CHP’li Bakan: Göçmen kaçakçılığına verilecek cezalar arttırılmalı

CHP’li Bakan: Göçmen kaçakçılığına verilecek cezalar arttırılmalı
15 Haziran 2024 07:28

CHP İçişleri Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Murat Bakan, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında CHP’nin göç politikalarıyla ilgili görüş ve önerilerini paylaştı.

 

 

 

Göç Politikaları Kurulu oluşturduklarını söyleyen CHP’li Bakan, göç politikasıyla ilgili yaklaşımlarının, “Kaynak ve transit ülkelerle diyaloğa dayalı geri kabul süreçlerinde insani krizlere yol açmadan, hem ülkemizin göçmen kampına dönmesine izin vermeyen hem de faşizan ve ırkçı bir tavırla hareket ederek radikalleşmeye sebep olmaktan uzak bir tutumla hareket etmek” olduğunu belirtti.

Göçmen kaçakçılığına verilecek cezaların arttırılması ve devletin güvenliğine işlenen suç olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Bakan, Türkiye’ye aidiyet hissi olmayan olması da mümkün olmayan kişilere vatandaş verilmesini doğru bulmadıklarını ifade ederek, “Şu ana kadar 5 bin 111 yabancı yatırımcı Türk vatandaşlığı kazandığı kesinleşmiş. Altın pasaport uygulamasına son verilmeli” dedi.

Kara sınırlarının kontörlünün ve güvenliğinin jandarmaya devredilmesini ve kapalı nüfus sayımını öneren Bakan’ın açıklamaları şu şekilde:

 

 

“Kara sınırlarımızın kontrolü ve güvenliği jandarmaya devredilmeli”

 

 

“Şu an bizim kara sınırlarımızın kontrolü ve güvenliğini Kara Kuvvetleri Komutanlığı sağlıyor. Bunun kademeli olarak jandarmaya devredilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ancak Türkiye’nin içerisinde bulunduğu koşullar, coğrafya, güney sınırlarımızda süren savaş ve terör tehdidi sebebiyle tam bir iş birliği içinde tedrici olarak yapılmalı. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın seferberlik ve savaş halinde Milli Savunma Bakanlığı’na ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ne kadar destek olacağına ilişkin çalışmaları da yürütüyoruz. Bir taraftan sınır güvenliğinin sağlanması, bir taraftan da seferberlik, savaş ve terörle mücadelede iş birliği sağlanmasında eksiklik olduğunu düşünüyoruz.

 

 

“Göç yönetiminin sınır dışında yapılması gerektiğini düşünüyoruz”

 

 

Buradaki yaklaşımımız, kaynak ve transit ülkelerle diyaloğa dayalı geri kabul süreçlerinde insani krizlere yol açmadan, hem ülkemizin göçmen kampına dönmesine izin vermeyen hem de faşizan ve ırkçı bir tavırla hareket ederek radikalleşmeye sebep olmaktan uzak bir tutumla hareket etmek. Göç yönetiminin sınır dışında yapılması gerektiğini düşünüyoruz. TSK tarafından sınır ötesinde oluşturulacak güvenli bölgelerde gerçekleştirilmesi gerektiğini, böylelikle ülkemizin kurum ve kaynakları sığınma başvurusu incelenme sürecinde resmi olarak kabul almamış kişilerin varlığından doğan yükle karşı karşıya kalmayacaktır. Ayrıca bu Türkiye’nin maruz aldığı göç dalgası dünyada hiçbir ülke bu şekilde bir göç dalgasıyla son yıllarda karşı karşıya kalmadı. Bu bizim sadece güvenliğimiz açısından ya da bizim yaşayacağımız bir sorun değil aynı sorunu Avrupa Birliği de yaşayabilir. Dolayısıyla uluslararası insani problem. Avrupa Birliği’nin ve Birleşmiş Milletler’in de bu konuda iş birliği içinde olunması, dış politikada bununla ilgili adımların atılması gerektiğini söylüyoruz.

