Yaşasın demokrasi

Yaşasın demokrasi
10 Temmuz 2015 11:15

Demokrasi, halkın egemenliğine dayanan bir yönetim biçimidir. Halkın, yine halk tarafından idaresidir. Genel sorunların ne olduğuna ve bunlar hakkında ne yapılacağına herkesin katılma hakkıdır demokrasi. Tüm vatandaşların, devlet politikasını şekillendirmede eşit haklara sahip olduğu yönetim biçimidir. Azınlıkta kalanların haklarının gözetilerek, çoğunluk tarafından yönetimidir. Sosyal eşitsizliği yok etmeye çabalayan, fırsat eşitliğini sağlamaya çalışan yönetime demokrasi deniyor.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Demokrasinin tarihçesi 2 bin 500 yıl öncesine, Antik Yunan’a dayanıyor. “Doğrudan demokrasi”nin ilk uygulandığı bu dönemde, tüm yurttaşlar Mecliste oy verme hakkına sahipti. İlerleyen dönemlerde, “temsili demokrasi”ye geçildiğini görüyoruz.

 

Orta Çağ’da, İngiltere’de, 1215’de Manga Carta Libertatum (Büyük Özgürlükler Sözleşmesi) ile, yine temsili demokrasi hedeflenmiştir. Bu sözleşme doğrultusunda ilk seçimler, bundan 750 yıl önce, 1265 yılında yapılmıştır.

 

Demokrasinin bugün anladığımız anlamda gelişimi, 18 ve 19. yüzyıllarda Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ile olmuştur. Bu dönemde demokrasi hızla yükselen bir değer haline gelmiştir. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra ise, demokrasi vazgeçilmez bir yönetim tarzı olmuştur. Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği ve bu kuruluşların imzaladıkları sözleşmelerle demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları, devletlerin ve yönetimlerin temelini oluşturmuştur.

 

Evrensel insan hakları ve demokrasi, hukuk devletinin olmazsa olmaz ölçütleridir. Bu nedenle demokrasi de tıpkı insan hakları ve hukuk devleti gibi sorgulanamaz. Daha iyisini yerleştirmek için arayışlar elbette devam edecektir. Demokrasinin sorgulanması, tıpkı insan haklarını ve hukuk devletini sorgulamak gibi olur. Uygar ülkelerde demokrasinin kendisi değil, demokrasi adına siyasi gücü kullananların icraatları sorgulanabilir. Demokrasinin evrensel ilkelerini ve değerlerini sorgulamaya kalkmak, demokrasiyi ortadan kaldırma teşebbüsü olarak algılanabilir ki, bu da en büyük insanlık suçudur.

 

Günümüzde Ortadoğu’da yaşanan katliamları, insanlık suçlarını lanetlemek başka bir şey, olmayan demokrasiyi sorgulamak başka bir şeydir. Sanki Ortadoğu ülkeleri diktatörlüklerden demokrasiye geçmişler, sorunlar da bu nedenle yaşanıyormuş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Ortadoğu ülkeleri ne zamandan beri Demokrasi’ye geçtiler de haberimiz olmadı! Akla kara, sapla saman birbirine karıştırılıyor. Bu düşünceyle, komşularımızla “sıfır sorun”la başlanan dönem, “sıfır komşu” ile sonuçlandı…

 

Ortadoğu’da demokrasi henüz tüm kurum ve kurullarıyla yerleşmemişken, gelenekselleşen “darbe”lerle sivil iradenin ortadan kalkması elbette kınanmalıdır. Zorbalıklar, katliamlar elbette lanetlenmelidir. Ancak bunun cevabı ve çözümü “kahrolsun demokrasi” olmamalıdır. Darbeler ve katliamlar, tüm kurum ve kurallarıyla demokrasi yerleşmediği için olmaktadır.

 

Ortadoğu ülkeleri, hep baskıcı ve otoriter yönetimler tarafından yönetilmişler, demokrasiyle hiç tanışmamışlardır. Arap baharıyla, birden barajların önündeki kapaklar açılıp sular boşalınca, hiç tecrübe edilmemiş “demokrasi” kavramı ile karşılaştılar. Yönetimi ele geçirenler de, muhalefet de acemisi oldukları demokrasi kavramını tam da anlamadan kaybetmeye başladılar. Bu öfkeyle de “kahrolsun demokrasi” naraları atmaya başladılar. “Kahrolsun darbeciler” dedikten sonra, henüz anlamadıkları, içselleştiremedikleri demokrasi de bu sloganlardan nasibini aldı. Bu ülkeler, tarihlerinin hiçbir döneminde ve halen demokrasiyi yaşayamadılar ve içselleştiremediler. Oysa bu ülkelerin dillendirecekleri tek slogan “yaşasın demokrasi” olmalıdır. Bugün için bir hayal de olsa…Tanışmadıkları demokrasi kahrolsa ne olacak! Daha despotik yöneticilerin eline düşmekten başka kaderleri görünüyor mu?

 

Demokrasi, en çok İslam dünyasına lazım. Demokrasi, en çok da İslam dünyasının kalbi olan Suudi Arabistan için lazım. Yoğun bir dinî yüzeyselliğin, halkını değersiz gören ve tüm zenginliklerini, saltanatını sürdürmek için batıya peşkeş çeken bir zalimliğin yaşandığı bu ülke, demokrasi ihtiyacının en yoğun hissedildiği ülke… Öncelikle bu ülkenin diktatörlükten demokrasiye geçmesi ve diğer Ortadoğu ülkelerine örnek olması gerekiyor. Demokrasiye geçtiği zaman, “İslamiyet adına” IŞİD gibi barbar ve vahşi terör örgütlerine destek olmak yerine, halkına ve insanlığa hizmet etmeyi tercih edecektir.

 

İslam dünyasının, her zamankinden daha fazla yöneticilerini sorgulama ve seçimle iş başına gelse bile, otokontrole tabi tutma ihtiyacı vardır. Bu da “kahrolsun demokrasi” demekle değil, içten bir istekle, “yaşasın demokrasi” demekle olacaktır…

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sivas Katliamı ve insanlığa karşı suçlar
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında