22 Ocak 2022

Kültürel yozlaşmaya dur diyelim

Kültürel yozlaşmaya dur diyelim

Çevremize baktığımızda herkesin bir şeylerden birilerini sorumlu tutabilmek için suçlayacağaı birilerini aradığını görüyoruz. Herkes, olanlardan başkalarını sorumlu tutma kompleksi içerisinde kıvranıp duruyor. Ve yanlış bir akıl yürütme ile tek yönlü bir şartlanma sonucu, çoğu zaman bilerek ya da bilmeyerek Milleti suçladığının farkına bile varamıyor.

 

 

 

“Türk Dili Katledilmesin”

 

 
Türkiye’de, tam gaz ile Türk dili katlediliyor. Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığının ve diğer ilgili kurumların bu katliamdan haberi var mı?

Market, birader, kayın birader, restaurant, kayın peder, sanal market ve daha birçok yabancı kelime kullanılarak ‘Türk Dili’ açıkça katlediliyor. Kültür Bakanlığının acilen el atması gerekir.

 

 

ÖNERİ:

 
Başta Kültür Bakanlığı ve belediyeler olmak üzere diğer ilgili kurumlar, yabancı kelime teşkil eden işyerlerine izin verilmemelidir. Ayrıca birçok resmi yazışmalarda dahi, restaurant, market, sanal market veya birader gibi kelimeler kullanılarak, Türk dili açıkça katledilmektedir. Ve böylece düşmanlarımız savaşta yapamadıklarını Türk dilini katlederek ,Türk milletine zulüm ediyorlar.

Harici ve dahili vatan hainleri, Büyük Türk Milletini Milli benliklerinden uzaklaştırarak mankurtlaşmaya zemin hazırlıyorlar.

Sorumlu ve yetkili olanların, başka sorumlu aramalarının doğru olmadığını düşünüyoruz. Sorunu görüp te kullanmadıkları yetki ile başkalarını suçlu görmeleri doğru değildir.

Toplum bir bütün, yet vücut ise, sorunun çözümünde kullanılması gereken organ, başka azaları suçlaması mantıklı olur mu? Bu suçlama onu sorumluluktan nasıl kurtarabilir?

Sorunların çözümünde izlenen rotanın yanlışlığını ve tutarsızlığını gösteren diğer bir delil, Büyük Türk Milletinin bölünmez bir bütün olarak düşünme yerine, onun parçalardan meydana geldiğini sanmak veya öyle istemek. Başka deyişle, taraf yaratmak ve böylece bütünü parçalayarak münafıklık zihniyeti ile milleti birbirine düşürmek, duygularını oluşturma hayalleri, kursağında kalacağının bilincinde olup, en kısa zamanda bu düşüncelerinden feragat etmelidirler.

Ancak, bilinmesi gereken bir nokta burasının Türkiye olduğu gerçeğidir. Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder ATATÜRK’ün dediği gibi, ”Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında Demokrat doğan yegâne Millet Türklerdir.” Ve egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti kendisine ait olan egemenliği, hiçbir zaman, hiçbir şekil ve surette, başkalarına devretmeyecek kadar güçlü ve şuurludur. Yakın tarihimizde, bunu yeterince ispatlamıştır.

Atatürk; ”Kültür, zeminle mütenasiptir. O zemin, milletin seciyesidir.” sözü ile kültürün; kendisini yaratan zeminle, toplumla doğrudan ilgili olduğunu, bunun da milleti niteleyen karakter özellikleri olarak belirdiğini anlatmak istemiştir.

Kültür; bir toplumun sahip olduğu maddi ve manevi değerlerden meydana gelen öyle bir bütündür ki, toplum içinde mevcut her çeşit bilgiyi, Allah korkusunu, Vatan sevgisini, ilgileri, çalışmayı, üretmeyi, yüzde yüz yerli sermayeye tarafından üretilen ürünleri tercih etmesi, alışkanlıkları, değer ölçülerini, genel durum, görüş ve zihniyet ile her türlü faaliyetleri içine alır.

Bir milletin sonsuza dek yaşamasında ve milli varlığını her türlü tehlikelere karşı korunmasında milli kültür ve dil en büyük ve en güvenilir teminattır. Bu özelliği nedeniyle, daima üzerinde durulan en dinamik ve aktüel konu olmakta devam etmektedir ve edecektir.

 

 

 

Değerli okuyucularımız, COVİD-19’dan daha tehlikeli bir salgın var; bu salgın mağaza zincirlerinin, RAF BEDELİ salgınıdır.

Türk milleti, vatanseverler tarafından üretilen %100 yerli sermayeye sahip çıkmalıdır.

Raf bedeli, Türk çiftçisinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devletine en büyük zarar veren ve en büyük bulaşıcı salgınıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin başarılarına en büyük salgın ve engel olan raf bedeli şartına, vatansever yerel yerli sermaye tarafından üretilen ürünlerin mağazalarda satışı ve Kur’an-ı Kerim’in, İsra Suresinin 16’cı Ayetin mealini esas alarak, acilen çözüm bulunmalıdır.

