Paradoksal gazeteciliğin kökleri

Paradoksal gazeteciliğin kökleri
17 Haziran 2021 08:36

Soğuk savaş döneminin sona erdiği 1990’lara kadar iki kutup arasında gidip gelen dünyada, kapitalizm galip geldi gelmesine ama yeni dünya düzenin krizleri de bitmiyor. Siyasi, ekonomik ve ahlaki anlamda bitmeyen krizlerle boğuşan sistemin en zayıf halkası ise medya düzeni olsa gerek…

 

 

Salih Levent UĞURLU H&H YORUM

 

 

19.yüzyılın bıçak gibi keskin toplumsal sorunları aynı keskinlikte fikirsel yaklaşımların doğmasına neden oldu. Bu keskin yaklaşımın başını şüphesiz Karl Marx ve Engels çekmekteydi. Marx ve Engels, iletişim alanında eleştirel ekonomi politik yaklaşımın temellerini 1845’te “Alman İdeolojisi” adlı eserde attı.

 

 

Bu keskin düşüncelerin etkisinde oluşan Sovyet deneyiminde ise medya araçlarının kontrolünün sağlıksız bir biçimde devlet tekelinde olduğu görüldü.

 

 

Marx ve Engels’in fitili ateşlemesiyle 20.yüzyılın ortalarına kadar dünyada yükselen sosyalist dalgaya, karşı tezler üreten fikir insanları da aynı keskinlikte yaklaşımlar ortaya koydu. Örneğin, liberal ekonomist ve filozof Ludwig von Mises “Anti Kapitalist Zihniyet” adlı eserinde “Hür bir basın, sadece üretim vasıtalarının özel kontrolde olduğu yerde varolabilir” diyerek aynı keskinlikte yaklaşımlar sergiledi.

 

 

Gel gelelim medya kontrolünün özel sektörün elinde olduğu bir medya düzeninin olumsuz deneyimleri de sosyalist deneyimlerde olduğu gibi dünyanın birçok bölgesinde tecrübe edildi, edilmeye de devam ediyor…

 

 

Fikir alanındaki bu keskin hatlar, 20. yüzyılın çift kutuplu dünyasını oluşturdu. Sarkaç misali iki zıtlık arasında gidip gelen dünyada zamanla karma ekonomik model diyebileceğimiz bir yaklaşım kabul gördü. Gelinen noktada ağır aksak işlese de eğitim, sağlık, adalet gibi konularda bir orta yol bulundu denilebilir. Kabul gören en klasik liberal yaklaşımlarda bile devletin bazı alanlarda inisiyatif alarak problemleri çözücü bir etkisinin olduğunu söylemek mümkün.

 

 

Öte yandan eğitim, sağlık gibi alanlar özel sektöre de bırakılsa kamu kontrolünde de olsa genel işleyişin bozulmadan toplumsal fayda ekseriyetinde devam ettiğini görmekteyiz.

 

 

Ancak medya alanında bu böyle olmadı…

 

 

Devlete ait ajans ve televizyonlar hükümetlerin açık bir propaganda aygıtına dönüşürken özel sektörde faaliyet gösteren medya ise patronun sesi haline geldi.

 

 

Şöyle bir kıyaslama yapmak gerekirse, özel sektörde de devlet sektöründe de çalışsa bir doktorun Hipokrat yemini değişmez bir ilke olarak kalırken medya çalışanlarında böyle bir tutarlılık oluşmadı… Medyada “Kime göre, neye göre kamu yararı” sorusu muamma olarak kalırken meslek ilkeleri açısından Hipokrat yemini gibi net bir şablona oturtularak “bu böyledir” denilemedi.

 

 

Bugün, devlet televizyonunda çalışan bir muhabirle özel bir televizyonda çalışan muhabirin mesleki yaklaşımı arasında dağlar kadar fark olduğunu görmekteyiz. İçi doldurulamayan bir “kamu” tanımı yapılmış ve medyada her kurum bu tanımı kendince farklı şekilde yorumlayabilmektedir…

 

 

Yorumlarken de olan emekçiye olmaktadır tabii… Anadolu Ajansı muhabiri Musab Turan, istenilenin dışında bir soru sorduğu için işinden atıldığı gibi KRT muhabiri Çağdaş Işık da işinden atılabilmektedir mesela…

 

 

Sezgin Baran Korkmaz’ın maaş bağladığı 12 gazeteci meselesi de, Veyis Ateş’in Korkmaz’dan ‘Ankara’daki bir klik ve lobi’ adına ‘iş çözmek için’ 10 milyon euro istediği iddiası da özel ve devlet sektörü arasında bocalayan medyanın, sistem içerisinde konumlandırılamayan çelişkisel yapısından kaynaklanmaktadır…

 

 

Yıllardır dudak uçuklatan paralarla köşe yazarlığı, sunuculuk yapan “malum gazeteciler”in yeteneklerinden değil de devleti temsil eden siyasetçilerle patronu arasında köprü işlevi görmesinden orada tutulduğunu söylemeye gerek yok herhalde…

 

 

Sedat Peker’in medya ve siyaset dünyası arasındaki kirli ilişkiyi gün yüzüne çıkaran bu açıklamaları malumun ilanıdır aslında… Toplumda karşılık bulması ise şu açıdan sevindiricidir, en azından gazetecilerin çektiği mesleki ızdırabın kökenine inilmesini sağlamıştır…

 

 

“Bu gariban muhabir aynı gazetede asgari ücrete sürünürken peki bu adamlar astronomik maaşlarla bu lüks otellerde nasıl kalabiliyor” sorusunun cevabı da verilmiştir herhalde…

 

 

Meseleye nasıl neşter vurulacağı ise ayrı bir yazı konusudur…

 

 

Bir sonraki yazıda buluşmak ümidiyle…

 

 

Hoşça kalın…

 

 

Salih Levent UĞURLU Twitter

 

 


Yazarın Son Yazıları:
Fon tartışmasından çıkarılacak dersler
Liberalliğin olumsuz imajı üzerine…
Kendi jurnalini yazmak…