İBB’den İstanbul’da deprem seferberliği çağrısı

İBB’den İstanbul’da deprem seferberliği çağrısı
6 Haziran 2024 08:26

 

İstanbul’da çözüm bekleyen en temel sorunlardan biri deprem güvenliği olmayan riskli yapılar. Marmara Denizi’nde 7 ila 7,5 büyüklüğünde bir deprem beklenirken İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tespitlerine göre yaklaşık 200 bin yapı olası bir deprem sonrasında yıkılacak veya ağır hasar alacak nitelikte.

 

 

Pelin Ünker / DW Türkçe

 

 

Bu riskli yapılardan biri hafta sonu deprem ya da dışarıdan hiçbir müdahale olmadan yıkılarak kendini hatırlattı. Hafta sonu İstanbul’da deprem güvenliğini yeniden gündeme getiren olay, riskli yapıların yoğun olarak bulunduğu ilçelerden biri olan Küçükçekmece’de yaşandı.

Üç katlı binanın enkazından 1’i çocuk 8 kişi yaralı olarak çıkarılırken, 1 kişi yaşamını yitirdi. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, yerinde yaptığı ilk incelemelerde 1988 yılında inşa edilen binanın yapımında deniz kumu kullanıldığını, 1,5 katın binaya sonradan kaçak olarak eklendiğini tespit etti.

 

Bundan yaklaşık beş buçuk yıl önce Kartal’da da benzer bir tablo yaşanmış, yine kaçak katları ve ilave alanları olduğu anlaşılan Yeşilyurt binasının kendiliğinden çökmesi sonucu 21 kişi can vermişti. Ancak uzun süredir kentsel dönüşüm çalışmalarının devam ettiği, kaçak yapıların ise imar afları ya da denetimsizlik sonucu varlığını sürdürdüğü kentte başka bir binanın daha çökmesinin önüne geçilemedi.

Peki yapı stokunu iyileştirmeye dönük çalışmalar neden hızlanmıyor?

 

 

“Bakanlığı kapsayan mekanizma şart”
DW Türkçe’ye konuşan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanı Murat Yün’e göre İstanbul’un deprem riskine hazırlanma hızı, aslında yapılan işbirliği ile doğru orantılı.

Yıpranmış yapı stokunun fazla olması ve dönüşümün fiziksel yenilenmeden daha fazla boyutunun olmasının işbirliğini mecbur kıldığını vurgulayan Yün, “Bu yapı stoku ile tek başına bir kurumun baş edebilmesi mümkün değil. O nedenle üzerine basa basa tekraren söylüyoruz; yurttaştan başlayarak, ilçe belediyesini, büyükşehir ve organizasyonda Bakanlığı kapsayan bir mekanizma kurulması şart” diyor.

“Deprem riskiyle ancak bir seferberlik ruhuyla mücadele edebiliriz ve bunu ancak tüm kurumlar birlikte yapabiliriz” diyen Murat Yün, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bu konuda tüm ilçe belediye başkanları ile istişarelerde bulunduğunu aktarıyor.

 

 

“Siyasi rekabet süreci engelliyor”
Vatandaşların da sosyal politikalarla desteklenmesi halinde bu yükün altından hep birlikte kalkılabileceğine işaret eden Yün, kentsel dönüşümün önündeki finansal sorunları aşabilmeleri için emekliler başta olmak üzere ekonomik olarak dezavantajlı kesimlere destek modelleri üzerine çalıştıklarını ve bu modelleri en yakın zamanda açıklayacaklarını ifade ediyor.

DW Türkçe’ye konuşan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Sinem Kolgu da çalışmaların hızlı yürütülemediğini, çünkü önünde pek çok engel olduğunu belirtiyor.

Birinci engelin “bakış açısı” olduğunu vurgulayan Kolgu, bu konunun “vatandaşa hizmet” veya “vatandaşların sorunlarını çözme” kapsamıyla sınırlanabilecek bir konu olmadığı görüşünde.

“Burada toplumsal ve ulusal güvenlik riskleri söz konusu” diyen Kolgu, konunun bütünsel bir bakış açısıyla ele alınması, projelerin planlar ve bağlı programlara uygun olarak geliştirilmesi ve yürütülmesi gerektiğini söylüyor.

