Kötü seçmen profilimiz!…

Kötü seçmen profilimiz!…
7 Nisan 2014 11:11

Erdoğan tarafından bir tür güven oylamasına çevrilen yerel seçimlerin ortaya çıkarttığı ilginç sonuçlar yeterince tartışılmadan, doludizgin yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin konuşulması ana muhalefetin seçim başarısızlığını geçiştirmesi olarak algılanıyor. “Kasetler savaşı” şeklinde geçen tartışmalardan asıl kazançlı çıkanın ABD olduğunu ortaya koymuştuk. (1) Her ne kadar seçimlerde oylarını artıran tek parti MHP (2) olsada, asıl kazançlı çıkan belediye başkanlıklarını artıran Erdoğan’nin AKP’sidir. Bu gerçeği kabul etmek gerekir… Bu nedenle de seçmen davranışlarını irdelemeden geçemeyiz.

 

Cemil CAN H&H YORUM

 

Hırsızlık yapmadığı halde hırsızlığı, ahlaksız olmadığı halde ahlaksızları, hain olmadığı halde ihanet edenleri destekleyip savunan insanları anlamakta zorluk çekiyorum… Uzmanlık gerektiren bu konuda sözü işin uzmanlarına bırakmak en doğrusudur…Onların tespitlerine geçmeden kişisel gözlemlerini aktarmak istiyorum. Toplumun eğitilmemiş bölümü, “elit” olarak tanımladığı kesimin, sürekli olarak kendilerini aşağıladığını ve dışladığını düşünür… Gerçek asla böyle değildir. Bu alan kolayca sömürülebileceği için, bir programı olmayan “siyasiler” işin kolayına kaçarak sürekli bu konuyu işlerler ve sonuç da alırlar. Aslında toplumun cahil kalmasına sebep olanlar, bu kesimi küçümseyip, aşağılayanlardır. Başka bir söyleyişle, toplumun eğitimsiz kesiminin bu duygularını sömürenler, bu kesimi sadece “oy” gibi gören, yine aynı kesimin lider ve yönetici olarak kabul ettiği kadrolardır. Cahil insanları küçük görüp, aşağılama algısı, günümüzün en geçerli “siyasi malzemesidir”… Bu malzemenin satıcıları her zaman kendilerini “sağ görüşlü” ve “muhafazakar” olarak tanımlayanlar olmuştur. 2009 yılında kaleme aldığım “Bir garip ezilmişlik duygusu: İnsan yerine konmamak” başlıkla yazımın, 7 ile 12 numaralı paragraflarının arasını mutlaka okumanazı öneririm.(3) Çağdaş kafalı insanların, böyle aşağılık bir davranış gösterdiğine hiç tanık olmadım… Okumuş yazmış ve okuduğunu anlayabilecek kadar zekası olan bir insan, asla böyle bir duygu sömürüsüne tenezzül etmez. Önce kendine duyduğu saygıyı korumak, sonra da insanlara, insan oldukları için saygı duymak durumunda olanların tavırları böyle olmak zorundadır. İnsanların zayıf yanlarını veya özürlerini alay konusu yapanlar, aydın tanımı içerisinde hiçbir şekilde yer alamazlar. Onları, ağır “hastalar” gibi değerlendirmek çok da yanlış olmasa gerekir.

 

Öyleyse bu iğrenç “algı” nasıl oluşmuştur? Bu sorunun yanıtını ancak olgulardan giderek bulabiliriz. Anımsayınız! Başbakan Erdoğan’ın hemen hemen bütün söylemlerine; “Bizi aşağıladılar, küçük gördüler… Bize bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam dediler. Başörtülü kızlarımız’ın okumasını engellediler, onlara hakaret ettiler vb gibi…” motifler serpiştirilmiştir. “Türbanlı gelinimin üzerine işediler, camide içki içtiler” şeklindeki iftiraların, gerçekle ilgisi olmadığı kesinkes ortaya çıktıktan sonra bile, bu söylemlerden asla vazgeçilmemiştir. Kabul etmek gerekir ki, sermayesi cahil halkın duygularını istismar edip sömürmek olan siyasilerin arkalarında, Türk toplumunu çok iyi analiz etmiş “düşünce kuruluşları” vardır. Geniş yığınları fikirler yerine, duyguları ile harekete geçirmenin her seferinde bir yolunu bulmuşlardır. Bu işte oldukça başarılıdırlar da…

 

Kullandıkları sloganların, tümü içerikten yoksundur. Hiçbir mesaj taşımazlar… Örneğin; “Daima Millet, Daima Hizmet”, “Durmak yok yola devam” sloganlarıı ile hangi mesaj verilmek istenmektedir? “Vur vur inlesin … Türkiye seninle gurur duyuyor …” şeklinde başlayan sloganlar da boş ve içerisiksizdir… Bu kalıpları, her isteyen kendi anlayışına göre doldurabilir! Anlamı, okuyanın duygusuna göre yüklenen cümleler, boş vagon gibidirler. Tek başlarına bir fikir taşımazlar…

 

Bu noktada; “AKP’nin bir ideolojisi var mıdır?” sorusuna da yanıt aramamız gerekir. Buna bağlı olarak ideolojisi olmayan bir partiye destek verenlerin ideolojisi var mı sorusu da önemlidir! AKP tabanı, geçmişte savunduğu fikirleri şimdi yanlış mı buluyorlar? Aynı fikirleri bugün savunan bir parti var. Seçmen acaba bu partiye neden itibar etmiyor? AKP’yi destekleyenler illa da iktidar olanaklarından yararlanmak isteyen kesim mi? Bu sorular yanıtını doğru bir şekilde alabilmek için doğrudan halka sormak gerekir. Masa başında; “Hırsızlık ve yolsuzluk yapmadığı halde, yapanları savunanlar; ileride ellerine fırsat geçti mi aynı şeyi yapacaklar” gibi yanıtlar, kolaycılıktır. Çalınacak mevki ve makamlara, ömürleri boyunca asla gelemeyeceklerini bilenler bile, aynı davranışı gösteriyorsa, bu şekildeki yanıt doğru olamaz! Bugün emperyalistlerin elinde, onların çıkarlarını korumak üzere araç gibi kullanılan insanlar, bizim insanlarımızdır. Onları korumak ve uyarmak insanlık görevlerimiz arasındadır. Hiç kuşku yok ki, bu durumun psikolojik-sosyolojik iki esaslı yönü daha vardır. Yetersiz olduğumuz bu hususlarda ahkam kesmek yerine, konunun uzmanlarını dinlememiz gerekir..

 

“Kimlik kaybı korkusu” (4) yaşayanların, kaybetmek istemedikleri kimlik hangisidir acaba? Böylelerin, hak ederek almadıkları, partilerinden alınma, bir kimlikleri olduğu kesin! Güçlü bir kitleye ait olma duygusunu yaşatan bu sanal kimliği kimse kabetmek istemiyor. Emek harcamadan, okumadan elde edilmiş bu avantajlı kimlik, karşı tarafa çoğu zaman üstünlük de sağlıyor..

 

Temel değerlerinden uzaklaştıktan sonra, aldıkları yeni kimlikle iktidarı savunanlar; zorunlu olarak “Ilımlı İslam”, “Dinler arası diyalog” ve “Medeniyetler ittifakı” gibi zor konuları da savunmak zorunda kalacaklardır. Nedense bu işi hiçbiri üzerine almaya yanaşmaz. Aslında böylelerinin, savunma mekanizmaları pek iyi çalışır… İnandıkları ile yaşadıkları arasındaki korkunç çelişkiyi, masum cümleler kurarak, tamir etme yetenekleri dudak uçuklatır. Hangi konu olursa olsun, bir şekilde kendilerini aldatmayı başarabilirler!.. Sanırım bu tür davranışlar tekrar edile edile, liderle seçmen arasında bir kişilik bütünleşmesi de oluşmaktadır!.. Bu noktadan sonra, liderin yaptığı hata; örneğin söylediği bir yalan, “yalan değildir” denilerek savunuluyor. Çünkü bütünleşen kişilik, kendi öyle bir hata yapmadığını biliyor. Sanırım böyle bir çıkarımla, liderin da hata yapmayacağı sonucuna ulaşıyor…

 

Siyasette marifet, işte bu duyguları yaşayan insanları yönetebilmektedir…

 

Şu da bir gerçek ki, “duyguları yönetmek” fikirleri yönetmekten çok daha kolaydır. Çünkü duygu herkeste vardır ama bilgi herkeste bulunmamaktadır. Allah’ın bir kulu olan liderin, hiç hata yapmayacağına olan kör inanç ve bu inançtan kaynaklanan kesin yargı, bilim dışı olduğu kadar din dışı olmasına rağmen, liderin yalan söyleyebileceğine inanmayan milyonlar var. Ne yazık ki, halkın ciddiye alınacak bir çoğunluğu, hala bu saçma fikirle oluşturulan bataklıkta kulaç atmaya devam etmektedir…

 

Erdoğan’ın yerel seçimlerdeki başarısında, yukarıdaki etkenlerin katkısı küçümsenemez. Bu başarı ile “hırsızlık ve yolsuzluk” olaylarından elbette aklanmış değillerdir. Erdoğan’ın ortalığa saçılan kasetleri, Atlantik ötesi ile bağlantılı göstermesi, antiemperyalist bir duruş gibi algılanmış ve kendisine önemli bir ölçüde destek sağlamıştır…

 

Seçim sonuçları ve Başbakanın balkon konuşmasından sonra, doğal olarak Türkiye şoktadır!..

 

Böyle bir ortamda ne yazık ki, muhalefet liderleri, halka güven vermiyorlar!..

 

AKP tabanını “hırsızlığa evet” diyenler olarak nitelendirmek doğru değildir. Bugün seçmenin yüzde 25’ini teşkil eden “kararsız seçmenler”dir. Çünkü kararsız olan insanların, oturmuş, belirli ve tutarlı bir fikirleri yoktur. Bununla birlikte, güçlünün yanında olmak isterler. Kendi dünyalarında yaşayıp, bir tek kendi sorunlarını önemsedikleri için yolsuzluk olaylarını göremezler bile…

 

AKP’ye verilen oyların toplamı: 19.455.621’dir… Okuma yazma bilmeyenler ise, 17 milyon 820 bin kişi olup, acaba oylarını hangi partiye vermişlerdir?.. (5)

 

Muhalefet, belirli bir ideolojisi olmayan insanlara uygun yeni bir söylem geliştirmek zorundadır. Bu kesimin duyguları daha kolay yönetilir. Yüzde 25 civarında olan kararsız oylar, korkunç bir gerçeğe işaret etmektedir. İktidarı belirleyen, CHP’nin seçmeni kadar olan bu kararsızların oylarıdır. Bu kesim için “güven duygusu” herşeyin önünde gelir. Kendini ve geçmişini inkar eden, siyasi rakibi gibi olmaya özenenlerin, taklit kokan söylemleri, hiçbir şekilde kararsız kitlelere güven veremez.Halkın ne istediğini “uzmanlar” yerine, halka sormak en doğru yoldur. Ancak o zaman gerçeklerla yüz yüze gelinebilir. Kararsız insanlar, güçlü olmayanın yanında yer almazlar!.. Güçlülüğün en önemli kanıtı ise duruştur. Duruş: Zigzag yapmadan kararlı yürüyüştür… Tutarlı olmaktır, ilkelerden ödün vermemektir, dürüst davranmaktır, kurnazlığa kaçamamaktır. Dün siyah dediğine bugün beyaz dememektir… Kaypak olmamak, gizli ajandası bulunmamaktır… Kapalı kapılar ardında iş çevirmemektir. Omurgalı olup, dik durmaktır… Düşman bilinenlerle işbirliği yapmamaktır. Bu memleketi düşmandan kurtaranlara ve Cumhuriyeti kuranlara saygılı olmaktır. Seyit Rızalar, Şeyh Saitler, Öcalarlar gibi bölücü, vatan haini ve gericileri, kutsayıp kahraman gibi göstermemektir. Atatürk’ün koltuğundan Atatürk’e küfretmemektir… Atalarımızın emanetine Adam gibi sahip çıkmaktır…

 

Güvenilir lider, seçim yenilgisini tartışmak için kurultayı toplar, ABD’ye heyet göndermez… Kısacası; kitlelere güven vermek, halkın arasında Atatürk gibi olmaktan geçer!..

