Trabzon’un efsane öğretmeni, asırlık çınar Ahmet Gürsoy unutulmadı!

Trabzon’un efsane öğretmeni, asırlık çınar Ahmet Gürsoy unutulmadı!
14 Kasım 2018 13:55

Türkiye Yazarlar Birliği Trabzon Şube Başkanlığı tarafından hazırlanan ve Ortahisar Belediye Başkanlığı’nın katkıları ile yaşayan asırlık Çınar, eğitimciler arasında efsane olarak bilinen Çaykara Maraşlı Mahallesi’nden 95 yaşındaki Ahmet Nurettin Gürsoy hocamızın onuruna 28.11.2018 tarihinde bir program düzenlenecek.

 

 

111111111111

Faaliyetin asıl mimarlarından olan bölgemiz ile ilgili yazdığı birçok eserle Tarihe ışık tutan Dernekpazarlı hemşerimiz Araştırmacı-Yazar Hüseyin Albayrak´ın efsane öğretmen Ahmet Nurettin Gürsoy hocamızın hayatını yazdığı “MİLLİ EĞİTİME ADANAN BİR ÖMÜR” isimli kitabı düzenlenecek olan programda okuyucularla buluşacak.

234

Türkiye Yazarlar Birliği Trabzon şube başkanı Kamuran Tuna düzenlenecek olan programla ilgili gazetemize yaptığı açıklamada, Ortahisar belediye başkanlığının doğrudan katkıları ile asırlık çınar, Trabzon’un efsane öğretmeni, Ahmet Nurettin Gürsoy Hocamızın onuruna 28.11.2018 tarihinde ortaklaşa bir program düzenleyeceklerini belirterek, “Kendini eğitime adamış, gelecek nesillere umut dolu bakışlar kazandırmak için var gücüyle çalışmış yaşayan bir çınar olan Ahmet Nurettin Gürsoy Hocamıza böyle bir program düzenlemenin mutluluğunu yaşayacağız. 95 yaşında iken bile sürekli okuyarak insanlara nasıl faydalı olabilirim düşüncesinde olan yarınlara güzel bakabilen binlerce nesil yetiştiren başarılı bir meslek aşığı olan Gürsoy hocamız, eğitim öğretim hayatına büyük hizmetlerde bulundu. Gürsoy Hocamızın, eğitimciliği-idareciliği ve yaşamından muhtelif kesitleri konu alan faaliyet, 28.11.2018 Çarşamba günü saat 18.00 de Büyükşehir Belediyesi bitişiğinde bulunan Ortahisar Belediyesi Çok Amaçlı Salonunda icra edileceğimiz programa tüm Trabzon halkını bekliyoruz, ”şeklinde konuştu.

334

EFSANE ÖĞRETMEN AHMET NURETTİN GÜRSOY İLE TARİHE BİR YOLCULUK

1923 yılında dünyaya gelen binlerce öğrenmenin hocalığını yapan ve halen hayatta olan Çaykara Maraşlı Mahallesinden Ahmet Nurettin Gürsoy´un hayatını ve bir asırlık ömründe sığdırdıklarını eğitimciler Mehmet Mutluoğlu ve Süleyman Çakar yazdı.

1

Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde cumhuriyetin kurulmasından bir ay önce 28 Ekim 1923 te dünyaya gelen ve halen yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde aramızda yaşayan binlerce eğitimcinin, öğretmenin hocası; hocaların hocası Sayın Ahmet Nurettin Gürsoy hocamıza hayatını, eğitim hayatını, öğrencilerini, öğretmenlerini ve onun bir asırlık hayatı içerisinde Türk eğitim tarihini Türk eğitim serüvenini de incelemeye çalışacağız.

2

Ahmet Nurettin Gürsoy Hoca nüfus cüzdanında 1927 doğumlu yazılmış olmasına rağmen Eylül 1923´ te Çaykara´nın Maraşlı köyünde dünyaya geldi.

