Globalleşirken ‘help’ dememek

Globalleşirken ‘help’ dememek
5 Ağustos 2021 17:27

Küreselleşme ile ilgili olumlu olumsuz sayısız yaklaşım var.

 

 

 

 

Salih Levent UĞURLU H&H YORUM

 

 

Ana hatlarıyla küreselleşmeyle ilgili yaklaşımları üçlü bir sınıfa ayırmamız mümkün: Aşırı küreselleşmeciler, kuşkucular, dönüşümcüler…

 

 
Nasreddin Hoca’nın “sen de haklısın” dediği gibi her bir yaklaşımın kendine göre haklı temellere dayandığını söyleyebiliriz.

 

 
Ancak belli başlı konular var ki tartışmaya kapalı… Bunlardan en önemlisi herhalde iklim konusudur. Zira soluduğumuz oksijen, içtiğimiz su, cayır cayır yanan ormanlar bütün dünya toplumlarının ortak sorunu olduğundan “beni ilgilendirmez” deme lüksleri yoktur. Dolayısıyla ortak hareket etmemek gibi fevri bir tutum içine girmeleri de mümkün değildir…

 

 
Öyle ya… Kapıkule’den, Cilvegözü’nden, Sarp’tan, Gürbolak’tan çıkınca pasaport soramazsın Allah’ın oksijenine…

 

 
Bunun içindir ki dünyanın ciğerleri yanarken ben yardım almam ya da ben yardım etmem diyemezsin… Bunun içindir ki Yunanistan’da yanan bir orman Türklerin geleceğini etkiler, Türkiye’de yanan bir orman da Yunanların…
***

 

 
Ama gel de anlat…

 

 
Orman yangınları son sürat devam ederken bir garip tartışma aldı başını yürüdü… Sosyal medyadan “Help Turkey” çağırısı yapanlar hedefe konuldu.

 

 
“Help Turkey” demeyi haysiyet meselesi haline getirmeden önce idrak edilmesi gereken önemli bir nokta var. Yangınların yalnızca o ülkeyi ilgilendiren değil dünyayı ilgilendiren ortak bir küresel problem olduğudur…

 

 

 

***

 

 

 

Küreselleşmenin ekonomik ve siyasal boyutu tartışmalı olabilir… En başında belirttiğim gibi meselenin bu boyutu üzerinden küresel karşıtlık arz eden gerekçeler haklı temellere dayanmıyor da değil. Antiemperyalizm ve bağımsızlık gibi…
Fakat iklim krizi dünyanın ortak akılla hareket etmesi gereken bir konu olduğundan orman yangınları üzerinden milli bir hassasiyet çıkarmak kadar abes bir yaklaşım olamaz…

 

 
Ne yapacağız o halde?

 

 
İspanya’dan gelen bir yangın uçağını savaş uçağı gibi görüp İspanyol yayılmacılığıyla açıklayacak halimiz yok… Ortada büyük bir yangın var…

 

 
Nitekim bu ülkenin Dışişleri Bakanı açıklıyor yurt dışından gelecek yangın söndürme uçaklarını… Bir taraftan devletin bakanı bu açıklamaları yaparken diğer taraftan “global call” paylaşımlarını “ülkeyi küçük düşürüyorlar” diye suçlamak çelişkili bir durum ortaya çıkarıyor…

 

 

 

***

 

 

Dillere pelesenk olan “Küresel düşün yerel davran” sloganını ne yapacağız o zaman…

 

 
Değiştirelim… Yerel düşün, küresel davran olsun… Tam bize uyuyor bu tanım… Çünkü yerel düşünüyoruz, küresel davranmaya çalışıyoruz…

 

 
Yerel düşündüğümüzden bir arpa boyu yol alamıyoruz… Yol alamadığımız gibi küresel anlamda kükremekten de eksik kalmıyoruz…

 

 
Yurt dışından gelen bir yangın söndürme uçağı üzerinden milliyetçilik üretmeye çalışan zihniyeti böyle açıklamak gerekir… Lafügüzaftır bunlar…

 

 

***

 

 

Bakınız dostlar, çoğumuzun daha bir iki kuşak ötesi köylüdür… Köylü olmak ayıp değil… Ancak köy zihniyetini atamamaktır asıl ayıp olan… Köy zihniyetini atamayanların dünyadan kopuk yaklaşımlarıdır bu ülkeyi darboğaza sokan…

 

 
Şark kurnazlığı da denilebilir buna… Hatta daha yerinde bir tanım olur…

 

 
Her gün yurt dışından gelen yangın söndürme uçaklarını bizzat Dışişleri Bakanı açıklayacak… Ama “Help Turkey” paylaşımı yapanlar hain olacak…

 

 
Böyle bir şey olabilir mi? Oluyor işte…

 

 
Kabak tadı vermeye başlamadı mı artık?

 

 
Kendini “usta siyasetçi” belleyenler buna strateji diyor ve milletin aklıyla alay ediyor… Köylü kurnazlığıyla akıllarınca siyaseten üste çıkmaya çalışıyor… Görevini yapmamış, ihmal varmış, ağaçlar yanmış hiç önemli değil…

 

 
Ne uğruna peki bunlar?

 

 
Koltuktan kalkmamak uğruna, devletin olanaklarından birkaç sene daha faydalanmak uğruna…

 

 
Birileri birkaç sene daha cukkayı doldurma derdindeyken olan ülkeye oluyor…

 

 
Yazıklar olsun bu köylü kurnazlarına… Yazıklar olsun bozuk zihniyetleriyle ülkemizi darboğaza sokanlara… Yazıklar olsun doğmamış evlatların yeşerecek ümitlerinin düşmanlarına…

 

 
Nazım ile bitirmek lazım o halde:

 

 
Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim,
akar suyun,
meyve çağında ağacın,
serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:
– çürüyen diş, dökülen et -,
bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
bu güzelim memlekette hürriyet…

 

Selam olsun ülkenin bir yaprağını bile düşünen vatan evlatlarına…
Bir sonraki yazıda görüşmek ümidiyle…

 

 

Salih Levent UĞURLU Twitter

 

 


Yazarın Son Yazıları:
Globalleşirken ‘help’ dememek
Reel politika tu kaka mıdır?
Fon tartışmasından çıkarılacak dersler