Şehitten, Özkök'e selam var

Şehitten, Özkök'e selam var
25 Eylül 2012 12:24

Tarihi tam anımsayamıyorum; bulup da çıkaramadım. Ama… Her şey capcanlı hafızamda; kişiler gözlerimin önünde, sözler kulaklarımda…

H&H BAKİ KARAKOL

“Kasaptaki ete soğan doğramam” sözünün sahibi Hilmi Özkök'ün Genelkurmay Başkanlığı'ndaki ilk yıllarıdır.
 

Bir grup şehit anası, Özkök'ü, Genelkurmay Başkanlığı'ndaki makamında ziyaret ediyor.

Bu
şehit anaları, merkezi İstanbul'daki Şehit Anaları Derneği'nin
üyeleridir. Başkanları da, Karslı hemşerim, Pakize Alp Akbaba'dır.

Şehit
Namık Ayhan Akbaba'nın anası Pakize ana, makamında ziyaret ettikleri
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hizmi Özkök'e ağlayarak, “Şehit oğlumu her
gece rüyamda görüyorum” diyor.

Özkök'ün yanıtı, “Rüyanda gördüğün şehit oğluna, benden selam söyle. De ki: Komutanının sana selamı var…” oluyor.

Ben
bu yanıtı yermiştim. O yıllar yazı yazdığım internet sitesinde birkaç
defa yazı konusu yapmıştım. “Rüyada iletişim kuran Genelkurmay Başkanı”
diye Hilmi Özkök'ten söz etmiştim.

Bugün, Pakize Alp Akbaba'ya cep telefonundan ulaştım.

Tanıştıktan sonra, ziyaretleri sırasında, Özkök'e söylediği “Şehit oğlumu her gece rüyamda görüyorum” sözünü anımsattım.

Pakize ananın sesi titredi..

Duygulandığını anladım.

Ben geri kalır mıyım?!.

Gözlerimden damlayan yaşları elimin tersiyle sildim, sesimi içime gömdüm…

Kendimle böylesine uğraşırken, kulaklarımda Pakize ananın sesi yankılandı:

“Şimdi
de, hala her gece rüyamda gördüğüm şehit oğlumun, komutanına selamı
var: Komutanım Özkök Paşa, komutan gibi dursun, komutan gibi davransın…”

Yüreğime sanki bıçak saplantı!..

İstanbul Maltepe'deki Şehit Anaları Derneği'nin telefonundan daha uzun görüşmek üzere telefonu kapattık.

Ben, bu gelişmeyi sıcağı sıcağına sizlere ulaştırmak için oturdum bunları yazdım…

ÖZKÖK'ÜN KASAPTAKİ ETE NEDEN SOĞAN DOĞRAMADIĞI BALYOZ'LA ANLAŞILDI

İstanbul 10'uncu Ağır Ceza Mahkemesi, bir yıl 9 aydan beri baktığı, 250'si tutuklu, 365 sanıklı “Balyoz Davası”'nı 23 Eylül 2012 Cuma günü karara bağladı. Kararda, adeta ceza yağmuru yağdı. TSK'nın üst düzey subayları 16 yılla 20 yıl arasında hapse mahkûm edildiler.

Züğürt tesellisi olarak… AKP'nin soldan çarklı üyesi, AKP hükümetinin de soldan çarklı Bakanı Ertuğrul Günay'ın “veciz(!)” değimi ile “Bereket versin ki, bu nihai karar değil, daha Yargıtay aşaması var” diyelim! Yani… Yargıtay'dan… Türk yargısını ayaklar altına alan, Türk yargısını uluslararası arenalarda gülünç durumlara düşüren, evrensel hukuktan kökten koparan, Türk yargısı üzerinde AKP'nin, AKP hükümetinin ve Başbakan'ın etkinliğini, gölgesini daha bir koyulaştıran vb “karar”ı ters düz edeceğini sanmıyorum; ufak tefek düzeltmeler yapmakla yetineceğini düşünüyorum.

