DEPREMLE MÜCADELEDE GELİŞTİRDİĞİ TEK TEKNİK ALGI OPERASYONLARI YAPMAKTIR

 

 

Bu koşullarda AKP’nin geliştirdiği tek teknik, gerçeği saklamak, algı operasyonları yaparak, toplumsal muhalefete akıl dışı bir şekilde saldırılmaktır. Örneğin, Demirören Haber Ajansı Bayraklı İlçemizde Kaymakamlık Binası ile Kızılay Kan Merkezi’nin yıkıldığı yönünde bir haber yapmış, bu haber Sabah Gazetesi, Hürriyet Gazetesi başta olmak üzere neredeyse tüm yayın organlarında yayınlanmıştır. Her ne kadar her konuda yalan söylemelerine alışık olsak da bu konuda dahi yalan söylemelerini beklemek doğal hayatın akışına aykırıdır . “Kaymakamlık Binası ve Kızılay Kan Merkezi yıkıldı” gibi bir iddiayı teyit etmeden toplumla paylaşmak gazetecilik ilkeriyle bağdaşmaz. Nitekim DHA daha sonra yaptığı açıklamada “Ancak Kızılay Kan Merkezi’nin ve kaymakamlığın yıkılmadığı, bunun polis telsizinden geçen yıkım anonsunun yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını” ifade ederek özür dilemiştir. Bu yayın organlarına güvenerek yaptığım açıklama için ben de özür dilerim. Her konuda yalan söyleyenlerin, bu konuda bile doğru söyleyemeyeceği ortadadır. Ancak bu olay medyanın da deprem ile ilgili sorumluluğunu bir kez daha gündeme getirmelidir. Basın yayın organları bu gibi durumlarda teyit etmedikleri verileri toplumla paylaşmamalıdır. Bir hükümetin bu tip olaylardan siyasi kazanç sağlamaya çalışması, enkaz üstünde telefon şovları yapması, canla başla çalışan Belediye Başkanları başta olmak üzere tüm kamu görevlilerini ağır eleştiriye tabi tutması ise asla kabul edilemez.

Deprem Türkiye’nin gerçeğidir. Öldüren de deprem değil, betondur, kaçak yapılardır, binalardır. Hükümetlerin görevi kaçak yapıları yok etmek, insanların huzur ve güven içerisinde yaşayacağı bir yapı stoğu kurmaktır. Bu zamana kadar sayısız önergemizi, TBMM’de Deprem Araştırma Komisyonu kurulması önerilerimizi reddeden AKP artık gölge dövüşünü bırakmalı, sorumluluğunu yerine getirmelidir. Deprem vergileri, deprem güvenliği için harcanmalı, Türkiye’de bir deprem seferberliği başlatılmalı ve gereken adımlar hızla atılmalıdır.

 

 

Yorumlar

Yorumlar