Kendi ifadeleriyle” Cumhuriyetten 1 ay yaşlıyım.” “Ben aynı zamanda İmparatorluk çocuğuyum.” diyor Öğretmenler Öğretmeni Ahmet Nurettin Gürsoy Hocamız.

2016 yılında 47 yıllık hizmetinden sonra Maarif Müfettişliği görevinden emekli olan Mehmet Hanefi Dilmaç 1973- 77 döneminde Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsünde Ahmet Nurettin Gürsoy hocanın eğitim sosyolojisi derslerine geldiğini ifade ederek Ahmet Gürsoy hakkında şunları söyledi:

“Ahmet Nurettin Gürsoy hocam öğretmenlik mesleğinin bütün özelliklerini taşıyan, insan sevgisi ile dolu ve gerçek anlamda vatansever bir öğretmendi.

47 yıllık öğretmenlik ve müfettişlik hayatımda ve tüm görevlilerimde hep kendisini örnek almaya çalıştım.”

Ahmet Nurettin Gürsoy hocamıza kendi hayatını konu alan bir çalışma yapmak istediğimizi ifade ettiğimizde bizi bir hikâye ile karşıladı:

Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde okurken Profesör Doktor Kazım Köylüoğlu hocamız bize şunu anlatmıştı:

Büyük düşünürlerden bir tanesine üstat bir mezar taşı yazacağız; nasıl yazalım? Diye sorarlar

Üstat ölen Romalı mı yoksa Yunanlı mı? Diye sorar.

Neden icap etti diye? sorarlar üstat bilgeye.

Bilge adam ölen Romalı ise ayrı yazacağım eğer ölen Yunanlı ise onun için daha farklı yazacağım.

Eğer ölen Romalı ise doğdu, büyüdü, yaşadı ve öldü diye yazacağım.

Ama eğer ölen Yunanlı ise onu daha teferruatlı yazmak durumundayım.

Yunanlı da doğar büyür yaşar ve nihayetinde ölür; ama o operaya gider, seçer, seçilir, tartışmalara katılır, eserler bırakır.

Yunanlıyı bu teferruat içerisinde belirtmek durumundayım der bilge adam.

Ahmet Nurettin Gürsoy Hocamız her ne kadar tevazu göstererek bize bu hikâyeyi anlatmış olsa da İlkokul Öğretmenliği, Maarif Müfettişliği, öğretmen okulu öğretmenliği ve Müdürlüğü ile Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsünde hocalık dönemleri olmak üzere hemen hemen bütün öğretmenlerin mimari olmuş; en büyük eseri insan yetiştirmek olmuştur. Denebilir ki; Trabzon´da son 70 yılda yetişen hemen hemen tüm öğretmenlerin öğretmeni olmuştur.

Bu manada Ahmet Gürsoy hoca yüzlerce birbirinden kıymetli öğretmenin öğretmeni, öğretmenler öğretmeni olarak dünyanın en kıymetli eserlerini yetiştirmiştir.

3

AHMET GÜRSOY HOCA´NIN ÇOCUKLUK VE İLK MEKTEP DÖNEMİ

Ahmet Nurettin Gürsoy Hoca ilk çocukluk döneminden sonra 1933-38 yılları arasında ilkokula devam eder. 1929 yılına kadar Çaykara´nın hurmalık mevkiinde olan ilkokul, 1929 da Çaykara´da meydana gelen büyük sel sonrasında Kadahor Mahallesi´ndeki Hacı Hasanoğlu Yusuf ağaya ait Hacı Hasanoğlu konağı´nın yanındaki okul yapılarak oraya taşınır.

İlkokuldaki öğretmeni, daha sonra müdür olarak çalıştığı Trabzon Erkek İlk öğretmen Okulunda birlikte görev yaptığı, yanında öğretmen olarak çalışan Faruk Demirel´di.

Faruk Demirel öğretmen “Küçük Şehit” adında bir piyes hazırlamıştı öğrencileriyle birlikte.

Daha sonra Çaykara´nın ilk belediye başkanı olacak olan Hasan Erol o zaman Akdoğan Köyü muhtarı idi.