 

 

Raf bedeli şartının liderliğini, Türkiye genelinde yaklaşık 2200 mağaza zinciri olan ve domuz eti ürünlerini de satan mağaza markası yapmaktadır.

Raf bedeli şartı, ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini riske atmak, ekonomik ve anarşik terör oluşturmanın adresi demektir.

İlgili Bakanlıkların acilen raf bedeli şartına ve Türk dilin katledilmesini içeren kelimelere acilen el atarak çözüm bulmalıdır ki, hem Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve hem de Türk milleti rahat nefes alsın.

Bir milletin varlığından bahsedebilmemiz için; o milletin, tarihi, kültürü ve dilinin olması şarttır.

Hiç kimsenin ya da grubun mevcut problemleri, bilimsel sanları ile böbürlenip, bencillik zihniyetleri ile yalnız kendisinin çözebileceğini sanarak ya da böyle bir imaj yaratarak millet egemenliğine el uzatmak hakkı doğamaz. Ve buna Türk Milleti kesinlikle izin veremez. Kaldı ki, böylesi bir yola sapacak ”Dahili ve harici ihanet şebekeleri”, iyi bilmelidirler ki millet; egemenliğine uzanacak ellere bugüne kadar izin verilmemiştir ve bundan sonra da izin verilmeyecektir.

Bunun en büyük kanıtı, Australia Silver şehri, Brokin-Hill savaşında iki kahraman Türk’ün, 200 kişiye yakın Azaklı’yı öldürmüş ve 500 kişiye yakın da yaralamıştır. Ayrıca 15 Temmuz da “Riyakar- ihanet şebekesi” Fetö’ya verilen derstir.

Dahili-harici “İhanet şebekesi” vatan hainleri, iyi bilmelidirler ki Türk milleti, ruh ve iman kuvveti ile daima zaferleri kazanmıştır.

Müşterek sorunlarımızın çözümü, suçlu arama kompleksinden kurtulup, milletin bir bölümünü suçlamaktan vazgeçip, hepimize bulaşan hastalıkların noktalarını, birlikte değerlendirerek, birbirimize karşı bencillik ahlakından uzak kalıp, dinleyerek, Zafere; millet bütünlüğünün korunarak varılabileceğini kabul ederek mümkün olabilecektir.

Eğitimin gayesi; Türk tarihinde de olduğu gibi kişiyi, çevresi ile ahenkli olabilmesi için Allah, Vatan ve Ay-Yıldızlı Şanlı Türk Bayrağının sevgisini aşılamaktır.

 

 

Sosyal değerler, Türk Gençliğinin eğitiminde ana eksendir…

 
Eğitimin; Türk toplumunun sosyal değerlerini öteleyerek, yok sayarak, didaktif bir aanlayışla, sadece kuru bir bilgi kazandırmaya yönelmesi, eğitim ve toplum ilişkilerini olumsuz yönde etkilemekte okul ile toplum arasında giderek bir uçurum yaratmaktadır.

Kültür kavramı içinde bütünleşen ve anlam kazanan sosyal değerler; insanları birbirine bağlayan, onların birbirlerine sevgi ve saygı duymalarını sağlayan, milletleri çözülme ve dağılmadan koruyan bağ dokuları olduğunu biliyor muydunuz? Eğitim; kuşaklar arası diyaloğu gerçekleştiren, başka değişle dede ile torun arasındaki köprüdür.

Ruhunda “Allah korkusu ve Vatan sevgisi” olan Büyük Türk Milleti olarak, toplumsal huzurun, dengenin ve ahengin yaratılması için çalışmalıyız.

Toplumsal denge ve ahenk, basit konuların büyümemesini sağlar; ahenksizlik, küçük sorunları büyütür, huzursuzluğu artırır, toplumsal çözülmeyi tetikler…

 

 

Kalbinde Allah korkusu ve ruhunda Vatan sevgisi olanların, vatana hizmet etmeyi Allah kendilerine nasip etsin inşallah.

Cümle vatan şehitlerini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle, Gazileri minnetle anar. Yaralılara acil şifalar diliyorum. Ruhları şad, mekanları Cennet olsun.

 

 

“İnna liilahi ve inna ileyhi raciun.”

 

 

Hint Atasözleri:

 
1-Asıl önemli olan şey, dünkü halimizden üstün olmamızdır.
2-Bir tek cesur savaşçı, bir ordunun cesaretini yükseltebilir. Bir tek korkak bir orduya talihsizlik getirebilir.
3- En büyük kazanç sıhhat, en büyük servet kanaatkarlık, en hayırlı akraba güvenilir bir dost ve en yüce mutluluk kurtuluştur.
4-Adalet Allah’ı da, insanları da memnun eder.
5-Aptallar bütün yaşamları süresince akıllı kişilerle gezseler bile, gerçekleri yine öğrenemezler; kaşık çorbanın lezzetini alabilir mi?
6-Arkadaşını kaybetmektense hayatını kaybet, bir daha yaşarsın; fakat, dostluk bağı bir daha geri gelmez.
7-İnsan serveti ile veya bilgisiyle değil, tavrı ve davranışları ile asil olur.
8-Kuvvetine güvenerek zayıfları aşağılayanın, kuvveti başına bela olur.

 

 

 | 
 |