Hayır, o adımları atan 57.hükümetti

Hayır, o adımları atan 57.hükümetti
14 Ekim 2012 17:41

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yeni yayınladığı, “İleri demokrasi” kitabında, “Biz yaptık” diye anlattığı herşey 57. Hükümet zamanında ve 57. Hükümet zamanından önce yapılmıştır.

 

Safile USUL H&H YORUM

Bu tarihin canlı bir şahidiyim.
 
Kitabın başlığı olan, “İleri demokrasi” şeklindeki hilkat garibesi, ucube kavramı bir yana bırakırsak, içeriğinde anlatılan ve “Sessiz Devrim ve Tarihi Reformlar” başlığı ile kendilerinin yaptığını iddia ettikleri:
 
1-46 kez uzatılan olağanüstü hale son verilmesi
 
2-Kürtçe’ye serbestlik verilmesi
 
3-Faili meçhul cinayetler dönemine son verilmesi
 
olarak anlatılan herşey 57. Hükümet zamanında ve ondan önce gerçekleşti.
 
1-Olağanüstü halin kalkması:
 
Olağanüstü hal 30 Kasım 2002’de kaldırıldı, AKP Hükümet olalı 4 hafta geçmişti. Olağanüstü halin kaldırılması kararını çok önceden alan 57. Hükümet idi. (Ecevit, Yılmaz, Bahçeli) Terör zaten durmuştu, Türkiye Güneydoğu’da faili meçhul cinayet işleyen şebekelerin kökünü devletten kazımıştı. TSK Kürt meselesinde bir kurumlaşmaya ulaşmış ve olgun bir hukuk devleti halini almıştı. Kürt meselesinde dingin ve aklı başında bir ruh hali oluşmuştu devlet içinde. Olağanüstü hal kalkacaktı, bu 57. Hükümetin kesin bir iradesiydi. Sıkıyönetim il bazında peyderpey kalkıyordu. 30 Kasım 2002 ise, belirlenen son tarihti, yani 30 Kasım 2002’de sıkıyönetim tüm illerden tamamen kalkmış olacaktı. 30 Kasım tarihini belirleyen de 57 Hükümetti ancak aniden gidip, AKP gelince, önceden 57. Hükümet tarafından belirlenmiş olan 30 Kasım tarihinde sıkıyönetim kalkmış oldu. Ben de bu süreci çok yakından takip ediyordum çünkü Türkiye’nin AB üyeliğini istiyordum ve makro siyasal çerçevenin bir hukuk devletine uygun hale gelme sürecini hatta bazen ağlayarak izliyordum. 30 Kasım 2002’den hemen sonraki günlerde Berlin’de bir kongredeydim. Orda bazı Avrupalı doktorlar bana, “Biz geçen sene Diyarbakır’a gittik ama bizi bazı yerlere askeri jipler götürdü, sıkıyönetim vardı” dediler. Ben de dedim ki, “Oooo, sıkıyönetim kalktı bizde” “Ne zaman kalktı?” diye sordular. Düşündüm; 3 gün olmuştu. “Üç gün önce” dedim ve sonra güldüm, sonra hep beraber güldük. Benim, “oooo, kalktı” şeklindeki spontane cevabımın sebebi olağanüstü yönetimin kalkması sürecinin en az 2 senedir yürütülüyor olduğunu bilmem ve bu konuları çok yakından takip ediyor olmamdı. Yani olağanüstü halin kalkmasına dair siyasi sürecin AKP ile ilgisi sıfır oğlu sıfırdır.
 
2-Kürtçe yasağının kalkması, Kürtçe’nin serbest olması:
 
Türkiye’de 12 Eylül 1980’de konan Kürtçe yasağı, resmen Nisan 1988’de kalktı. Bu resmi serbestiden sonraki 10 yılda ise Kürtçe üzerindeki yasaklar fiili olarak tamamen kalktı. 2002’de Van Yüzüncü Yıl Üniversite’sinde yapılan bir sempozyuma davetliydim ve Van’a gittim. Van’da o ara Kürtçe sinema o kadar yaygınlaşmıştı ki, sokaklarda Kürtçe sinema afişleri vardı. Ve, Van’ın her yerinde Kürtçe konuşuluyordu. Kürtçe kasetler, CD’ler, ilanlar, afişler ile doluydu şehir. Çarşı pazar Kürtçe konuşan esnaf ile doluydu. Ben bir ara sempozyuma katılan akademisyenlerden ayrılarak, tek başıma dolaştım Van’da ve kayboldum. Yolumu bulamıyordum ve esnaftan yardım istedim ama dil olarak anlaşamadım. Bir şekilde ama Türkçe bilen birini bulup, bana yardım ettiler. Yani Kürtçe yasağının kalkması ve serbestisi ile AKP’nin ilgisi sıfır oğlu sıfırdır.
 