Bir diğer engeli kaynak yetersizliği ve bütçe uygulama sorunları olarak tanımlayan Kolgu, yerel yönetimlerin bütçelerinde bu konuya doğrudan müdahil olmalarına imkân verecek kaynak ve ödenek olmadığına, bu nedenle merkezi idare tarafından desteklenmeyen çözümlerin hayata geçirilmesinin kolay olmadığına işaret ediyor.

Sinem Kolgu’ya göre bir diğer engel ise ilgili bakanlıklar ve yerel yönetimler arasındaki yetki çatışmaları ve siyasi rekabet.

Kolgu, “Yapı stokunun iyileştirilmesi ve şehrin depreme karşı daha güvenli hale getirilmesi siyasal popülizmin malzemesi haline getirilmemeli” diyor ve bu süreçlerin topluma karşı şeffaflıkla ve kurumlar arası işbirliği ile yürütülmesi halinde sorunların çözümünde daha hızlı yol alınabileceğine dikkat çekiyor.
İBB’nin tespitlerine göre İstanbul’da bulunan 1 milyon 200 bin binadan 800 bini 2000 yılı öncesi yönetmeliklere göre yapılmış durumda. Bu binalardan yaklaşık 200 bininin depremde ağır hasar alması ya da yıkılması bekleniyor.

Murat Yün, bu binalarda 1 milyon 300 bin hane olduğunu ve yaklaşık 2,3 milyon nüfusun yaşadığını söylüyor.

Yün’e göre İstanbul’da kendi kendine yıkılabilecek başka yapılar da söz konusu olabilir, ancak bunun sayısını tespit etmek için tüm yapıların deprem dayanımı testlerinin yapılmış olması gerekiyor.

İBB’nin tespitlerine göre özellikle yapı denetiminin başladığı 2001 yılından önce inşa edilmiş yapılarda deniz kumu kullanıldığına işaret eden Yün, ayrıca denetimin zayıfladığı farklı dönemlerde yapılarda kaçak kat gibi uygulamalar görüldüğünü söylüyor. Merkezi yönetimin çıkardığı imar barışı adı altındaki imar aflarının da bu uygulamaları teşvik ettiğini düşünen Yün, imar aflarıyla kaçak katların alınabilir satılabilir hale geldiğini vurguluyor.

 

 

Taşıyıcı sistemi olmayan binalar tahliye bekliyor
İBB, hızlı tarama tespiti için ise 6 Şubat 2023’te gerçekleşen Kahramanmaraş merkezli depremlerden bu yana yaklaşık 160 bin binadan başvuru aldı. Bu binaların yaklaşık 35 binini taradıklarını söyleyen Yün, incelemeler sonucunda (çoğunluğu 99 öncesi olan) binaların yarısının D ve E sınıfı olduğu, yani yüksek ve çok yüksek riskli olduğunu belirlediklerini aktarıyor.

Taranan yapılar içerisinde bin 556 tane yapının taşıyıcı sistemi dahi bulunmadığını ve hızlıca müdahale edilmesi gerektiğini tespit ettiklerini aktaran Yün’ün verdiği bilgiye göre bu binaların şimdiye dek sadece 178’inin yıkımı gerçekleştirildi, 96 binada ise resmi işlem başlatıldı. Söz konusu 1556 yapı, 2 bin 907 bağımsız birimden oluşuyor ve yaklaşık 10 bin kişi yaşadığı bu birimlerden tahliye süreci halen tamamlanmadı.

Yün, bu binaların hem mülk sahiplerine hem de kiracılarına İBB Meclisi’nin kararı ile aylık 7 bin TL kira desteğinde bulunulduğunu söylüyor.

 

 

İBB’nin kentsel dönüşüm projeleri ne durumda?
Yün, 16 ilçede toplamda yaklaşık 312 hektar alanı kapsayan 29 çalışma alanında kentsel dönüşüm plan ve proje çalışmalarının devam ettiği bilgisini veriyor. Bu proje alanlarından Eyüpsultan Akşemsettin ve Sultangazi Yunus Emre Mahallesi’nde bin 226 bağımsız birimin temellerinin atıldığını belirten Yün, diğer projelerde ise rezerv alanlar üretmek amacıyla çalışmaların devam ettiğini söylüyor.

İBB iştirakleri İmar AŞ, Bimtaş ve Kiptaş’ın bir araya gelmesiyle kurulan “İstanbul Yenileniyor” platformunun da İstanbulluların binalarını en uygun koşullarla yenilemesi için yardımcı ve yol gösterici olduğunu kaydeden Yün, bu çerçevede 32 bin 69 adet başvuru alındığını, başvurulardan 31 bin 184’üne bilgi formu gönderildiğini belirtiyor.

Son beş yılda kentsel dönüşüm ve “İstanbul Yenileniyor” projeleri kapsamında 33 bin 826 bağımsız birimin projelendirildiğini, bu kapsamda 6 bin 420 adet konut ve ticari birimin inşaatının tamamlandığını, 5 bin 199 adedinin ise inşasının devam ettiğini ifade eden Yün, “İstanbul Yenileniyor” projesi kapsamında da vatandaşlara yeni finansal destekler açıklayacaklarını sözlerine ekliyor.

 

 

“İmar affına başvuran tüm binalar denetlenmeli”
Küçükçekmece’de yaşanan olayın bir kentsel dönüşüm eksikliği sonucu gerçekleşmediğine işaret eden inşaat mühendisi Sinem Kolgu ise yapılan imar aflarına dikkat çekiyor. Kolgu’ya göre imar affına başvuran bütün yapıların denetlenmesi gerekiyor.

“İmar afları için yapılan bütün başvurular ilgili idarelerin elindedir ve bu başvurular, yapının mevcut durumunun projesiyle uyumsuz olduğuna dair bir bildirimdir” diyen Kolgu, bu yapıların hepsinin bildirilen uyumsuzluğun bir güvenlik riski yaratıp yaratmadığı açısından konusunda eğitimli ve deneyimli mühendisler tarafından denetlenmesi gerektiğini vurguluyor. Kolgu, “Diğer yandan sürmekte olan veya bundan sonra yapılacak tadilatlarla ilgili de denetim süreçleri iyileştirilmeli” diye ekliyor.

Kentsel dönüşüm süreçlerine ilişkin ise Kolgu, amaca hizmet etmekten uzak olarak nitelediği tekil binaların yıkılıp yeniden yapıldığı uygulamalar yerine kentin daha güvenli ve sağlıklı hale getirilmesinin bütünsel bir sorun olarak ele alındığı, kurumlar arası işbirliği ile bilime, tekniğe, şehircilik ilkelerine uygun projeler üretilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

 

 

“Nedeni kuralsızlık ve denetimsizlik”
İstanbul’un mevcut yapı stokunun maalesef umut vermediğini, Küçükçekmece’de çöken binanın da bunun göstergelerinden biri olduğunu savunan Kolgu, pek çok binanın da benzer olduğunu tahmin ediyor.

Kolgu’ya göre kuralsızlık ve denetimsizlik bu tip olayların başlıca nedenlerinden biri.

Binaların inşaatı sırasındaki denetimlerden yapı denetim firmaları sorumlu. Yapı kullanılmaya başlandıktan sonraki dönemde ise ilçe belediyelerinin bir şikâyet veya başvuru olması durumunda denetim yapması gerekiyor.

“Bir yerleşim birimindeki binaların güvenliğinden sorumlu nihai yetki sahibi kurum yerel yönetimdir. Vatandaşların güvenliği ise devletin ve hükümetin sorumluluğundadır” diyen Kolgu, deniz kumu kullanımının yanı sıra satışının da denetlenmesi gerektiğini, diğer yandan kentin orta yerindeki binaların katlarının kaçak olup olmadığının tespitinin zor olmadığını dile getiriyor.

Kolgu’ya göre yasa yapıcıların bu sorunların hepsini dikkate alarak yasa yapması, ilgili kurumların da yönetmeliklerini ona göre düzenleyerek bu mevzuatın uygulanmasını ve denetimin iyileştirilmesini sağlaması gerekiyor.