 

 

“Göçmen kaçakçılığına verilecek cezalar arttırılmalı, terörle bağlantılı suç sayılmalı”

 

 

Sayın Bakan bugün yaptığı basın açıklamasında düzensiz göç operasyonlarıyla ilgili bin 793 adli kontrol olduğunu söyledi. Nasıl adli kontrol olur? Bununla ilgili çok güçlü yasalarımız olmasına rağmen, olduğunu düşünmemize ve ceza oranları çok yüksek olmasına rağmen, adli kontrolle göçmen kaçakçılarının organizatörlerin serbest kaldığını görüyoruz. Bununla ilgili terörle bağlantılı suç olması gerektiğini düşünüyoruz. Birçok Avrupa ülkesinde, Amerika Birleşik Devletleri’nde göçmen kaçakçılığı terörle bağlantılı suç olarak değerlendiriliyor. Bunun istisnaları olabilir elbette. Ama göçmen kaçakçılığına verilecek cezaların arttırılması ve devletin güvenliğine işlenen bir suç olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

 

 

“Sınır yönetimi tamamen sivil bir organizasyon olamaz”

 

 

Suriye uyruklu göçmenlere tanınan geçici koruma statüsünün bir an önce kaldırılması gerekir. Çünkü bu bizim yasalarımıza göre geçici koruma yönetmeliğinin 7. maddesi ‘geçici koruma, ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel veya bu kitlesel akın döneminde bireysel olarak sınırlarımıza gelen ve sınırlarımızı geçen yabancılar haklarında bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara uygulanır’ deniyor. Tarif ediyor. Suriye’yle temas kurulması gerektiğini ve Suriye’yle kurulacak temas akabinde İçişleri Bakanlığı’nca Bakanlar Kurulu’na geçici korumanın sonlandırılması teklifinde bulunması gerektiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde misafirlikte geçicilikte alandaki akademik çalışmaların gösterdiği üzere yerini kalıcılığa bırakacaktır. Bu sınır güvenliğiyle ilgili İçişleri Bakanlığı bir yeni bir yapılanmaya gitti. Göç İdaresi Başkanlığı’nın altında sınır yönetimi genel müdürlüğü oluştu. Bu da bir sivil organizasyonu tamamen. Sınır yönetimi tamamen sivil bir organizasyon olamaz. O şekilde sınır güvenliği de sağlanamaz. Bunu yeniden gözden geçirilmesi gerekir.

 

 

“Kapalı nüfus sayımının yapılması gerekliliğine biz de inanıyoruz”

 

 

Avrupa Birliği bir göç paktı oluşturdu. Bu göç paktındaki maddelerin içinde de Türkiye içinde uygulanabilir maddeler görüyoruz. Bizim bu basın açıklamasıyla ilgili notlarımızda olan hususlardan birisini Sayın Yerlikaya bugün söyledi; kapalı nüfus sayımı. Bu bizim de değerlendirmelerimizde olan bir şeydi. Yapılması gerekliliğine biz de inanıyorduk. Türkiye’deki gerçek. Çünkü biliyorsunuz bu çok üzerinde speküle edilen bir konu. Bir yerde beş milyon diyorsunuz, bir yerde 15 milyon rakamları telaffuz ediliyor. Kapalı nüfus sayımında tamamının tespit edilmesi lazım. Ancak bunun Sayın Ali Yerlikaya’nın İçişleri Bakanlığı’nın yaklaşımını yeterli bulmuyoruz… Eğer bir kapalı bir sayım yapılacaksa bu nüfus sayımında göçmenlerin biyometrik verilerinin de yaş sınırı düşürülmek suretiyle biyometrik verilerin de toplanması gerekir ki Türkiye ulusal güvenliğini tehdit edecek bir durum var mı, yeni bir Taksim saldırısı, yeni bir Atatürk Havalimanı saldırısı yaşamayalım. Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından da çok önemli bu.

 

 

“Türkiye’ye aidiyet hissi olmayan olması da mümkün olmayan kişilere vatandaş verilmesini doğru bulmuyoruz”

 

 

Yabancı uyruklulara vatandaşlık verilmesiyle ilgili de yaklaşımımız var. Burada biz Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerlerine bağlı olan kişilere sadece Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı ve kurucu değerlerine bağlı kişilerin vatandaşlık olabileceğini düşünüyoruz. Siyaset bilimi literatüründe iki türlü vatandaşlık kavramı var. Birisi yurttaşlık kimliği diğeri de kültürel kimlik. Dolayısıyla bu her iki kimliğe sahip olması gerekir. Ülkesine, vatanına bağlı, yani şöyle düşünün; Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlığına başvuran bir Türk’e şunu soruyor Amerika Birleşik Devletleri; bir savaş olsa ABD ile Türkiye arasında kimin yanına savaşır? Türkiye’ye vatandaşlık için başvuran herkesin Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini korumaya yönelik olarak bu tavrı benimseyebiliyor olması lazım. Türkiye’yle herhangi bir ülke, hangi ülke olursa olsun savaşa girdiğinde kaynak ülke geldiği ülkenin değil Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında olmalı. Kendisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hissetmesi ancak böyle mümkün olur. Bunun dışında Türkiye’ye aidiyet hissi olmayan olması da mümkün olmayan kişilere vatandaş verilmesini doğru bulmuyoruz.

 

 

“Suriyelilere vatandaşlık verilemez”

 

 

Suriyelilere vatandaşlık verilemez. Yasalar gereği verilemez. Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin yönetimin 16. maddesine göre yasal ikamet izni olmaksızın ve yasal olmakla birlikte Türkiye’de yerleşme niyeti göstermeyen sığınma veya iltica başvuru sahibi, sığınmacı, öğrenim, turistik, öğrenim gören çocuğuna refakat, tedavi gibi amaçlarla ikamete bağlandığı anlaşılan kişilerin başvurusu kabul edilmez ve bu husus yazılı olarak ilgilisine bildirilir. Türkiye buna rağmen 280 bin kişiye vatandaşlık vermiştir. Bu yasalara aykırıdır.

 

 

“Altın pasaport uygulamasına son verilmeli”

 

 

Altın vize, altın pasaport uygulamaları var. Yani yatırım yoluyla vatandaşlık elde edilmesine ilişkin biliyorsunuz Türkiye dünyadaki toplam talebin yarısını karşılar durumda. Yani dünya üstünde Türkiye’nin nüfusunu ve yüz ölçümünü düşündüğümüzde bunu korkunç bir rakam olduğunu görüyorsunuz yatırım yoluyla vatandaşlığın. Bu altın pasaport uygulamasına son verilmeli. Ya da çok ciddi kısıtlamalar getirilmeli. Bununla ilgili Danimarka, İsviçre, İzlanda, Macaristan ciddi kısıtlamalarla kendi ülkelerinde gayrimenkul edilmesine izin veriyor. Aynı şekilde Kanada şu an ülkesindeki konut fiyatlarının artması sebebiyle 2025’e kadar olan yabancıların konut edinme hakkını engelleyen yasasını 2027’ye kadar uzattı. Yani dünya bu kadar sıkı tedbirler alırken Türkiye gibi ulusal güvenliği, göçmen sayısı itibariyle ciddi bir tehdit altında olan bir ülkede bu tedbirlerin alınmaması düşünülemez. Bu genelde mikro devletlerin nüfusu bir milyondan az devletlerin yaptığı bir şeydi. Aynı zamanda bunu yaptığınızda kendi vatandaşlığınızın değerini düşürüyorsunuz. Bununla kalmıyor pasaportunuzun değerini düşürüyorsunuz. Bu uygulamanın sona erdirilmesi lazım. Şu ana kadar 5 bin 111 yabancı yatırımcı Türk vatandaşlığı kazandığı kesinleşmiş. Dokuz bine kadar müracaat var. Ama Haziran 2020’den sonra güncel veri elimizde yok.”