Akdeniz’de hakimiyet davası: Bir Cumhuriyet Halk Partisi Halkevi konferansı 1938

Akdeniz’de hakimiyet davası: Bir Cumhuriyet Halk Partisi Halkevi konferansı 1938
4 Şubat 2021 15:35

Atatürk dönemi Cumhuriyet’nin en önem verdiği konu halkın eğitiminiydi. Kurtuluş savaşı verip cumhuriyeti kuranlar bunu bağımsız bir ülke olabilmek için şart olarak görüyordu. Okulların dışında Halkevleri bu amaçla kurulmuştu. Buralarda yapılan en önemli faaliyetlerden biri de çeşitli konularda verilen konferanslardı. Bu konferanslar 1938’de biri 27 biri 17 iki seri halinde küçük broşürler Cumhuriyet Halk Partisi yayınları olarak basıldı. Bu yayınların hepsinin ilk sayfasında Şükrü Kaya’nın şu görüşü var:

 

 

 

Mustafa MERSİNOĞLU H&H YORUM

 

 
“ Halk kütlesi arasında münevverler ne kadar çok olursa olsun eğer bilgisini okumak veya dinlemek yolu ile günün bilgisi seviyesinde tutmazsa hem münevverliğini kaybeder; hem de bilgisini ve görgüsü mektep sıralarında öğrendiklerine münhasır kalacağından yarı cahil olur ve irfan hayatında tam cahilden daha muzır bir hale gelir”

 
“ Bir milletin en esaslı sermayesini ve kudretini teşkil eden halk kütlesinin fikirlerini günün malumatile tenvir etmek, bilgilerini ve görgülerini artırmak, milli vicdan ve şuurlarını fikri malumatla kuvvetlendirmek, hülasa halkı bilen, anlayan, isteyeceğini bilen ve istemesini bilen ve söyleyen faal dimağlı kültürel bir eleman yapmak, onun insanlığının yüksek duygularını derinleştirerek ilerletmek bizim için yalnız insani, ahlaki mücerret bir vazife değildir. Bu memleketin müdafasında ve milletin ilerlemesinde zaruri olan bir varlık temelidir.”

 
Şükrü Kaya bu yazdıkları ile bu konferansların gerekliliğinin sebebini kısa ve öz olarak belirmiş. Ayrıca bir önsöz yerine ikinci sayfada da şöyle bir şekilde bir açıklama var hepsini almıyoruz:

 
“ Halkın kültür ve bilgi seviyesini yükseltmek, Kemalizm inan ve devrimini halkın içine sindirmek için ödevlerinin başında gelen Halkevlerinde, gündelik hayatımızda daima müessir olan müsbet bilgileri öğretmek ve yaymak için verilen konferansların yeni bir serisi olarak İstanbul Üniversitesile Ankara fakülte ve yüksek okullarındaki doçent arkadaşlarımızdan kendi ihtisasları dahilinde birer mevzu seçerek tayin edicek zamanlarda konferanslar vermelerini C.H.P. kendilerinden rica etmişti. Hemen bütün doçentler bu daveti menuniyetle karşıladılar. Muvaffakiyetle yürümekte olan bu düşüncenin meyvalarından biri de işte bu konferanstır.”

 
“ Bu konuşmalardan yalnız o günkü dinliyebilenleri değil, bütün Türk halkını ve gençliğini faydalandırmak için bunları birer broşür halinde basmayı muvafık bulduk”

 
İyi ki bastırmışlar bugün bizler de faydalanacağız.

 
Ankara Halkevinde 17 Mayıs 1938’de Tarih-Dil ve Coğrafya Fakültesi öğretim görevlisi Dr Bekir Sıtkı Baykal tarafından verilen XIXuncu Asra Kadar Akdenizde Hakimiyet Davası, 32 Sayfa Seri: 1 Kitap: 19 Fiyatı 10 kuruş olan bu broşüre kısaca bakacağız. Konuya konuşmacımız şöyle başlamış:

 
“ Akdeniz meselesinin, Akdenize hakim olmak davasının bu kadar gürültülü bir zamanında aynı davanın tarihi safhalarını takip etmek, muayyen bir devreye kadar olsun, bu meselenin girdiği şekillere mümkün mertebe kısaca göz gezdirmek her halde alakayı kendine çekeceği ümidinde olduğum için bu mevzu üzerinde burada konuşmayı muvafık görmüştüm.

 
Akdeniz hakimiyet davası biz Türkler için iki bakımdan ehemmiyetlidir: Evvela halen sahillerimizin büyük kısmını Akdeniz teşkil etmektedir. İkincisi de mazide Akdenizin daha büyük kısmı elimizde olduğu gibi Akdenize hakim olmak iddasında bulunmuş ve bu uğurda yapılan mücadelelere iştirak etmiştik.”

 
Okuduğunuz gibi ne kadar taze kalmış bir konferans ve konu.

