Hap bilgilerle demokrasi inşa etmek

Hap bilgilerle demokrasi inşa etmek
14 Mart 2021 09:00

Eğitim sistemini anlatmaya gerek yok. Neresinden tutarsanız elinizde kalıyor. Bu kadar karmaşık ve bozuk bir düzende gemisini kurtaran kaptan olmaktan başka çare kalmıyor… Hal böyle olunca gençler “olsun da nasıl olursa olsun” mantalitesine bürünüyor…

 

 

Salih Levent UĞURLU H&H YORUM

 

 

12 yıllık bir eğitim süreci “üniversiteyi kazanayım da nasıl kazanırsam kazanayım” motivasyonuyla geçiyor…

 
Üniversite kazanılıyor ardından “şu üniversiteyi bitireyim de nasıl bitirirsem bitireyim” deniyor.

 
Üniversite bitince “Atanayım, kapağı bir yere atayım da nasıl olursa olsun” anlayışı başlıyor…

 
Bilgi, okumak, üretmek çok da önemsenmiyor…

 
Basit bir ehliyet sınavından, akademisyen olacağın ALES’e kadar bu motivasyon hiç değişmiyor…

 
Olsun da nasıl olursa olsun… Kazanayım da nasıl kazanırsam kazanayım…

 
Kimsenin başa çıkamadığı, değiştiremediği manasız bir sistemde bireyler doğal olarak pragmatik yöntemlerle sonuca oluşma çabası içine giriyor…

 
Bu yüzden gece gündüz çalışarak girilen sınavların üzerinden daha bir saat geçmeden bütün bilgileri unutan bir nesil yaratıldı işte her yaştan…

 
Hangimiz yaşamadık bunu?

 
İlk realist roman olan Recaizade Mahmut Ekrem’in “Araba Sevdası”nı okumadan merdiven altında basılan konu anlatımlı üniversite hazırlık kitaplarından öğrendik.

 
İlk yerli roman olan Şemsettin Sami’nin “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat”ının adını da böyle ezberledik, Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği ilk çeviri roman “Telemak”ı da…

 
Namık Kemal’in ilk tiyatro niteliği taşıyan eseri Vatan yahut Silistre’yi izlemeden yaladık yuttuk…

 
Hap bilgilerle rutubet kokulu sınav salonlarında geleceğimizi çizdik…

 
Ülkenin geleceğini de…

 
VAK’AYI HAYRİYE’DEN 15 TEMMUZ’A…

 
Hap bilgilerle tarih öğrenmesek 10 yılda bir askeri muhtıralarla, darbelerle yüzleşmek zorunda kalan bir toplum olur muyduk acaba?

 
Rahmetli Özal 80 darbesinden sonra şortla asker selamladığında “tamam bir daha darbe olmaz” diyenler çok kez yanıldı…

 
Dolayısıyla 15 Temmuz darbe girişiminden sonra da “bir daha darbe olmaz” demek yerine demokratik kültürü inşa etmek adına samimi adımlar atmak gerekir.

 
15 Temmuz’da ABD parmağı olsa da Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok… Yapılacaklar bellidir. Bu dış güçler, bir ülkeyi tasarımlamak adına askeri darbeleri her zaman kullanırlar… Ancak buna geçit vermemek hamasetle değil demokratik bir kültür inşa etmekle olur.

 

 

Yönetimde, hukukta, adalette demokratik kültürü inşa etmek adına yapılması gerekenler bellidir. Ama bence en önemli ayağı eğitim ve öğretimdir.

 
Mesela okullarda Vak’ayı Hayriye diye anlatırlar Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasını bize… Ne olduğundan çok nasıl anlatıldığı önemlidir…

 
Kim kaldırmıştır? İkinci Mahmut… Kaç yılında? 1826.

 
Bitti…

 
Bize hap bilgi olarak öğretilen bu hadiseler aslında demokratik kültürü inşa etmek adına büyük fırsatlardır. Ama öyle anlatılır ki bu olay, Kırmızı Başlıklı Kız tadında…

 
Nişantaşı çocuğu gibi sunulan İkinci Mahmut’un bir gece kalkıp “bugün ne yenilik yapsam acaba” diye düşünürken “Şu Yeniçeri Ocağı’nı kaldırayım” demesiyle Vak’ayı Hayriye olayının gerçekleştiğini vatandaşına belletirsen, 15 Temmuz’un tarihsel arka planında nelerin olduğunu ortaya koymak tam anlamıyla mümkün olmayabilir…

 
“O saatte darbe olmaz ” diyen de çıkabilir, askerin askere kurşun sıkmayacağına inanan da…

 
1826’da ordu içinde Topçu, Arabacı, Kalyoncu ve Lağımcı Ocakları tarafından darbeci askerlere nasıl karşı koyulduysa,

 
Şeyhülislam Tahir Efendi iki kazaskeri, İstanbul kadısı, ulema ileri gelenleri ve 3 bin 500 medrese öğrencisi sivil halkı nasıl yeniçerilere karşı direnişe davet ettiyse…

 
Yeniçerilerin sığındığı kışlalar devlet halk dayanışmasıyla nasıl topa tutulduysa…

 
15 Temmuz’da yaşananlar da bir bakıma öyledir. Vak’ayı Hayriye, devlet ve halkın el ele vererek demokrasi destanı yazması değil de nedir?

 
Oysa bu demokrasi hikâyesinin yazımı gözü dönmüş, kendi siyasal hegemonyalarını inşa etmeye çalışan bir avuç siyasal İslamcıya bırakılmayacak kadar değerlidir…

 
Başka tür bir hikâye anlatıcılığına gerek var mıdır? Türkiye modernleşme tarihinde geleceğe güvenle bakılacak demokrasi ortamının oluşturulması adına eşsiz örnekler mevcuttur…

 
Yeter ki hikâyeyi yazanlar iyi niyetli olsun…

 
Yeter ki demokrasiye inançları tam olsun…

 
12 MART’IN 50. YILDÖNÜMÜNDE ÇIKAN BİR KİTAP

 

 
Sayın Ertuğrul Günay’ın Bir “Hürriyet” Hikâyesi kitabını bir solukta bitirdim…

 
Günay, Demokrat Parti’den ihraç edilen 19 milletvekili tarafından kurulan Hürriyet Partisi üzerinden Türkiye’deki demokratik kurumsallaşma ve tek adam sorununu başarıyla irdelemiş.

 
Hatta önümüzdeki hafta Antalya’da buluşmak üzere sözleştim. Kitapla ilgili hasbihal edecektik…

 
Ancak ne göreyim! Altan Tuna ile birlikte 12 Mart Muhtırasının 50.yıldönümünde bir kitap daha çıkarmış…

 
Sayın Bakan’ın hızına yetişmek mümkün değil. Kendisiyle görüşmeden “Muhtıradan Darbeye” kitabını da okumam gerekecek sanırım.

 
Umarım, Sayın Bakan’ın hızına ayak uydurur ve haftaya kadar bu kitabı bitirebilirim.

 
Bir sonraki yazıyla ilgili “Spoiler” vermiş gibi olmayayım ama…

 

Salih Levent UĞURLU Twitter

 

 


Yazarın Son Yazıları:
Benim canım belediyem
Röpteşambırsız yazardan analizler
Kim referans oluyor bu yamuk adamlara?