CHP’li Taşcıer: Enflasyon düzeninde rakam söylemenin anlamı yok!

CHP’li Taşcıer: Enflasyon düzeninde rakam söylemenin anlamı yok!
6 Aralık 2023 12:24

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, 2024 yılı asgari ücreti hakkında, ” Temmuz ayında ek bir artış yapılmayacağı da ifade edilmişken, TÜİK’in en pembe gözlüklerle, en Polyannacı bakışla yaptığı öngörülerle bile hesapladığınızda, yılsonunda yine açlık sınırı altında kalacak bir ücret olacak. Dolayısıyla bizim bir rakam söylememizin, bu iktidar devam ettiği sürece, Recep Tayyip Erdoğan kaynaklı enflasyon düzeninde hiçbir anlamı kalmıyor” açıklamasını yaptı.

 

 

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcıer, partisinin Genel Merkezi’nde 2024 yılı için belirlenecek asgari ücret hakkında açıklama yaptı.

“Asgari ücret tespit dönemine girilirken, meseleye daha geniş perspektiften bakılması gerektiğini düşünüyoruz” diyen Taşcıer, “Bu iktidar altında asgari ücret tespiti, on milyonlarca insanın bir açlık seviyesinden bir başka açlık seviyesine geçtiği, yani bordroda yazan sayıların arttığı, ama emekçilerin açlık ve yoksulluğunun aynen devam ettiği bir göz boyamadan ibaret” ifadelerini kullandı.

 

 

Taşcıer, şunları söyledi: “Bugün asgari ücretin en fazla 17 bin 500 lira olabileceği konuşuluyor. Kıymetli vatandaşlarımız, değil 17 bin 500, 21 bin 500 olsa dahi, Temmuz ayında ek bir artış yapılmayacağı da ifade edilmişken, TÜİK’in en pembe gözlüklerle, en Polyannacı bakışla yaptığı öngörülerle bile hesapladığınızda, yılsonunda yine açlık sınırı altında kalacak bir ücret olacak. Dolayısıyla bizim bir rakam söylememizin, bu iktidar devam ettiği sürece, Recep Tayyip Erdoğan kaynaklı enflasyon düzeninde hiçbir anlamı kalmıyor.”

Taşcıer, ayrıca, “Bugün gerçekçi rakamların yansıtılmadığı, TÜİK’in bağımsız olmadığı, Merkez Bankası’nın bağımsız olmadığı bir ortamda asgari ücret hakkında bir rakam vermek sadece bir sayıdan ibaret olacak” ifadelerini kullandı.

 

 

Gamze Taşcıer’in açıklamasının tamamı şöyle:

 

 

“Milyonların dört gözle beklediği Asgari Ücret tespiti için ilk toplantı Pazartesi günü yapılacak. Aslında öncelikle konuşulması gereken, neden tüm Türkiye’nin gözünün bu süreçte olduğudur. Keza asgari ücretin belirlenmesi sadece bunu alanların değil, tüm ücretleri de etkilediği için herkesin kaderini belirler nitelikte.

Nedeni şu, Türkiye’de asgari ücret ve asgari ücrete çok yakın ücret alanların oranı 2022’de en az yüzde 40,5’ti. Avrupa’da bu oran bize göre kat be kat az olduğu için üzerine çok konuşulmaya gerek duyulmuyor. Ama Türkiye’de asgari ücret, norm ücret haline gelmiş durumda. Özellikle de gençler arasında, ne mezunu olursa olsun, kasiyer de, mühendis de, öğretmen de asgari ücret alıyor.

 

 

“TÜRKİYE BU BATAĞA AKP NEDENİYLE SAPLANDI”

 

 

Gençler neden geleceğe ümitle bakamıyor, sebebi belli. Son 8 yılda gerçekleşen 20-24 yaş arası istihdam artışında, yüzde 86’sı asgari ücret ve aşırı yakınsayan ücret alıyor. Keza 25-39 yaş arasında da asgari ücret ödenenlerin sayısı hızla artıyor. Bir diğer sorun da asgari ücretteki kalıcılık. Bilimsel çalışmalar bize şunu gösteriyor, asgari ücretle çalışan bir vatandaşın, asgari ücretten fazla ücret sunan bir işe geçme ihtimali çok çok düşük. Yani en alt ücret çizgisinde bir kalıcılaşma var. Bunun adı nesilden nesle aktarılan yoksulluktur. Ve Türkiye bu batağa AKP nedeniyle saplanmıştır.

İşte bu nedenle Türkiye’nin gözü kulağı asgari ücretin kaç lira olacağında. Ama aslında milletimizin görmesini istediğimiz daha büyük bir gerçek var.

 

 

“VATANDAŞLAR ÜLKENİN GELİRİNDEN DAHA AZ PAY ALIYOR”

 

 

2003 yılında, 10.7 milyon çalışan, Gayri Safi Yurt İçi Hasılanın %25.24’ünü ücret ödemesi olarak alıyordu. Bu oran, 2022 yılında, çalışan sayısı 14.4 milyona çıkmasına karşın, yani 3.7 milyon kişi daha eklenmesine rağmen, Gayri Safi Yurt İçi Hasılanın %23.96’sını ücret ödemesi olarak aldı.

Bu şu demek, çalışan sayısı artmasına rağmen, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla içerisinde emekçilerin ücreti olan pay daralmış. Daha da özetle, emeğini verip karşılığında ücret alan vatandaşlarımız bu ülkenin gelirinden daha az pay alıyor, yani yoksullaşıyor.

Yıllardır asgari ücretin sürekli açlık sınırı altına düşüp, yeniden açlık sınırına çekildiği bir döngüyü yaşıyoruz. AKP iktidarı, asgari ücretle açlık sınırına adeta kedi fare oyunu oynatıyor. Çalışanlar bu ülkenin zenginliğinden bir pay alamadığı gibi, modern köleler olarak hayatta kalabileceği o seviyenin üzerine hiç çıkarılmıyor. Bu çok açık bir, yoksullukta ve açlıkta hapsetme rejimidir.

 

 

“GÖZ BOYAMADAN İBARET”

 

 

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, asgari ücret tespit dönemine girilirken, meseleye daha geniş perspektiften bakılması gerektiğini düşünüyoruz. Biz bu dönem, Türkiye emekçilerine bir gerçeği göstermek, daha doğrusu kendi yaşadıklarını fark ettirmek istiyoruz. Çünkü bu iktidar altında asgari ücret tespiti, on milyonlarca insanın bir açlık seviyesinden bir başka açlık seviyesine geçtiği, yani bordroda yazan sayıların arttığı, ama emekçilerin açlık ve yoksulluğunun aynen devam ettiği bir göz boyamadan ibaret.

Bugün asgari ücretin en fazla 17 bin 500 lira olabileceği konuşuluyor. Kıymetli vatandaşlarımız, değil 17 bin 500, 21 bin 500 olsa dahi, Temmuz ayında ek bir artış yapılmayacağı da ifade edilmişken, TÜİK’in en pembe gözlüklerle, en Polyannacı bakışla yaptığı öngörülerle bile hesapladığınızda, yılsonunda yine açlık sınırı altında kalacak bir ücret olacak. Dolayısıyla bizim bir rakam söylememizin, bu iktidar devam ettiği sürece, Recep Tayyip Erdoğan kaynaklı enflasyon düzeninde hiçbir anlamı kalmıyor.

Çünkü önemli olan ücretin kaç lira olduğundan ziyade, o ücretin alım gücünün ne olduğudur. Sokakta insanlara mikrofon uzatıldığında duyduğumuz şu oluyor, “maaşım artmasın, ama markette de şu fiyatlar artık yükselmesin”. İşte anlatmak istediğimiz şeyin vatandaşçası budur.

 

 

“RAKAMSAL ARTIŞI KONUŞMAK ÇALIŞANLARA BİR ŞEY KAZANDIRMIYOR”

 

 

2021 yılının Ocak ayında asgari ücret 2 bin 825 liraydı. O gün markette süt 6 liraydı. Asgari ücretli o sütten 470 tane alabiliyordu. Ama bugün aynı markette, aynı markanın aynı ürünü 36 lira. Asgari ücretli artık o sütten 316 tane alabiliyor. Tam 154 litre sütü, asgari ücretlinin kursağından çaldılar.

Yine 2021’de kıyma 40 liraydı. O gün de çok azdı ama, asgari ücretli 70 kilo kıyma alabiliyordu. Bugün aynı marketten, tüm maaşını verse 33 kilo kıyma alabiliyor. Bunlar sadece 2 yılda oldu. Yani sadece asgari ücretin tek başına rakamsal artışını konuşmak çalışanlara bir şey kazandırmıyor.

Keza, sadece doğalgazın ağırlığı üzerinden bile kalem oyunlarıyla enflasyonu düşük gösteren bir TÜİK var. On milyonlarca insanın geleceğiyle umarsızca oynayan, ücret artışlarını baskılamak için suç işleyen TÜİK’in enflasyon hesabıyla bile, Temmuz’da 11.402 lira almaya başlayan asgari ücretlinin alım gücü sadece 5 ayda 3 bin 837 lira eridi ve reel olarak 7 bin 565 liraya düştü.

 

 

“İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİNE İHTİYACIMIZ VAR”

 

 

Sonuç olarak;

Bizim emekçiyi açlığa mahkum eden bu düzeni değiştirmeye ihtiyacımız var. Bizim emeği sömüren bu neoliberal zihniyeti değiştirmeye ihtiyacımız var. Bizim, bu iktidarı değiştirmeye ihtiyacımız var.

Yapılması gereken, Türkiye’de süregiden bu sistematik yoksullaştırma rejimini değiştirmektir. Asgari ücretin kaç lira olup da, acaba bir ayda mı yoksa üç ayda mı tekrar açlık seviyesi altına düşeceğini tahmin etmeye çalışmaktansa, Türkiye’de asgari ücretli sayısını nasıl azaltırız diye konuşmak gerektiğini düşünüyoruz. Asgari ücret ve iki katı arasında sıkışan ücretlileri bu cendereden nasıl çıkarırız diye yollar aramak gerektiğine inanıyoruz. Asgari ücreti sürekli olarak açlık sınırının altına sürükleyen enflasyon belasından nasıl kurtulacağımızın çözümlerini konuşmamız gerektiğini düşünüyoruz. Taban ücretteki kalıcılaşmayı ve nesilden nesle aktarılan yoksulluğu nasıl kırarız, Türkiye bunu konuşmalı. Türkiye’de işçilerin neden sadece yüzde 14.76’sı sendikalı, neden Toplu İş Sözleşmesinden faydalanabilenlerin oranı bunun kat be kat altında, bunu tartışmalıyız.

Biz bu ay bunları konuşacağız. Çözüm yollarını anlatacağız.

İktidardan derhal Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun 131 sayılı sözleşmesini imzalamasını isteyeceğiz. Bu sözleşme asgari ücret tespitinde bir kişinin değil, bir ailenin geçim şartlarının göz önüne alınması gerektiğini söylüyor. AKP bu sözleşmeyi görmezden geliyor. İmzalayın diyeceğiz.

Avrupa Birliği’nde ortalama toplu pazarlık kapsama oranı yüzde 60’lardayken, Türkiye’de yüzde 5’ler seviyesinde. Asgari ücretleşmeyi beraberinde getiren budur. İşte bu yüzden, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi kanununun 63’üncü maddesinin yürürlükten kaldırılmasını isteyeceğiz. Cumhurbaşkanına keyfi olarak grev ve lokavtları erteleme hakkı veren bu madde nedeniyle, 21 yılda 20 ayrı grev engellendi, 200 bine yakın işçinin grev hakkı gasp edildi. En temel işçi hakkının önündeki bu yasakçı maddeyi tarihin çöp sepetine atalım diyeceğiz.

DİSK’in vergide adalet diyerek açıkladığı talepleri biz de sahipleniyoruz, bunları Meclis’e teklif olarak sunduk, dile getirmeye devam edeceğiz. Gelir vergisi ilk dilim oranı ücretlilerde yüzde 10’a düşürülsün diyeceğiz. Vergi tarife dilimleri en az yeniden değerleme oranı veya asgari ücret artış oranı kadar artsın diyeceğiz.

Asgari ücret vergi istisnası vergiden indirim yoluyla değil, matrahtan indirim yöntemiyle uygulansın diyeceğiz. İşverenlere sağlanan 5 puan SGK prim desteği işçilere de sağlansın diyeceğiz. Çağdışı damga vergisi tümüyle kaldırılsın diyeceğiz.

 

 

“İNSANLAR ÜLKENİN ZENGİNLİĞİNDEN HAK ETTİĞİ PAYI ALSIN”

 

 

Çünkü biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emekçilerin bu makus talihini değiştirmeye kararlıyız. Günübirlik rahatlamalara değil, topyekûn bir kurtuluşa ihtiyacımız var. Biz, yaşamaya evet, hayatta kalmaya hayır diyoruz. Vatandaşlarımızın hayatta kalma mücadelesi vermesini değil, insan onuruna yaraşır ücretlerle yaşamasını, yaşamdan zevk alır hale gelmesini istiyoruz. Bu memlekette emeğiyle, alın teriyle geçinen insanların bu ülkenin zenginliğinden hak ettiği payı almasını istiyoruz.

Sadece yüzde 1’in kazandığı, yüzde 99’un o yüzde 1’e çalıştığı sistemi değiştirmek istiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi “Ne ezen, ne ezilen, insanca, hakça bir düzen” demişti, bugün de aynı şeyi söylüyoruz. Birlikte üretiyoruz, birlikte kazanacağız. Hak yemeden, adil bölüşeceğiz.