Yeni adli yıl ve adalet

Yeni adli yıl ve adalet
8 Eylül 2017 15:19

Önceki adli yılı açılış törenlerinde, Yargıtay Başkanı, yılda bir kez de olsa yargının sorunlarını anlatır, gereken yasal ve anayasal değişiklikleri talep eder, siyasi iktidarın yargıya müdahale niteliğindeki uygulamalarını eleştirirdi. Savunma adına Türkiye Barolar Birliği Başkanı, yargının ve savunmanın sorunlarını anlatırdı. Devlet erkânı da bu konuşmalardan rahatsız olsa bile, rahatsızlığını belli etmeden, törenin bitmesini beklerdi.

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Bu adli yıl töreninde Yargıtay Başkanı, dağıtılan konuşma metnindeki yargının hükümetten ayrı ve bağımsız olması gerektiğini anlatan “kuvvetler ayrılığı” bölümünü okuma gereği duymadan atlayarak, bunun yerine karşısında oturan Başbakan’dan maaşlarına zam istemeyi uygun görmüştür. Yani yine “vicdan-cüzdan” arasındaki sıkışmışlık hali geçerli idi. Demek ki, yargının tek sorunu maaşların azlığı imiş…

 

 

Yıllar önce “Şu okullar olmasa, Milli Eğitimi ne güzel idare edeceğini” söyleyen dönemin Milli Eğitim Bakanı gibi, Yargıtay Başkanı da dosyalar ve yargının devasa sorunları olmasa, Yargıtay’ı çok güzel idare edecek. Yargıtay Başkanı’ndan yargının her geçen gün büyüyen sorunlarını anlatmasını, iktidarın yargıya müdahalelerinden şikayetçi olmasını, yapılması gereken yasal ve anayasal değişiklikleri günün değişen koşulları, insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda talep etmesini beklemiyorduk. Ama yargının hiçbir sorununun olmadığı gibi bir olguyu da beklemiyorduk. İkinci 12 Eylül Anayasası, meyvelerini vermeye devam ediyor…

 

 

Yargının yeni “Adliye Sarayları”nda, temiz mekanlarda görev yapması elbette önemli. Ancak adaletin gerçekleşmesi, sıradan vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinden emin olabilmesi, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması, haksız gözaltıların, dayanaksız iddialarla cezaya ve infaza dönüşen uzun tutuklulukların önlenmesi için, yargının tepesindeki kişilerden bu sorunların ve çözüm önerilerinin izahı beklenirdi.

 

 

Bu yeni adli yıla vicdan sahibi hiçbir yargıç, savcı ve avukat umutla girememiştir. Yargıç ve savcılar, elbette yargının tarafsız ve bağımsızlığının tamamen yok edilmesi sonucu vicdanlarına göre karar verememenin üzüntüsünü, avukatlar ise vekilliğini üstlendikleri müvekkilleri adına “adalet” e ulaşamamanın zorluklarını yaşıyorlar. Sonuçta mutlak hakikate, yani “adalete” ulaşmak, gittikçe daha da imkansız hale gelmektedir.

 

 

TBMM’nin işlevsiz kaldığı, terörle mücadele amacıyla çıkarılan KHK’ların muhaliflerin sindirilmesi için kullanıldığı, savunma hakkının yok sayıldığı bir ortamda, toplumun yargıya güveni kalmamış, adalet, başka kapılarda aranır duruma gelmiştir.

 

 

2010 Anayasa Değişikliği ile beraber, yargının iktidar eliyle dönemin koalisyon ortağı “Cemaat” denilen örgüte teslim edilmesiyle, önce Ergenekon ve Balyoz gibi kumpaslarla, şimdi de FETÖ soruşturmalarında ilgisiz ama muhalif insanların somut hiçbir delile dayanmadan tutuklanmaları sonucu, “At izi it izine karışmış”, yargıya olan güven dibe vurmuştur. Yargı, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana en ciddi krizini yaşamaktadır.

 

 

15 Temmuz darbe girişiminden hemen sonra ilan edilen OHAL ile birlikte çıkarılan KHK’larla Türkiye, Anayasa’da tanımlanan “Hukuk Devleti” niteliğini de tamamen kaybetmiştir. Özellikle idari yargının ve Anayasa Mahkemesi’nin hukuka aykırılıkları incelemeden, topu siyasi iktidarın atadığı Komisyon’a atması ile birlikte, hak kaybına uğrayan vatandaşların sığınacakları bir liman da kalmamıştır.

 

 

Devlet’in temeli; yasama (TBMM), yürütme (Hükümet ve Cumhurbaşkanı) ve yargı (tarafsız ve bağımsız mahkemeler) dır. Burada üvey evlat muamelesi gören, maalesef yargıdır. Yıllardır söylenen “Adalet Mülkün (Devletin) Temelidir” özdeyişindeki “temel” artık çatırdamaktadır. Temelsiz bir binanın ayakta kalamayacağı da bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, Devlet’in yasama-yürütme-yargı şeklindeki üçlü sac ayağının yargı ayağının sağlamlaştırılması, yargıya olan güvenin arttırılması gerekirken, son uygulamalarla toplumun yargıya olan güveni iyice sarsılmıştır. Bu güvensizlikte en büyük sorumluluk, elbette tarafsızlığına ve bağımsızlığına sahip çıkmayan yargıya düşmektedir.

 

 

Yargının üçüncü sac ayağı olan savunmanın yer almadığı yeni adli yıl töreni, adeta iktidar partisinin adaletle ilgisi olmayan “temel atma töreni” olduğu görüntüsünde idi. Törene katılanlar, yargının, hakim, savcı ve avukatların sorunlarını, eski DGM’lerden daha geriye giden mahkemelerin hukuksuzluklarını, siyasi iktidarın yargıya doğrudan ve dolaylı müdahaleleri olduğunu dinleyemediler. Dinlenenler arasında olmayan tek şey, “adalet” idi.

 

 

Adalet, hâlâ Kaf Dağı’nın ardında…

 

 

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı
kemalakkurt@hotmail.com

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Cumhuriyet kazanımları ve hukuk
Barış Çanı
12 Eylül 1980’den günümüze darbeler