Yargıda tasfiye

Yargıda tasfiye
17 Haziran 2016 13:17

Son yıllarda Anayasa fiilen askıya alındığı için, yapılan düzenlemeler de haliyle Anayasaya uygun yapılmıyor. Yani çıkarılan yasalarda Anayasa’ya ve uluslararası sözleşmelere uygunluk aranmıyor. İktidarın ihtiyaçlarına ve konjonktüre göre yaslar çıkarılıyor. Bu tür yasaların son örneği de bugünlerde TBMM’ye sunulan Danıştay ve Yargıtay’a ilişkin yasa tasarısıdır.

 

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Mevcut Anayasa’ya göre, hakimler görevlerinde bağımsızdırlar (Madde:138). Hakimler ve savcılar azlolunamazlar, kendileri istemedikçe emekliye ayrılamaz ve özlük haklarından yoksun bırakılamazlar(Madde:139). Yargıtay ve Danıştay üyelerine ise bu güvencelere ilave teminatlar sağlanmıştır (Madde:154-155) . Sağlanan bu güvenceler, hakimler ve savcıların şahısları için değil, yargının bağımsızlığı için getirilmiştir.

 

İktidar partisinin TBMM’ne sunduğu yasa tasarısı ile hedeflenen, “Cemaat”e yakın olduğunu iddia ettikleri üyelerin Danıştay ve Yargıtay’dan tamamen tasfiye edilmesidir. Tabii ki, bu arada kurunun yanında yaş da yanacak ve yeni mağduriyetler oluşacaktır. Aslolan iktidara bağlı yargıyı oluşturmaktır. Geçmişte Yargıtay ve Danıştay’ın böyle siyasi hesaplarla dizayn edilmesi yanlıştı, şimdi tamamen tasfiyeleri de yanlıştır. Yani yanlışlar yine yeni yanlışlarla düzeltilmeye çalışılmaktadır.

 

Gerek Danıştay’ın ve gerekse Yargıtay’ın daire ve üye sayıları gerçekten çok fazlaydı. Özellikle 2010 Anayasa değişikliğinden sonra, Danıştay’ın dairelerinin 17’ye, üye sayısının da 195’e çıkarılması, yine Yargıtay’ın dairelerinin 46’ya, üye sayısının 516’ya çıkarılması yanlıştı. Demokratik ülkelerde yüksek mahkemeler içtihat mahkemeleridir ve bu kadar daire ve üye ile çalışamazlar. Yapılan bu düzenleme, tamamen siyasi nedenlerle, hem Danıştay’ın hem de Yargıtay’ın “ele geçirilmesi” amacına yönelikti. Ancak zaman içinde, özellikle 17-25 Aralık operasyonlarından sonra, Cemaat’le yaşanan kavgalar nedeniyle iktidar partisi, tamamen kendisine bağlamak amacıyla yargıyı yeniden dizayn etmeye çalıştı. Bu işi yüksek yargı organlarının başkanlarıyla adeta seçim çalışmaları yapmaya kadar vardırdı. Yargıtay ve Danıştay’a yapılmaya çalışılan son operasyon ise, tamamen tasfiyeye yöneliktir. Bağımsız ve tarafsız olması gereken yargımız, yine siyasi hesaplara kurban edilmektedir.

 

Peki TBMM’ne sunulan tasarıyla yargımızı neler bekliyor?

 

– Danıştay’ın 17 olan daire sayısı 10’a, 195 olan üye sayısı ise 90’a düşürülüyor. Böylece 105 Danıştay üyesini fiilen HSYK’nın “sürgün kararnamesi” bekliyor. Bu durumu kabullenmeyenlerin tek yapacakları şey ise istifa veya emekliliktir.

 

-Yargıtay’ın 46 olan daire sayısı 24’e, 516 olan üye sayısı ise 200’e düşürülüyor. 316 yüksek mahkeme üyesini bekleyen de yine HSYK’nın sürgün kararnamesidir. Anayasa’ya rağmen kazanılmış tek hak ise erken emekliliktir.

 

-Hakim ve savcı adayları, yazılı sınavda kaç puan alırlarsa alsınlar, iktidara bağlı bürokratların yapacakları mülakatla objektiflikten uzak, sübjektif ölçütlerle mesleğe kabul edileceklerdir. Örneğin, İmam-Hatip Mezunu veya iktidara yakın referans sahibi olmak, tercih nedeni olacaktır.

 

– Eskiden büyük ölçüde tarafsız olan Cumhurbaşkanları tarafından atanan Danıştay üyeleri ile Yargıtay Başsavcısı ve Başsavcı Vekilleri çok tepki çekmiyordu. Çünkü bu atamalarda liyakate ve donanıma bakılıyordu. Ancak şimdi fiilen, Anayasa’ya aykırı olarak partili Cumhurbaşkanı dönemine girdiğimizden, haliyle bu atamalarda da ölçü partiye yakın olmaktır.

 

– Yasanın yürürlüğe gireceği tarihte, Danıştay ve Yargıtay’ın tüm üyelerinin üyelikleri sona erecektir. Ancak iktidarla kol kola resim veren ve bağlılıkları kanıtlanmış Başkanların ve Başsavcı’nın görevleri (Anayasa’nın eşitlik ilkesine rağmen) devam edecektir. Üyelikleri sona erenler arasından iktidara yakın olanlardan 5 gün içinde yeniden “atama” yapılacaktır.

 

-Yasanın içine monte edilen (torbaya atılan) çok vahim bir düzenleme de, muhalif veya iktidara yakın olmayan şirketlere atanacak kayyımların yetkilerinin genişletilmesi ve dokunulmazlık zırhının getirilmesidir. Daha da önemlisi, kayyımların usulsüzlükleri ve olası yolsuzluklarına karşı kayyımlara değil, Devlet’e karşı dava açılabilecektir. Yani kayyımlara deniliyor ki; “Sen benim dediğimin dışına çıkma, muhalif şirketleri batırmak için her şeyi yap, arkanda “Devlet” var. Hukuksuzlukların ve adaletsizliklerin bu kadarına da pes doğrusu.

 

Danıştay’a ve Yargıtay’a yapılan bu müdahale, iktidara muhalif olanların tasfiyesinden başka bir anlam taşımamaktadır. Yapılan düzenleme, Anayasa’ya ve bu konudaki uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır. İktidar partisi, düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’nden döneceğinden o kadar emin ki, yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 5 gün içinde yargıdaki tasfiyeyi bitirecektir. Ondan sonra yasa Anayasa Mahkemesi’nden dönse bile (Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürüyemeyeceği için), atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş olacaktır.

 

Anayasa’ya sadakate, hukukun üstünlüğü ve insan haklarından ayrılmayacağına yemin ederek göreve başlayanların, öncelikle hukuk içine çekilmesi gerekiyor. Kendilerini yargılayacak organları dizayn ederek, hukuktan nereye kadar kaçılabilir?

 

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları