İstanbul’un yeni bir simge yapıya ihtiyacı var mı?

İstanbul’un yeni bir simge yapıya ihtiyacı var mı?
2 Haziran 2021 09:00

Çamlıca Kulesi tartışmaları gündemdeki yerini koruyor. Nur içinde uyusun, aklıma Atakule’nin mimarı merhum Ragıp Buluç ile yaptığım bir sohbet geldi. “Ankara yeniyi, İstanbul eskiyi temsil eder” demişti.

 

 

Salih Levent UĞURLU H&H YORUM

 

 

İstanbul’un fethinin 568. yıldönümünde bu kadim şehrin tarihi, kültürü temsil eden doğasına ters bir mimari anlayışla açılışı yapılan Çamlıca Kulesi, Ragıp ağabeyin ne demek istediğini daha anlaşılır kıldı sanki…

 

 

Cumhuriyet’in, modernizmin, yeniliğin başkenti Ankara’da yeni eserlerin inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekerken; tarihi, kültürü, medeniyeti temsil eden İstanbul’un ise eskiyi muhafaza etmesi gerektiğini ifade etmişti…

 

 

Yenilik şehri olan Ankara’da 1920’lerde kollar sıvandı…

 

 

Clemens Holzmeister kamu binalarını tasarladı…

 

 

Hermann Jansen imar planı hazırladı…

 

 

Theodor Jost, Martin Elsaesser, Bruno Taut, Martin Wagner gibi dünyaca ünlü  yabancı mimarlar birçok konuda danışmanlık yaptı…

 

 

Vedat Tek, Kemalettin Bey gibi mimarlar ortaya koydukları eserlerle gencecik bir cumhuriyetin gencecik başkentine hayat verdi…

 

 

Etnografya Müzesi, 2.TBMM, Ziraat Bankası, İş Bankası, Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Hariciye Vekaleti, Musiki Muallim Mektebi, Tekel Başmüdürlük, Sağlık Bakanlığı ve Opera binaları, Ankara garı ve bugüne kadar gelen daha sayamadığım birçok önemli kamu binası genç cumhuriyetin genç yapılarıydı.

 

 

Orta Avrupa-Viyana ekolünden ilham alan bir tür yeni-klasikçi üslup Ankara’nın geleceğine yön vermeye başladı. Yakup Kadri’nin ifadesiyle, Ankara baş döndürücü bir hızla gelişiyordu…

 

 

Bu yenilikçi anlayış Ankara’da yakın döneme kadar sürdü. Son olarak 1989 yılında Ragıp Buluç tarafından yapılan Atakule Ankara’nın yine simge yapılarından biri oldu.

 

 

Artısıyla eksisiyle bozkırın ortasında adeta modern bir şehir yaratılmıştı. Ve genç cumhuriyetin başkentinin gerçekten de yeni simge yapılara ihtiyacı vardı…

 

 

O halde şu soruyu sormak gerekir. İstanbul gibi bir şehrin gelinen noktada yeni bir simge yapıya ihtiyacı var mı? Tarihsel konumlandırılması itibariyle de bu gerekli midir?

 

 

Ünlü bir mimar, tarihçi ya da sanatçı olmaya gerek yok. Hayata belli perspektifte bakmayı başarabilen, iyi kötü bir şeyler görmüş geçirmiş herkes bu soruya “hayır” cevabını verecektir. Dolayısıyla “Avrupa’nın en uzun yapısı olacak, cazibe merkezi olacak” gibi iddialı haber başlıkları üzerinden Çamlıca Kulesi güzellemek tarih ve medeniyet kokan bu şehrin dokusuna zaten uygun olmadığı gibi marka değerine de zerre katlısı olmaz. Aksine belki de götürüsü olur…

 

 

Ha bir de olsa olsa birkaç gayrimenkul zengininin cebine katkısı olur o kadar!

 

 

İstanbul diyoruz be kardeşim el insaf! Sen şehrin silüetini bozmadan mevcut tarihi ve kültürel mirasa doğru düzgün sahip çık yeter… Eskiyi muhafaza ve müdafaa etmek en büyük marka değeri yaratmaktır İstanbul için…

 

 

Sizce de böyle değil mi? Yanlış düşünüyorsam yorumlarınızı bekliyorum.

 

 

FRANSA’DAN GENÇLERE 300 EURO

 

 

Fransa devleti, 18 yaşın altındaki gençlere kültür ve sanat faaliyetlerinde kullanmaları için 300 euroluk katkı yapacak. 800 binin üzerinde genç kültür sanat kartıyla müze, sinema, tiyatro gibi aktivitelerden yararlanabilecek.

 

 

Birkaç yıl önceydi…

 

 

Topkapı Sarayının önünde sarkık bıyıklı bir abiyle tanışmıştım. İki çocuğunu içeri sokmuş, eşiyle birlikte gişelerin önünde çocuklarını bekliyorlardı.

 

 

“Siz ablayla daha önce gezdiniz herhalde” diye sorduğumda “Hayır gezmedik. Hep birlikte saraya girsek 500 liradan çıkarız. Bizden geçti bari çocuklar gezsin” demişti.

 

 

Saraya giren yabancı turistlerin sayıca Türklerden fazla olduğunu da gözlemlemiştim.

 

 

Ecdadının sarayını ailece gezemeyecek kadar ekonomik sıkıntıda olan bir toplum, 30 lira verip Çamlıca Kulesi gezer mi bilemem. Ancak döviz bozdurup saraya girebilen yabancıların o kuleye itibar edip etmeyeceğini de zaman gösterecek…

 

 

İZMİR’İN HAFIZA MEKANI OLARAK REYHAN PASTANESİ

 

 

İzmir’in ekonomik, siyasi, kültürel hayatına verdiği katkılarla tanınan Aybar Uygur ile Reyhan Pastanesinde aldık soluğu… “Çayını özledim valla” dedi, gittik…

 

 

Pandemi nedeniyle uzun süredir kapalı olan kafe ve restoranların açılışını Reyhan’da yaptık bir nevi.. Özlemişiz böyle bir mekanda soluklanmayı… Mekan da Reyhan Pastanesi olunca özlemin tarifi bambaşka oluyor tabii ki…

 

 

Bir dönem Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da danışmanlığını yürüten Aybar Abi ile Çamlıca Kulesi konuşmadık ama bu eşsiz mekanla ilgili üç beş kelam ettik.

 

 

İzmirliler için önemli büyüktür buranın. 1965 yılından beri hizmet veren Alsancak’taki pastanenin kent hafızası açısından hatırı sayılır bir yeri vardır. Anılarla yaşar adeta…

 

 

Pastane kelimesiyle var olabilen özgün kaç mekan kaldı böyle…

 

 

Değerini bilelim…

 

 

Salih Levent UĞURLU Twitter

 

 

 


Yazarın Son Yazıları:
Paradoksal gazeteciliğin kökleri
Dindarların 94 ruhu, Peker’in 9. manifestosu
İstanbul’un yeni bir simge yapıya ihtiyacı var mı?