Benim… Bu kararla, yereceğim, tek söz söyleyeceğim, hak ettiklerine inanmadığım cezaları alan generallere, subaylardır! İçim sızlayacak ama… Diyeceğim: Ulusun, emperyalist siyasi işgalin gerçekleşmesinde… AKP gibi ne olduğu belli partinin Atatürk Türkiyesi'nde seçimlerden birinci parti çıkmasında, iktidar koltuğunda üç dönem üst üste oturmasında… Bugün, AKP'nin ve AKP hükümetinin kapkara gölgesinin kol gezdiği yargı tarafından, uyduruk belgelerle ve inandırıcı olmayan yargılama süreciyle yargılanıp ağır cezalara çarptırılan komutanların günahları, suçları vardır! Onlar… Emperyalist tehlikeyi görmeliydiler!.. Emperyalist siyasi işgalden, işgalin işbirlikçisi aktörlerden halka söz etmeliydiler!.. AKP ve AKP iktidarıyla yaşanacakları halka anlatmalıydılar!.. Özyergide (özeleştiride) bulunarak, kendi yanlışlarını halkla paylaşmalıydılar!.. Yapılan askeri darbelerin perde gerisini halka sunmalıydılar!.. Bölücü dış terör kadar, irtica ve karanlık siyasi düşüncelerle donanmış iç terörün, her iki teröre ekonomik ve siyasi çıkarları uğruna katkı veren siyasi kadroların tehlikeli, zararlı oldukları konusunda halkı bilgilendirmeliydiler!.. Atatürk'ü, Atatürk devrim ve ilkelerini, Atatürkçü düşünceyi, Atatürkçü yolu sözde değil özde öyle bir sahiplenip, haykırmalıydılar ki, Avrupa'dan, Asya'dan, Amerika'dan yankılanmalıydı!.. Bari… Bundan sonra yapsınlar! Özyergide bulunsunlar, özür dilesinler! Halkın, aydınlıklı yarınlara taşınmasına omuz versinler! Bir Türk kurmay subayının, düşman işgalinde, düşmana esir düşmede kurtuluşa nasıl gitmesi gerektiğinin öğretisini, ayrıntılarıyla saptasınlar!..
….

Cezaların yağmur gibi yağdırıldığı dakikalarda… Ceza yağmuruna tutulan komutanların komutanı… Fetullah Gülen'in pek sevdiği, Genelkurmay Başkanı olması için çabaladığı; AKP'nin ve AKP iktidarının başı Başbakan'ın, Çanakkale Şehitlikleri'nde “Hocam” diye “hitap” ettiği Genelkurmay eski Balkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök'ü, Vatan Gazetesi'nden Güngör Mengi telefonla arıyor; 4 yıl boyunca, komutası altındaki komutanların ağır hapis cezalarına çarpıtılmaları konusunda ne düşündüğünü soruyor. 2008 yılında… Ergenekon Davası'ndan dolayı tutuklamaların ülkeyi kasıp kavurduğu günlerde… Yani… Cuma günü açıklanan kararla, “ulus”un ve “ulusun yargısı”nın tepesine “balyoz” gibi inen “Balyoz Davası”nın düğmesine basılmaya az bir zaman kala,  “Kasaptaki ete soğan doğramam” diyen Özkök'ün, yanıtı, yorgun bir sesle, “Şu anda üzüntü içindeyim. Hepimiz keşke böyle durumlar olmasaydı diye düşünüyoruz” oldu.

“Üzüntü içinde” olmasından “rahatsızlık” duyduğum Özkök'ün, ikinci tümcesindeki “hepimiz” ve “düşünüyoruz” sözcükleriyle kimi, kimleri “kastetti”ğini, -doğrusu- kavrayamadım!..
….

“Kasaptaki ete soğan doğramam” sözü şimdi çok daha iyi anlaşılan… Yani… Ergenekon ve Balyoz davalarından tutuklananların ve tutuksuz yargılananların hakkında “karar”ın verildiğini, yargılama sürecinin “kılıf”tan, “göstermelik”ten ibaret olduğunu söylemeye çalışan Özkök, Milliyet Gazetesi'nden Fikret Bila'ya da (24 Eylül 2012 Pazar) konuşmuş,   “Keşke böyle bir durum yaşanmamış olsaydı. Ama yaşandı. Çok büyük üzüntü içindeyim. Hepsi birlikte yıllarca görev yaptığım silah arkadaşlarım. Tabii ben hukukçu değilim. Verilen cezalar çoktu, azdı gibi bir yorum yapmam anlamlı değil. Yargıtay aşaması da var. Hâkimler kanunun lafzıyla bağlılar. Ben rütbelere göre daha kademeli, daha yaygın bir dağılım olabilir diye düşünüyordum, hepsinin aynı aralığa, 15-20 yıl ceza aralığına sokulduğu anlaşılıyor. Tabii burada çok önemli bir husus, hâkimlerin vicdani kanaatlerine göre karar vermeleri, kanun böyle diyor. Bu vicdani kanaat çok önemli” demiş; askerlikteki ast-üst ilişkisinden, emir komuta zincirinden dem vurmuş, askeri yargının gerekliliğine değinmiş, “asıl büyük üzüntüsü”nün, “alt rütbelerdekilerin kayıpları” olduğunu söylemiş, “Benim hayat tecrübemle gördüğüm şudur ki” tümcesiyle başladığı sözlerini, “Hukukta öç alma yoktur. İntikam yoktur. Hukuk böyle çalışmaz. Ancak ortaya çıkan hukuki sonuçların bir caydırıcılık özelliği olur, herkesin bu sonuçlardan alacağı dersler vardır. Türkiye'de de herkes bu davalardan bir ders çıkaracaktır. Gerek Türkiye'deki gerek dünyadaki değişimi anlamak açısından dersler çıkaracaklardır. Keza adil yargılama açısından dersler çıkarılacaktır” biçiminde sürdürmüş. Şöyle de bitirmiş: “Yargıtay aşaması çok önemli. Bu aşamada karar bozulabilir. Savunma hakkı tam kullanılamadı, bazı önemli tanıklar dinlenmedi, iddianamede maddi hatalar var gibi itirazlar söz konusu oldu. Belki bunlar Yargıtay aşamasında dikkate alınır ve bu gerekçeyle bozulabilir de. Tabii nasıl seyreder, şimdiden bir şey söylemek mümkün ve doğru değil.”

