Fon tartışmasından çıkarılacak dersler

Fon tartışmasından çıkarılacak dersler
24 Temmuz 2021 23:11

Kişiler üzerinden değil olgular üzerinden yürütülen her tartışma toplum adına faydayla sonuçlanacaktır. Şüphesiz fon tartışmasından da herkesin çıkaracağı bazı dersler var.

 

 

 

Salih Levent UĞURLU H&H YORUM

 

 

 

Herkes diyorum çünkü meselenin gazeteciler açısından, sivil toplumcular açısından ve devlet açısından olmak üzere birden fazla boyutu var. Her birine ayrı ayrı başlıklar açarak bir özeleştiri yapılmak zorundadır.

 

 

Bu başlıkları ayrı ayrı açıp değerlendirmek de çok önemli zira 2013 yılından beri bu kavramlar birbirine fazlasıyla girmiş durumda. Hatırlayacaksınız, hükümetin açılım politikası kapsamında oluşturulan “Akil İnsanlar” heyetinde gazetecilik kimliğiyle birçok isim de yer almış ve ciddi tartışmalar yaşanmıştı.

 

 

Birkaç gündür gündemimizde olan ve bir süre daha devam edecek gibi gözüken fon tartışmasıyla da gazeteci ile aktivist arasında olması gereken o ince çizginin zaman içerisinde tamamen ortadan kalktığını da görmüyor değiliz… Çünkü medya kuruluşları ile sivil toplum kuruluşlarının aynı potada tartışılmasının, sanki aynı yapılarmış gibi değerlendirilmesinin ve bu duruma belirgin bir itiraz gelmemesinin başka bir açıklamasını bulamıyorum. Dolayısıyla meseleyi ayrı ayrı başlıklarda değerlendirmek istiyorum.

 

 

GAZETECİLİK AÇISINDAN

 

 

İkinci dünya savaşından bu yana basının yurt dışıyla olan maddi manevi çıkar ilişkileri hep tartışma konusudur… Örneğin, Yunus Nadi’nin çıkardığı Cumhuriyet gazetesi açıkça Almanya ve mihver yanlısı bir politika izlerken, Hüseyin Cahit Yalçın tarafından çıkarılan Tanin ve Zekeriya Sertel tarafından çıkarılan Tan gazetesi ise müttefik devletleri yanlısı politikalar izlemişlerdir.

 

 

Bu dönem Türk Basın Tarihinde devletin gazeteleri belki de en çok denetim altına aldığı bir dönem olmasına rağmen gazetelerin çoğu yayın hayatına devam etmiştir. Devlet açıktan yurt dışı bağlantısı olan yayın organlarına “hayır kardeşim böyle yayın yapamazsın” dememiştir… Ancak bir şartla yapmamıştır bunu… “Benim savaş politikama ters düşmeyeceksin” diye altını çizmiştir.

 

 

Bu çok önemli bir noktadır… Bugün dünya koşulları bambaşka yerde olsa da temelde bazı durumlar değişmez…

 

 

2021 yılında yurt dışından A devletinden fon almak suç olmasa da buna “içinde bulunduğum ülke karışamaz” deme lüksün hiçbir surette yoktur. Hem de dünyanın hiçbir yerinde…

 

 

Devlet ama mali açıdan denetler ama “aleyhime yayın yapamazsın” diyerek denetler…

 

 

Meselenin etikle ilgili boyutu ise nesnel değil özne konumunda olan gazetecinin tamamen kişisel bakış açısıyla ilgilidir. Aslolan gazetecinin bu kişisel bakış aşısının kamuoyunda nasıl karşılık bulduğu ve nasıl değerlendirildiğidir. Bu değerlendirmeler gazetecinin de toplumdaki kişisel imajını oluşturur.

 
Gazetecilik faaliyetlerini bu imajla yapar ya da yapamaz…

 

 

DEVLET AÇISINDAN

 

 

Devletin yapması gereken tek şey gazetecilik mesleğine net bir tanımlama getirerek mesleğe çekidüzen vermesidir.

 

 

Türkiye’de yükseköğretimle elde edilen bir işin meslek kültürü 17-18 yaşında girilen üniversite kapısından başlar. Bir gazetecilik öğrencisinin etik açıdan bakmasından tutun zamanla gelişecek habercilik refleksine hatta sendikal dayanışma anlayışına kadar her şey bu yaşlarda, kendisiyle aynı eğitimden geçen insanların olduğu bir ortamda şekillenmeye başlar.

 

 

 

Dolayısıyla tepeden inme, gazetecilikle ilgisi olmayan insanların bu meslekte yer bulması eskisi kadar kolay olmamalıdır. 80’e yakın iletişim fakültesinin olduğu bir ülkede sosyal medyadan, oradan buradan devşirilen isimlere ihtiyaç yoktur…

 

 

Böyle net bir meslek tanımlamasının olmadığı bir sektörde aktivist de kendini gazeteci beller sosyal medya fenomeni de doktor da mühendis de… Bir tek gazeteciler gazetecilik yapamaz… Ki öyle de oluyor…

 

 

Böyle bir meslek tanımlanması yapılarak daraltılan bir sektörde serbest piyasa koşulları içerisinde gazetecilerin ücreti de belli bir dengeye ulaşacaktır. Zira net bir meslek tanımlaması olmayan bir işi herkes yaparsa o işin ederi de azalır, her sektör için kaçınılmaz bir arz talep dengesidir bu…

 

 

Gazetecilerin ücretleri belli bir dengeye ulaştığında zaten fonla çalışmaya da gerek duyulmayacaktır…

 

 

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI AÇISINDAN

 

 

Fon tartışması, bazı STK mensuplarının mülteci politikasını eleştirenlerle girdiği sert tartışmalardan başladı. “Irkçı, faşist” gibi ifadeler kullanmaya kadar geldi bu tartışmalar…

 

 

Öncelikle sivil toplum kuruluşlarının profesyonel yapılar olduğunu kendilerinin idrak etmesi gerekiyor… Çünkü bu alan Türkiye’de ve dünyada üçüncü sektör olmaya başladı. Dolayısıyla bir STK mensubunun her anlamda profesyonel olması gerekir. Alanındaki yetkinliğinden, insanlarla diyaloguna ve sosyal medyadaki, gerçek hayattaki duruşuna kadar…

 

 

24 saat sosyal medyada “ırkçısın, cinsiyetçisin, homofobiksin” gibi ifadelerle ağza terlikle vurmak olmamalı bir sivil toplumcunun işi… Daha doğrusu böyle bir sivil toplumculuk olmaz… Aktivist insan elbette pasif olmamalı ama 24 saat halkla kavga haliyle dünyanın hiçbir yerinde sivil toplum görevi ifa edilemez.

 

 

Ben bir vakıf olsam bu tarz bir insanla çalışmam. Çalışıyorsam da bunu gördüğüm an projeyle ilişiğini keserim… İster profesyonel çalışan olsun ister gönüllü… Böyle bir sivil toplumcu profili sivil toplumun muhtevasıyla uyuşmuyor bir kere… Hangi amaçla faaliyet gösterirse göstersin…

 

 

Bugünlük benden bu kadar. Görüşmek ümidiyle…

 

 

Salih Levent UĞURLU Twitter

 

 


Yazarın Son Yazıları:
Globalleşirken ‘help’ dememek
Reel politika tu kaka mıdır?
Fon tartışmasından çıkarılacak dersler