Hasan Erol´u Akdoğan Köyü´nden getirerek Muhtar rolünde oynatmıştı.

Ben de o oyunda bir köylü rolündeydim.

Küçük Şehit piyesini öğrencilerin, vatandaşların katıldığı programlarda oynadık. Çok ilgi uyandırmıştı.

Kayran Köyü´nden rahmetli Perçel´in oğlu Mehmet Gençosmanoğlu, Taşören köyünden Doktor Mehmet Atalay sınıf arkadaşlarımdı.

Kendi köyümden Maraşlı köyünden Sabit Çakar da sınıf arkadaşımdı.

Kuran´ı bana öğrettiği gibi tecvidi de bana o öğretti.

Çaykara´nın tanınmış büyük ulemasından olan İdris Efendi´nin oğluydu.

Cumhuriyetin görkemli, heyecanlı 10. Yıl kutlamaları gerçekleştirildiğinde ilkokuldaydım.

4

1930´LU YILLARDA ÇAYKARA VE YAYLACILIK

İlkokullu yıllarımızda yazları Sıcakoba yaylasına çıkardık. Ağustos ayı geldi mi çayırlar biçilirdi.

Her hanenin 40-50 yük otu köye indirilecektir. Bize de o yaşta iki buçuk horon ot yük yapılır 30 kilometrelik yolda yayladan köye inerdik bu yükle.

Köye indiğimizde ayaklarımızı derede yıkar; çarıklarımızı giyerdik.

Köyden 30 kilometre uzaktaki yerler dönüşte çok şenlikli olurdu.

Önce Şinekbaşı Tepe´de birinci durak yapılırdı. Orada horon, karşılıklı atışmalar seyirler, silah atmaları…

Oradan kalkılır ikinci durak Ay Meydanıdır.

Ay Meydanı´nda aynı şekilde kızlı erkekli horonlar, seyirler atışmalar devam ederdi.

Son durak ise yaylaya yakın Sıcak Sularda olurdu.

Yine aynı şekilde seyir, atışma, karşılıklı türküler.

Apayrı bir şenlik havasıyla yaylaya çıkılırdı.

Sıcak Oba Yaylasının büyük bir camisi vardı o cami halen duruyor.

Bu camide dönemin büyük alimleri sırayla vaaz-ü nasihat ederlerdi .

Bunlar, Bakkalzade İsmail Efendi, Kamil Efendi oğlu Ahmet Efendi, bir zamanlar Of müftülüğü de yapmış olan Kadıoğlu Hacı Müftü idi..

Bunların her biri sırasıyla bu camide vaaz ediyorlardı.

Sıra Kadıoğlu Hacı Müftü´ye gelince yayla yolunda çok horonlar oluyor kızlı erkekli. Bunun kaldırılması yönünde bir vaaz eder misin diye söylüyor köyün ileri gelenleri.

O da eğer bu eğlence olmazsa bunlar bu otları yayladan 30 kilometre aşağıdaki köye indirmezler diye cevap vermişti.

Nitekim ot taşıması kalktı. Şimdi horonlar da kalktı.

Hep yandığım bir şey vardır ki; bu durak yerlerinde yapılan karşılıklı bu atışmaları neden not etmedim; niçin kayıt altına almadığım hususudur.

İlkokulu bitirdikten sonra bir süre bir terzinin yanında çalıştım.

Daha sonra Ahmet Cemal Niyazoğlu hocanın babası Şemsettin Niyazoğlu´nun ve Gezici Baş öğretmen Rahmetli Şakir AYDEMİR´in teşvikleriyle sınavlara girerek 4 yıl devam edecek olan Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsü´ne girdim.

5

BEŞİKDÜZÜ KÖY ENSTİTÜSÜ YILLARI

Köy Enstitüleri, köyde Öğretmenlik yapmak üzere köyden alınıp yatılı bir şekilde okuyan öğrencilerin yetiştirilerek yine köye öğretmen olarak gönderilmesi esasına göre kurulmuşlardır.