Yandaş yalaka basının “Demokrat Genelkurmay Başkanı”, “Darbeyi önleyen Paşa…” diye yazıp çizdiği, allayıp pulladığı, yaldızladığı emekli Orgeneral Hilmi Özkök, herkesin “ders” alacağını, alması gerektiğini vurguladığı “Balyoz Davası”nın açıklanan kararıyla ilgili o kadar “maddi yanlışlar” sıralıyor ki!.. Umudu da, Yargıtay'a bağlıyor! Yargıtay'da, yanlışların giderileceği umudunu taşıyor!.. Güldürmesin adamı!.. Bu kadar “öngörü yoksunu” komutan, Genelkurmay Başkanı olur mu?!.
….

Özkök'ün umudu Yargıtay'da “eksiksiz” ya da “yanlışsız” gerçekleşir mi? Bilemem. Ama… Dava sanıklarından ve 20 yıl cezaya çaptırılan, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek'in oğlu Tolga Örnek'in “amca” dediği için “utandığı” Özkök'ün aynanın karşısına geçip, aynadaki kendisiyle yüzleşmesi gelerek, “Herkesin bu sonuçlardan alacağı dersler vardır. Türkiye'de de herkes bu davalardan bir ders çıkaracaktır. Gerek Türkiye'deki gerek dünyadaki değişimi anlamak açısından dersler çıkaracaklardır. Keza adil yargılama açısından dersler çıkarılacaktır” sözlerini kendine söylemelidir. Daha sonra da… Çıkardığı ders veya derslerle birlikte, 2008'deki “Kasaptaki ete soğan doğramam” sözünün açılımını ve ne için söyleme gereksinimi duyduğunu en ufak ayrıntılarına kadar toplumla paylaşmalıdır. Yoksa… Kendisine ait “Yargıyı yargılayamam”ın altında kalır!..
….

Balyoz Davası'nın kararıyla ilgili olarak, Başbakan'ın yaptığı açıklamadaki “bir tümce”, özellikle o tümcedeki “bir sözcük” çok anlamlıydı.

Başbakan aynen “Gerekçeyle ilgili hiçbir bilgim yok. Gerekçeyi bilmeden bu konuyla ilgili açıklama yapmam doğru olmaz. Kaldı ki gerekçeyi gördükten sonra da bunun şu andaki kararla, mahkeme kararından sonra bir de malum Yargıtay süreci var. Bunu da görmek durumundayız. Bizim bütün temennimiz, bütün arzumuz buradan haklı bir kararın çıkmasıdır. Bunu bekleriz. Ama şu anda noktanın konulduğu bir durum değildir. Çünkü devam eden bir süreç var. O devam eden süreçten sonra ortaya ne çıkar onu bilemem, gerekçeyi gördükten sonra yorum yapma imkânına kavuşabilirim” diyordu.

Başbakan'ın “gülmece” içeriğindeki “Gerekçeyle ilgili hiçbir bilgim yok. Gerekçeyi bilmeden bu konuyla ilgili açıklama yapmam doğru olmaz. Gerekçeyi gördükten sonra yorum yapma imkânına kavuşabilirim” sözlerini geçelim… “Bizim bütün temennimiz, bütün arzumuz, buradan haklı bir kararın çıkmasıdır” tümcesine ve bu tümcesindeki “haklı” sözcüğüne, dikkatinizi çekmek isterim. Demek ki… Kararı açıklanan “Balyoz Davası”nda ciddi “haksızlıklar” var!..

E var tabi!.. “Olmadığı” doğru mu, gerçek mi yani?!.

[email protected] com  


Yazarın Son Yazıları:
Molla Kasım
Başbakan diyor ama lafla 'sağlıklı millet inşa edilmez'
Birand, hastalığın mı, ihmalin mi, gündemin mi kurbanı?