 
“Mevzuumuz Bizim – Akdenizdir. Bu kadar muhtelif milletlerin arasında bir köprü vazifesi görüp ona sahip olmanın bu kadar büyük mefaatler temin ettiği Bizim – Akdeniz ve onun tesiri altında bulunan mıntıka yalnız coğrafi bakımdan değil aynı zamanda tarih ve bilhassa kültür bakımından da bir birlik teşkil eder. Bugünkü hakim medeniyet mesela halihazırda yalnız Avrupada oturan bir veya muayyen birkaç milletin malı değil, bütün Akdeniz etrafındaki milletlerin müşterek mahsülüdür.”

 
“Bu mıntıka için malumumuz olan dört bin senelik tarihi zamanlarda Akdeniz aşağı yukarı her zaman bir birleşme, siyasi ve kültürel bir kül teşkil etme savaşının hakim olduğunu tespit etmekte güçlük çekmiyoruz. Akdeniz vasıtasiyle bir kıtanın diğer kıtalara çok yakınlaşması, bunların adalar ve yarımadalar vasıtasiyle birbiri içine girmiş olmaları, iklimin, bitkinin, toprağın aynı olması, Akdenizin bir köşesinde bir varlık tesis etmeye muvaffak olan milletlerin bütün bu mıntıkaya yayılmak, bütün bu mıntıkayı ellerine geçirmek için fıtrı bir meyil, bir ihtiyaç duymalarına amil olmuştur. Diğer taraftan sahillerin pek zengin şekilde tecelli etmesi bütün birleştirci ve vasıta olmak vasfına rağmen ayrı ayrı devletlerin teşekkül edebilmesi için siyasi ayrılığı kolaylaştırmış ve adeta temin etmiştir. Bizim-Akdeniz için bu birbiri içine girme, birbirinden uzaklaşma, birleştirici ve ayırıcı vasıflar karakteristiktir. Bu şartlar altında muhtelif milletlerin birbirleriyle mücadale ve barışlarında galebe çalan kültür sahiplerinin başka başka oluşlarında eski dünyanın bu kısmının tarihinin hakiki mahiyetini, binlerce seneden beri karşımıza çıkarmakta olan terakki amillerini aramak icap eder.”
Konferans bu insancıl ancak gerçekçi bir girişten sonra Akdeniz’in dörtbin yıllık tarihini Fenikelilerden, Yunan kolonistlerine, İngilizlerin Akdeniz’e gelmelerine kadar çok öz ve az sözle ancak hiç bir önemli tarihi olguyu atlamadan özetlemiş. Türklerin de bu tarihteki yerini derinlemesine irdelemiş. Konuyu şöyle bitirmiş:

 
“Şimdiye kadar takip ettiğimiz devirlerde görüyoruz ki Akdeniz hakimiyet davası bütün Avrupa ve garp tarihinin mihverini, dünya siyasetinin, denilebilir ki bel kemiğini teşkil etmektedir. 18 inci asır bize Akdeniz hakimiyet münasebetinde büyük bir tebeddül (değişme) arzetmemektedir. Ancak Bonapard zamanında Fransızlar tekmil Akdenizi hakimiyetleri altına almak istemişlerdi ki bu mesele ve bununla alakadar olan Maltanın zaptı ve İngiliz hakimiyetinin teesüsü bu konferansın mevzu haricindedir.”

 
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim iki büyük eserim var; biri Türkiye Cumhuriyeti, diğeri Cumhuriyet Halk Partisi” dediği bir çok yerde yazılır söylenir Hiç şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyeti en büyük eseridir. CHP’ye verdiği önemde örgütsüz mücadele olamayacağının ifadesidir. Partiler ve yöneticileri ülkelerinin sorunlarını bilimsel şekilde değerlendirmesi ve halk ile paylaşması gerekir. Yoksa Şükrü Kaya’nın dediği gibi ‘cahilden daha muzır hale gelirler. Günümüzdeki Cumhuriyet Halk Partisinin Akdeniz ve Mavi Vatan gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşamsal bir kavramına yine Atatürk zamanındaki gibi çok dikkatli ve ciddiyetle yaklaşması gerekir. Bir CHP üyesinin Mavi Vatanımıza komik demesi Atatürk’ün eserlerine büyük zarar verir.

 
MUSTAFA MERSİNOĞLU 29 EKİM 2020, BRIGHTON, İNGİLTERE.

Resim1

BROŞÜRÜN İÇİNDEKİ DİĞER KONFERANSLARIN BİR KISMININ LİSTESİ

PROF. DR. BEKİR SITKI BAYKAL 1908-1987 Doç. Dr. M A H M U T H. Ş A K ÎR O Ğ L U Ankara https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/693788

CHP Kadın Kolları Sitesi. Ancak aramalaııma rağmen tam nerede dediğine ya da yazdığının ana kaynağına ulaşamadım.

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
İngiltere’deki yeni korona variyantının yayılmasına neoliberalizm dogmasının etkisi oldu mu?
Başımız sağ olsun! Halkın Habercisi’nin vicdanlı, vatansever yazarını kaybettik
Yabancı basında Karadeniz gazı