Köy Enstitüsünde çalışmalarımız üçe ayrılırdı. Sabahtan öğlene kadar teorik dersler, teorik çalışmalar yapılırdı. Öğleden sonra ise atölye ve tarım çalışmaları yürütülürdü.

Her öğrenci bir iş alanında yetişir; bir işin adamı olurdu.

Ya yapıcıdır, ya demirci ya da marangozdur.

Kızlar biçki dikiş atölyelerinde eğitim görürlerdi.

İş için iş vasıtasıyla eğitim Köyü Enstitülerinin temel eğitim felsefesiydi.

Sadece laf eden değil; yaparak yaşayarak öğrenmek esastı.

6

KÖY ENSTİTÜSÜ PROGRAMI

1- Sabah toplu jimnastik ve milli oyunlar

2- Mütalaa saati

3- kahvaltı, yemek saati

4- öğleden önce teorik dersler

5 öğleden sonra atölye çalışmaları ve iş çalışmaları

6-Akşam mütalaası, kitap okuma, ve ders çalışmaları

7- Yatma saati

7

KÖY ENSTİTÜSÜNÜN ÇALIŞMA ŞEKLİ

İş, organizasyon, yönetim, bina bakım onarımı, inşaat işleri dahil olmak üzere tüm işler öğrenciler tarafından öğretmenlerle birlikte planlanır ve yürütülürdü.

Öğrenci Örgütü Başkanlığı çok etkin bir görevdi.

Ben köy Enstitüsünün üçüncü sınıfında öğrenci Derneği Başkanlığı yaptım okulda.

Öğrenci derneğinde tamamen demokratik bir anlayış hakimdi.

Bütün köy enstitülüler ülkenin her yöresinin milli oyunlarını, folklorunu, halk türkülerini bilmek zorundaydı.

Meşhur sanatçılar, öğreticiler bu okullar gelerek eğitici çalışmalar yaptırıyordu.

Aşık Veysel 15 gün süreyle Beşikdüzü Köy Enstitüsüne gelerek bize halk türküleri kursu vermişti.

Tüm çalışmalar öğretmenler tarafından öğrencilerle birlikte planlanır uygulanır ve sonra da değerlendirilirdi.

Hafta sonu programları genellikle hafta içi yapılan çalışmaların değerlendirilmesi biçiminde gerçekleştiriliyordu.

Köy Enstitüleri, İmece kültürünün yerleşmesi ve yaygınlaştırılması hususunda önemli işlevler yerine getirdi.

Her Köy Enstitüsünün bir çevresi, bir alanı vardı.

Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsü´nün tarlası ise denizdi.

Kayıklarla, motorlarla ta Sinop´a kadar gidip balık avlanıyordu. Tutulan hamsi ve balıktan elde edilen gelirlerle okulun döner sermayesi alabildiğine güçlenmişti.

Para da kazanıyorduk.

Köy Enstitülerinin Bir kolu da sağlık koluydu. Oradan köyde görev yapacak sağlık memurları yetişiyordu.

Çaykara Akdoğan Köyü´nden Cemal Sula oradan mezunudur. Yine Şahinkaya köyünden Hüseyin Duman da oradan mezunudur.

8

ATAKÖY RUH VE SİNİR HASTALIKLARI HASTANESİNİN YAPILIŞI

Cemal Sula Ataköy´de sağlık memurluğu görevini yürütürken hastanenin yapılması için arkadaşlarıyla birlikte Ataköy Hastanesini Yaptırma ve Yaşatma Cemiyeti´nin kurmaya öncülük ederek Ataköy´de bulunan şimdiki hastanenin yapılmasına öncülük etmiştir.

Köy Enstitülerinde yetişen bu sağlık memurlarından önce köylerde sağlıkçı yoktu.