3-Faili meçhul cinayetlerin bitmesi:
 
Faili meçhul cinayetlerin bitmesi Türkiye’de tam 2000 eşiğinde gerçekleşti. Bu süreden sonra Türkiye’de eskiden olan faili meçhuller kesildi. Çünkü bunu yapan odakların barındığı devlet içi noktalar bunlardan temizlendi. Bu durum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi istatistiklerine çok net bir biçimde yansıdı. 2001 senesine kadar AİHM’in insan hakları ve yaşam hakkı ihlali grafiğinde berbat bir grafiğe sahip olan Türkiye 2001’den sonra bu iğrenç grafikteki yerini kaybetti ve insan hakları ve yaşam hakkı ihlalleri yok oldu. Ben bu grafiği önceden yazdığım yerde yayınlamıştım, bunu arşivimden bulup bir daha yazarım burda. Türkiye bu dönemden sonra insan hakları ihlalleri konusunda Fransa’dan çok daha iyi bir konuma geldi ancak bu iyi konumunu AKP Hükümeti döneminde kaybetti ve insan hakları ihlallerinde yeniden birinci oldu. Yani, AKP’nin faili meçhul cinayetleri yok etmiş olmak ile ilgisi sıfır oğlu sıfırdır.
 
Bu ucube başlıklı kitapta örnek olarak bir de Emasya protokollerinin kaldırılması var ki, o protokolü kaldırmış olmanın hiçbir kıymeti harbiyesi yok.
 
Çünkü askerin polisi olağanüstü hallerde kendi kontrolü altına alabilmesi demek olan bu protokol, AKP açısından askerin ülkedeki hakimiyetine ve darbe imkanına delalet olarak lanse edilse de, asker darbe yapmama kararını kendisi verdi. Ki, dünyada elinde ağır silah ve savaş gücü bulundurup, ülkenin fiziki hakimiyetine sahip olup da, kendi arzusu olmadan bir siyasi hükümetin baskısı ile darbe yapmamış hiçbir silahlı güç yoktur, olamaz.
 
Beyler ya, bu kitapla insanları kaldırmak istiyorsunuz, belli de, bu ülkede tarihi, toplumu ve maziyi bilenlerin kökü de kurumadı ki birader.
 
Ufak atın, civcivler de yesin.
 
Ha, bir de…
 
Bu ucube başlıklı kitapta bahsedilen, “Sessiz devrim” ibaresini kullanan kişi, 57. Hükümet zamanında AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri olan Günther Verheugendir. Ve, bu kavramı 57. Hükümet için kullanmıştır. Bunu bizzat bana İstanbul Ritz Carlton Oteli’nde verdiği mülakatta anlatmıştır. Otantik ifadeleriyle bana mealen demiştir ki, “Bülent Ecevit’e karşı ilk başlarda önyargılıydım ve sempati duyduğum da söylenemezdi ona. Ben Ecevit’in ve de Yılmaz’ın bu reformları asla yapamayacağından emindim diyebilirim. Hiç inanmıyordum bu işin yürüyeceğine. Fakat sonra yaptıklarını görünce çok şaşırdım. Zaten zamanla da onlara karşı taşıdığım önyargılar yıkılmıştı. 57. Hükümet Türkiye’de sessiz bir devrim yaptı.” (“Die Stille Revolution” bu sözün orijinali)
 
Bakın beni kızdırmayın. Oturur kitap yazarım.
 
“Sessiz devrim” kelimesininin komisyon içindeki mucitlerinin Martin Harvey ile Jean-Christoph Filori olduğunu da yazarım.
 
Bu ikisini ayrıca çok iyi de tanırım.
 
Yalanın da bir sınırı var birader.


Yazarın Son Yazıları:
Bakın şu anlam bozukluğuna
Şunu bilmeliyiz ki…..
Yavaş’ı ittifaktan koparmak istiyorlar