 

Atatürk’ün koltuğuna oturup, onun yolundan gitmeyenlerin yapabileceği tek onurlu hareket, istifa ederek, çekip gitmektir. Ne var ki, bu önemli makama hak etmeden, dış güçlerin desteği ile gelenler, diyet borçlarını ödemeden bile istifa edemezler. Daha baştan, istifa haklarını yok etmişlerdir. Güçlü ve güven veren liderler, onurlu bir mücadele sonunda veya tabanın ısrarlarıyla temsil makamlarına gelirler. Şartlar gerektirdiğinde de adam gibi istifa edip, ayrılmada en küçük bir terüddüt göstermezler. Kılıçdaroğlu ve ekibi gibi layık olmadıkları o koltuklara yapışmazlar!..

 

DİPNOTLAR:

(1) http://cemilcan.gen.tr/2014/04/usaklar-uc-olunca-kazanan-abd-oldu/

(2) http://chp-muhalefethareketi.biz.tr/wp-content/uploads/2014/04/g%C3%B6khan_3_a.jpg

(3) http://cemilcan.gen.tr/?s=ezilmi%C5%9Flik+duygusu

 (4)Prof. Erdal Atabek. Bu durumu “kimlik kaybı korkusu” ile açıklamaktadır: “AKP’nin karşısındaki partinin kazanması için, oy istediği kişilere ‘daha güvenilir, daha güçlü, daha ona ulaşan, daha değerli bir kimlik’ verebilmesi gerekir. Böyle bir kimliği verebileceğine oy istediği kişileri inandırması gerekir. Böyle bir değişim olabir mi? Elbette olabilir. Bu da, ‘bireysel ve toplumsal korkuyu yenebilmek’le olacaktır. Doğru bildiğiniz yolda cesaretle yürümek. Her türlü engeli aşacağınıza ilişkin kararlılık. Bu kararlılığı sürdürecek sarsılmaz irade. Doğruları cesaretle toplumla paylaşmak. Bütün bir toplumu hedefinize götürmek. Bıkmadan, yorulmadan, korkmadan yürümek. İşte, liderlik de budur, rehberlik de budur. Toplum bunları yaptığınız zaman size güvenir, arkanızdan yürür ve güvenilir kimliği kazanır.

http://erdalatabek.wordpress.com/2014/03/30/kimlik-kaybi-korkusu/

Prof. Emre Kongar ise, basitçe: “Güçlüden, zalimden etkilenmek” olarak tanımladığı bu durumu, “güce tapınma” diye özetlenebilecek bir kitle davranışı olarak görmektedir.

http://www.kongar.org/aydinlanma/2011/1172_Siyaset_ve_Stochlom_Sendromu.php

http://www.kongar.org/aydinlanma/2011/1175_Siyaset_ve_Stockholm_Sendromu_II.php

http://www.kongar.org/aydinlanma/2011/1177_Siyaset_ve_Stockholm_Sendromu_III.php

 

(5) TÜİK verilerine göre, 2013 yılı itibariyle toplam nüfusumuz 76.667.864’tür. Bunun, 61 milyon 500 bin’i gerekli temel eğitimden yoksundur. Temel eğitimden yoksun olanlar, toplam nüfusun yüzde 82 sine karşılık gelirler. 9 milyon 625 bin kişi, hiç okuma-yazma bilmiyor. İlkokulu bitirmemiş kişi sayısı ise, 17 milyon 820’dir. Sadece ilkokul mezunlarının sayısı 24 milyona ulaşmıştır.

 

Av. Cemil Can

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
‘Bağımsızlık’ mı ‘hırsızlık’ mı?!..
Devletin ‘özel’i olmaz!..
‘Cesaret ödülü’nün bedeli!..