9

CUMHURBAŞKANI İSMET PAŞA´NIN BEŞİKDÜZÜ KÖY ENSTİTÜSÜNÜ ZİYARETİ

1943 yılında Cumhurbaşkanı İsmet Paşa okulumuzu ziyarete geldiğinde onu öğrenciler Türkiye´nin dört bir yanının oyunlarını folklorunu sergileyerek karşılamışlardı.

Trabzonlu öğrenciler Trabzon´un oyununu oynarken bir de bıçak oyunu oynadılar. Bıçak oyunu esnasında İsmet Paşa geri çekilmişti.

Okul müdürümüze ne istersin benden diye sordu İsmet Paşa

Okul müdürümüz İsmet Paşa´dan çimento istedi.

Ve hemen İsmet Paşa bize Sivas´tan trenle Samsun´a Samsun´dan da motorla Beşikdüzü´ne 450 torba çimento gönderdi.

Çimento eğer zamanında işlenmese; atıl duruma geliyordu. Bunun için bir buçuk ay içerisinde 4 atölye ve 2 depoyu öğrencilerle birlikte gruplar halinde çalışarak yaptık.

Ben bir grubun başında bulunuyordum ve en iyi çalışanlar olarak bizim grubumuz seçilmişti.

Niyazi Ağırnaslı ‘nın “Elem Kaynağı” romanını bizim gruba hediye etmişlerdi .

Köyden çıkan ve okuyan bir kişinin daha sonra köyüne dönünce köyünü beğenmemesini konu alan bir romandı.

Yine Hasanoğlan Köy Enstitüsü binası yapılırken biz Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsü öğrencileri olarak gidip bir ayı aşkın bir süre orada çalıştık.

Köy Enstitüleri arasında bir dayanışma kültürü hâkimdi.

10

KÖY ENSTİTÜLERİNİN SONA ERDİRİLMESİ

1946 seçimlerinden sonra Reşat Şemsettin Sirer Hasan Ali Yücel den sonra Milli Eğitim Bakanlığı´na devraldıktan sonra önce okulların programları değişti. Kız erkek bir arada karma eğitim kaldırıldı.

1950 den sonra da kız ve erkek ilköğretmen Okulu olmak üzere ilköğretmen okulları adıyla sistem tamamen değiştirildi.

Niçin bu okullar kapatıldı?

1-Köy ve şehir öğretmeni ikiliği yaratır endişesi

2-Kız erkek karma eğitimin toplumda hoş karşılanmaması

3-Vatandaşın “Biz çocuklarımızı okumaya gönderiyoruz ama onları İnşaat tarım ve benzeri alanlarda çalıştırıyorlar.” Söylemesi

4-Okulların ideolojik bir yapıya bürünmesi

11

AHMET GÜRSOY HOCA´NIN İLK ÖĞRETMENLİĞİ

Beşikdüzü Köy Enstitüsünü bitirdikten sonra 1944- 45 öğretim yılında kendi köyüm olan Maraşlı köyünde ilkokul öğretmenliğine başladım.

1 yıl 1 ay 9 gün köyünde görev yaptıktan sonra sınavla kazandığım Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne gittim.

Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü 3 yıllıktı.

12

ANKARA GAZİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ PEDAGOJİ BÖLÜMÜ TAHSİLİ

Orada iki yıl okuyunca okul kapatıldı. Gazi Eğitim Enstitü Pedagoji bölümüne devam ettim 2 yıl daha. Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagoji bölümünü bitirerek ilköğretim Müfettişi oldum.

Ancak İlköğretim Müfettişi olabilmek için 4 yıl öğretmenlik yapmış olmak şartı vardı.

2 yıllık Yüksek Köy Enstitüsü tahsilimi öğretmenlikten saydılar. Bir yıl da köyümde öğretmenlik yapmıştım.

Dördüncü yıla tamamlamak üzere Balıkesir ili Balçıklı Köyü İlkokulu öğretmenliğine atandım.

Bunun ardından 1 yıl Gelibolu Motorlu Topçu Alayı´nda yedek subay olarak askerlik görevimi yaptıktan sonra 1951 yılında Rize ili ilköğretim müfettişliğine atandım.

