Politik doğrucuların sahte yüzü

Politik doğrucuların sahte yüzü
30 Haziran 2021 08:37

Ülke genelinde dozajı gittikçe yükselen ideolojik kutuplaşmadan kaynaklansa gerek bir politik doğruculuk hali de aldı başını gidiyor. Herkes herkesi bir şeylerle ilgili duyarlı ve tutarlı olmaya davet ediyor da buna paralel genel bir duyarsızlık ve tutarsızlık hali de aldı başını gidiyor… Türkiye’de örneğini o kadar çok görüyoruz ki örnekler saymakla bitmez…

 

 

Salih Levent UĞURLU H&H YORUM

 

 

Yazının giriş cümlesinden olumlu olumsuz birden çok ilgileşim(korelasyon) çıkarılabilir. Çünkü ahlak bekçiliği arttıkça utanmazlığın azaldığı kesin…

Gözümüzün içine baka baka bu kadar utanmazlık ve arsızlık nasıl yapılabiliyor merak ediyorum azizim…

***

Mesela;

Sırf vatandaş günaha girmesin diye alkol satışlarında yıllardır türlü türlü düzenlemeler yapılırken, devletin uçağında devletin bakanının şampanya patlatmasını anlayamıyorum… Hele vatandaşın yüksek vergilerden dolayı yöneldiği ev rakısına bile yüzde 100 zam yapılırken bu şampanyanın 30 bin lira olmasını hiç anlayamıyorum…

Belli ki Egemenler 30 bin liralık şampanya içsin diye bu vatandaş 70’lik rakıya yüzde 287 fazla vergi ödüyor…

***

Mesela;

Taraf ve türevi gazetelerdeki köşelerinden iki yataklı odalarda günlüğü 80 liradan kalan ordu personeli ve ailelerine “elitistler” diye sallayarak kariyer yapan gazetecilerin, 100 bin liralık suit odalarda sırıta sırıta tatil yapmalarının nasıl hazmedildiğini hiç anlayamıyorum.

Belli ki Rasim Ozanlar tatil yapsın diyeymiş bütün bu yaygara…

***

Mesela;

“Onur Yürüyüşü” esnasında yürümediği halde kafede oturan vatandaş bile gözaltına alınırken, Elmalı’da çocuklarına istismarda bulunan anne ve baba nasıl bu kadar kolay serbest bırakılabiliyor merak ediyorum…

Belli ki dert ne ahlak ne de cinsel yönelimmiş…

***

Mesela;

Sedat Peker’in açıklamalarını dinledikçe “Rüşvet alan da veren de melundur” Hadis-i Şerif’ine rağmen muhafazakâr bir iktidar döneminde bu kadar rüşvet nasıl alınır verilir diye merak ediyorum.

Belli ki dert Müslümanlık değil cukkayı doldurmak diye düşünmeden edemiyorum…

***

Mesela;

İnsanların sosyal hayatını ısrarla tanzim etmeye çalışan politik doğrucu bir siyasi yaklaşımdan bu kadar düzensiz, çığırından çıkmış bir devlet yapısı nasıl yaratılabilir merak ediyorum…

***

Bu kadar merakın sonu nereye gider bilemem…

Bir taraftan merak basıyor diğer taraftan korku… Öyle ya bazı merakların sonu Silivri’ye de çıkabiliyor bu ülkede…

Ama olsun…

Napolyon ne demiş? İnsanı yükselten iki şey vardır: Korku ve merak…

 

DAYILARIN İDEOLOJİK PRATİĞİ

 

 

İstanbul’da şort giyen bir kadın, yaşını başını almış bir dayı tarafından sözlü tacize ve hakarete maruz bırakıldı. Şort giydiği için babasına “gavat” bile denildi!

O anları kaydeden kadının, görüntüleri sosyal medyada paylaşması üzerine kendini bilmez bu dayıya tepki yağdı…

Vahim olay, yazının girişinde belirttiğim politik doğruculuğun da bir parçası sayılabilir…

Politik doğruculuk kutuplaştırılmış bir ülkede değer yargılarının mücadelesi haline getirilmiştir. Ki söylemsel olarak güç ve iktidar ilişkilerinden de bağımsız değildir…

Bu tür eylemler topluma giydirilmeye çalışılan gömleğin ideolojik bir pratiğidir. Dayı da bahsi geçen pratiği yapmıştır…

Öte yandan dayının Facebook’ta Rus kadınları takip etmesi de irdelenmesi gereken başka bir sosyolojik meseledir…

Ne diyelim…

Allah belanı versin dayı… Senin gibiler keşke yok olsa… Şu memlekete biraz huzur verin!

 

 

TOPLUMUN BOĞAZINA BASMA PRATİĞİ

 

 

Basın, bir toplumun sesidir.  Dolayısıyla işini yapmaya çalışan basın mensubunu yere yatırıp boğazına basarsanız toplumun boğazına basmış olursunuz…

Hafta sonu Taksim’de düzenlenen Onur Yürüyüşü’nü görüntüleyen Agence France Press (AFP) foto muhabiri Bülent Kılıç’ın polis tarafından boğazına basılması da böyle bir ideolojik pratiktir işte…

Hiçbir açıklaması olamaz…

Topun tüfeğin kullanıldığı savaş alanlarında bile işini yapan gazetecilere dokunulmazken “Abi bir dakika ne yapıyoruz biz” diyen bir Allah’ın kulu çıkmaz mı bu ülkede? Çıkmıyor işte…

Neyse ki hala gazetecilik örgütleri var. Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ) Türkiye Temsilciliği, Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, DİSK Basın-İş Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Parlamento Muhabirleri Derneği, Samsun Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, Türkiye Haber Kameramanları Derneği olayı kınadılar…

Bu protesto, mesleki bir dayanışma olmasının ötesinde toplumun boğazına basma girişimine karşı koyulmuş bir tepkidir. Ve böyle görülmelidir…

Her açılış toplantısının başında vıcık vıcık “basınımızın güzide temsilcileri” diye hitap etmek yerine bu tür olaylara okkalı bir tepki gösterilse yeterli olacak aslında…

Gazetecilerin “güzide” olmak gibi bir istekleri yok… İnsani şartlarda mesleklerini yapabilsinler yeter…

Bugünlük bu kadar…

Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle… Esen kalın…

 

 

Salih Levent UĞURLU Twitter

 

 


Yazarın Son Yazıları:
Kendi jurnalini yazmak…
Post Pekerizm ışığında post Marksist tartışmalar
Politik doğrucuların sahte yüzü