1954 yılında Trabzon Erkek ilköğretmen okulu meslek dersleri öğretmenliğine başladım.

1960- 64 yılları arasında da Trabzon Erkek İlköğretmen Okulu Müdürlüğü görevini yürüttüm.

Faruk Demirel, Ahmet Yazıcı, Süleyman Belkıs, Osman Aydemir, Ömer Çebi, Necla Sel, Ruhi Sel, Sait Aydemir, Türkan Erkan, Süleyman Hatipoğlu meşhur kör Süleyman o zaman birlikte çalıştığımız öğretmenlerdendi.

13

MEŞHUR ÖĞRETMEN FARUK DEMİREL İLE BİR ANI

Öğretmen Okulu Müdürü iken birlikte çalıştığımız aynı zamanda ilkokuldan hocam olan Faruk Demirel baktım bir gün cep defterini çıkardı orada bazı hesaplamalar yapıyor.

Bir de baktım ki kılmadığı namazların çetelesini tutuyor.

Ve sonra kılmadığı bütün namazları teker teker kaza yaparak kaldı Faruk Demirel Hocamız.

Allah gani gani rahmet eylesin.

FATİH EĞİTİM ENSTİTÜSÜ MESLEK DERSLERİ HOCALIĞI

1964´lü yıllarda Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü kurulunca Trabzon Erkek ilköğretmen Okulu öğretmenleri ve Trabzon Lisesi´nin öğretmenlerinden seçilen bir grup Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsünün öğretmenliğine görevlendirildik.

1977 yılına kadar da bu görevi yürüterek emekliye ayrıldım.

AHMET GÜRSOY HOCA´NIN ŞİMDİKİ GÜNLÜK HAYATI

Hayatının 93. yılını tamamlamaya aylar kaldığını belirten öğretmenler öğretmeni Ahmet Gürsoy Hoca bir günlük hayatını şu şekilde özetlemektedir:

Sabah ezanında ayaktayım.

Ezanı dikkatle dinler; namazımı kıldıktan sonra saat yedide TELEVİZYONDA Kur´an´ı kerim ve tefsiri programını izlerim.

Peşinden 1 cüz Kur´an´ı Kerim okur; Türkçe açıklamasını, mealini mutlaka dikkatle okurum.

Çok çeşitli âlimlere ait mealler var bende.

Aynı zamanda değişik âlimlere ait ilmihallerim var.

Onları ayrıntılı bir şekilde incelerim.

El Hac Zihni Efendi´nin yazmış olduğu Nimet´il İslam ilmihalinin 1950 tarihli baskısı var bende.

Daha çok onu okurum.

Onu bana Mustafa Cansız Hoca aldırmıştı. İbni Abidin, Merak ıl Felah gibi meşhur fıkıh kitaplarının temeli bu Nimeti İslam kitabı olduğunu bana söyledi Cansız hoca. Bu fıkıh kitapları bundan önce yazılmıştır; ancak Nimet-i İslam bunları özetleyen bir kitaptır.

Onun için fıkıh noktasında el Hac Zihni Efendi´nin Nimet´i İslam kitabını okurum.

Genellikle üç alanda okurum

Birincisi tarih

ikincisi din alanında; Kuran ı Kerim, meal, tefsir,fıkıh

Üçüncü okuma alanım edebiyat ve popüler kitaplardır.

En son olarak Orhan Pamuk´un Kırmızı Cemberli Kız, Zülfü Livaneli´nin Kostantiniye Oteli romanlarını okudum.

3 cilt 1500 sayfadan oluşan İbni Haldun´un mukaddimesini de yeni tamamladım.

Her gün en az iki gazeteyi gözden geçiririm.

Biz değerli hocamıza daha nice sağlıklı bereketli uzun ömürler diliyoruz.

Anılarını ve deneyimlerini öğrenmeye devam edeceğimizi ve sizlerle paylaşacağımız ifade etmek istiyoruz.

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar