Türkiye’de kadın cinayetlerinin dinsel kökenleri

Türkiye’de kadın cinayetlerinin dinsel kökenleri
26 Aralık 2017 10:03

Yazdığım makalelerin okuyucuya sunmak üzere baştan bir fotoğraf vermeyi çok önemserim, bu bağlamda olmak üzere makalemin başlığının aslında ”Türkiye’de Kadın Cinayetlerinin Kökenleri” olmasını çok isterdim ama zihnimi bir çırpıda yokladığımda bunu ”dinsel kökenleri” olarak betimlemek daha uygun olur kanaatine vardım, çünkü bu acı olayların büyük bir kısmını dinsel nedenler oluşturuyordu, diğer sosyal, ekonomik ve kültürel nedenler devede bir tüy misaliydi, kimyasal tabirle eser miktardaydı.Bu nedenle kadın cinayetlerinde dinsel nedenlere özellikle vurgu yaptım.

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

İHD (İnsan Hakları Derneği) Diyarbakır şubesi Kadın Komisyonu Başkanlığı’nın hazırladığı raporda AKP iktidarı döneminde kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığını yazıyor ki, bu rapor 2014 yılına ait, şimdi çok daha yüksek oranda olduğu su götürmez bir gerçektir, zira her gün onlarca kadın cinayetinin olduğunu medyadan okuyup izliyoruz.

 

 

Bu durum çok ürkütücü korkunç bir tablodur ve buna zemin hazırlaya bir hükümet büyük insanlık suçu işlemektedir.

 

 

Şimdi doğrudan doğruya bilgiye dayalı hükmü ortaya koyarak bunun dinsel kökenlerini açıklayalım:Hükümet tarafından kitlelere yapılan dinsel faşizmdir.

 

 

Türk ulusunun tarihine baktığımız zaman kadın ve erkek her yerde ve her zaman birlikte eşit olarak yaşam tarzı edinmişlerdir.Öyle ki, Türkler Müslüman olmadan önce devletin ‘’han’’ı eşi ile birlikte yan yana oturur ve han(hakan) eşine sen de benim hanım’sın anlamında ‘’hanım’’ diye hitap ederdi.Türk kültüründe erkeğin eşine ‘’hanım’’ diye hitap etmesinin tarihsel kökeni budur.

 

 

Ama Türkler yaklaşık bin yıl önce Müslüman olduklarında geçen yüzyıllar içinde çok büyük oranda Arap kültür emperyalizmine maruz kaldılar.Araplar tahmin edemeyeceğiniz ölçüde ırkçı bir ulus oldukları için kendi gelenek, kültür ve sosyal yaşamlarını İslam dinine soktular.Maalesef Emeviler döneminde başlayan ve hızlanan bu vahim durum ondan sonraki halifeler döneminde de büyük bir süratle yayıldı ve 7.Yüzıl ve önceki Arapların ilkel düşünce, kültür ve paradigmaları dini emirler altında İslam’a aktarıldı.Haliyle Türkler Müslüman olduktan sonra Arapların çağdışı yaşamlarını İslam ve Allah’ın emirleri telakki ederek büyük bir süratle yaşamlarına geçirdiler.Türklerin iyi niyete dayalı saflığı ve dinsel değerlere aşırı bağlılığı ilkel Arap yaşam tarzını toptan bünyelerine alıp, buna sımsıkı sarıldılar.

 

 

Arap yaşam tarzında en önemli ilkelliklerden birini kadın-erkek ilişkileri ve kadının insan yerine konulmayışı, sürekli kontrol altında tutulması ve vajinasının namusunu gözetim altında almasıdır.Zira tarihsel süreç içerisinde Arapların şehvetperest bir ulus olduğunu biliyoruz.Öyle ki, İslam’dan önce de Araplar istedikleri sayıda kadınla evleniyorlardı.Siz 20, 30, 40 vs. diyebilirsiniz.Araplar için bu kadar karıyı cinsel yönden zapt etmek kolay değildi, dolayısıyla ağır cezai müeyyideler koymuşlardı.İslam gelmeden önce de zina(İslami betimlemeye göre) eden kadınlar eşilen çukura gömülüp recm ediliyordu(taşlanarak öldürülüyordu).Daha sonra bu ceza İslami ilke olarak kabul edildi, yani Arap geleneği güncellendi.

 

 

Araplarca kadın hep aşağı bir canlı olarak algılandı ve bu durum dinsel ritüellere sokuldu.Namus algısı ve kadınların aşağılanması Türklerin Müslüman olmasından sonra onların da aralarında hızla yayıldı ve geçen yüzyıllar içinde herkes kültürel olarak Araplaştı.Yani kadınlar aşağılandı ve namus cinayetleri işlendi.

 

 

Büyük Atatürk Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurduktan sonra kadınlarımıza sınırsız özgürlüklerini verdi ve erkekle tam eşit hale getirdi.

 

 

1923’den 2002’ye kadar geçen süre içinde Türk kadını modern yaşama ve özgürlüğe çok önemli ölçüde alıştı ve Arap paradigmasından gelen yaşam tarzlarını üzerinden önemli ölçüde attı.

 

 

Ama 2002 AKP iktidarıyla birlikte bugüne kadar gelen süreç içerisinde vahşi Arap anlayışlarına dayalı olarak yapılan dinsel dayatmalar Türk erkeğinde geçmişi yukarıda açıkladığım kadın-namus ikili kavramını yeniden hortlatmış ve Türk kadını erkeklerin acımasız cinayetlerine kurban giderek patır patır öldürülmüştür.

 

 

Unutmayalım ki, toplumların tarihten gelen bilinçaltı gerçekleri vardır ve bu bilinçaltı çeşitli nedenlerle bilinç düzeyine çıkar.İşte 15 yıllık AKP yönetimi kadın düşmanlığını dinsel baskılarla hortlatarak kadın cinayetlerini artırmıştır.

 

 

Bu cinayetlerin en büyük nedeni Arap yaşam tarzı ve bunların dinsel değer ve Allah’ın emirleri bağlamında İslam’a sokulmasıdır.

 

 

Şimdi gelin öncelikle kadının namusu hususunda Arap toplumunda olan ve tarihte Türk toplumuna da sokulan ve AKP döneminde çeşitli yöntemlerle yeniden hortlatılan bir ayetten bahsedelim, bakın ki Türk erkeği nasıl tahrik ediliyormuş namus cinayetleri konusunda?

 

 

Nisa Suresi 34.Ayette ‘’Erkekler kadınlardan üstündür, çünkü Allah onları birçok şeylerden kadınlardan üstün etmiştir.Çünkü onlar kadınları mallarıyla geçindirirler, doyururlar.İyi kadınlarda itaatli olurlar ve Allah onların hakkını nasıl korumuşsa, onlar da kocaları yanlarında olmasa bile iffetlerini korurlar.Kadınların serkeşliğinden korkarsanız onlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın, dövün onları…’’ talimatları vardır ki erkeğin kadından üstün olduğu ve kocalarına itaat etmesi gerektiği, serkeşlik yaparlarsa önce öğüt, sonra yatağı ayırma, bununla da yola gelmese dövme cezası verilmesi gerektiği çok açıktır ve işte kadınların cinayete doğrudan uğramalarının en büyük nedenleri dine dayalı bu sosyolojik gerçekliktir.

 

 

Dikkat ederseniz kadına zerre kadar güven yoktur ve teyakkuz halinde bir vajina kontrolü anlayışı vardır.

 

 

Nisa Suresi 11.Ayette ‘’Allah size çocuklarınızın alacağı miras hakkında erkeğe, iki dişinin payı kadarını emreder…’’ miras konusunda da kadının perişanlığını görün, yani erkek iki hisse, kadın ise bir hisse alır…’’ anlayışı toplumda kadına karşı saygı ve sevgi bırakır mı?

 

 

Şimdi şahitlik hususunda kadının durumuna bakalım:’’Erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun.İki erkek yoksa kabul edeceğiniz şahitlerden bir erkek ile iki kadın da olabilir.Biri yanılırsa diğeri hatırlatır…’’ mealindeki Bakara Suresi 282.Ayeti ile kadınlara hangi zaviyeden bakıldığını göstermektedir.Burada kadınların akıl azlığına vurgu yapılmaktadır ve o nedenle iki kadın bir erkek şahit yerine geçmektedir.

 

 

Düşünün ki, siz mahkemeye bir zırcahil çopur-çomar erkek ve onun karşılığında üniversite mezunu iki kadın getireceksiniz, kararı lütfen siz verin.

 

 

Son bir örnek olarak Bakara Suresi 223.Ayette geçen ’’Kadınlarınız sizin tarlalarınızdır; tarlanıza dilediğiniz şekilde girin…’’ ifadesi cahil, din baskısı altındaki kitlelerin kadınları seks objesi olarak görmesine neden oluyor ve onları sürekli gözetim altında tutarak, zaman zaman kuşkulanıp, sonra da öldürüyor.

 

 

Kadın her şeyden önce kişiliği olan bireydir, seks aracı değildir; ama cahil kitleler ifadelerden dolayı kadını yüzde 100 seks objesi olarak görüp, sonra da onları katlediyor.

 

 

Kadın sadece anne de değildir, sosyal yaşamın erkekle eşit bir üyesidir.Öğretmendir, doktordur, gazetecidir, yazardır, profesördür, avukattır, hemşiredir vs…

 

 

Çünkü dinciler cahil kitleleri kandırmak için zaman zaman ‘’Cennet annelerinizin ayakları altındadır’’ hadisini kullanırlar ki, bunun söyleniş maksadı tamamen farklıdır.

 

 

Bir normal birey olma dışında kadın için söylenen her söz kadın cinayeti olarak onlara dönmektedir.

Yüzlerce, kadınla ilgili hadisler arasından prototip örnekler olarak şunları da yazarsak durumu çok iyi kavrarız:

 

 

1-‘’Kadınlar şeytanın ağlarıdır.’’

2-‘’Ey kadınlar!Sadaka veriniz, istiğfarı(Allah’dan af dileme) çok yapınız.Çünkü bana cehennemlikler gösterildi, çoğu kadınlardı!’’

3-‘’Kadının aklı ve dini eksiktir.’’

 

 

Vs, vs, vs, hadisleri.

 

 

AKP iktidarı döneminde çeşitli dinsel platformlarda Türk erkeğine 15 yıldır telkin edilen kadınlarla ilgili bu nitelemeler kadın cinayetlerini inanılmaz derecede artırmıştır.Yani yüzde 1400!

 

 

Türk erkeğinin önemli bir kısmında tarihsel Arap kültür hegemonyasına dayalı kadın cinayetlerini artıran bilinçaltı ambarları boşaltılmıştır.

 

 

Cahil erkekler kadınlarının serkeşlik yapabileceğinden sürekli endişe ederler ve o kadın modern yaşamın birini tarz haline getirse bile onu sonunda ya döver, ya da katleder.

 

 

Bugün kadın cinayetlerinin büyük bir nedeni de ayrılan eşin eski karısından kuşkulanarak gidip onu ya caddenin ortasında ya da evinde öldürmesidir.Çünkü Arap ve onlardan bize geçen paradigmaya göre kadının bir daha evlenmesi diye bir olay yoktur.Ve kıskançlık krizi ile gidip onu öldürmektedir.

 

 

Şimdi anlattığım bu bilgilere dayanarak sonucu yazalım.

 

 

Atatürk’ün kadınlara verdiği modern, laik, seküler insan haklarını seksen yılda yaşamına önemli oranda uygulamışken, Türkiye’yi yöneten AKP iktidarı ile dinsel fantazilerle Türk erkeği tahrik edilerek kadınların üstüne salınmış ve kadın cinayetleri harlı bir ateşle her geçen gün çoğalarak yanmaya başlamıştır.

 

 

Yani bir kültür çatışması vardır, Atatürk’ün modern, seküler yaşam kültürü ile AKP’nin yeniden hortlattığı Arapçılığa dayalı dinsel faşizm kültürü yoğun çatışma halindedir ve bu nedenle kadın cinayetleri bu dönemde astronomik olarak fırlamıştır.

 

 

Ben önceden ‘’Türk erkeği kadın özgürlüğünü önümüzdeki otuz yılda hazmeder ve sosyal yaşamımız tam anlamıyla sağlıklı olarak yerine oturur’’ diyordum ama bugün bunu öngöremiyorum, çünkü AKP Arapçilik politikalarıyla bu süreyi uzatmış olabilir, zira yapılan tahribat çok büyüktür, yarım asırdan önce kadın cinayetleri felaketini önleyemeyiz, o da AKP iktidardan düşerse.

 

 

‘’KURTULMAK İÇİN HER ŞEYİ DENEYECEK’’ FDEMİŞTİK

 

 

Yaklaşik on iki gün önce ABD’de görülen Reza Zarrab davası ile ilgili olarak rte’nin kendisi hakkında herhangi bir karar çıktığı taktirde bundan korunmak için ‘’Kurtulmak İçin Her Şeyi Deneyecek’’ başlıklı bir makale yazmış ve Yunanistan cumhurbaşkanına söylediği ‘’Lozan’ı güncelliyelim’’ sözünü ele almıştık.

 

 

Bu bağlamda bunu Yunanistanla birlikte anlaşmanın tarafı olan tüm Avrupalı devletlere rüşvet olarak sunduğunu, zira onların hala daha Lozan Antlaşması’nı sindiremediklerini belirtmiştim.RTE’de bunu bildiği için onlara bunu rüşvet olarak teklif ettiğini yazmıştım.

 

 

Ayrıca RTE’nin kendisini evrenin merkezinde hissettiğini ve psişik yapısının ‘’her şeyin kendisine kurban olması gerektiğini, değil ki Türkiye, tüm evren onun için feda olsun’’ mealinde bir şeyler yazmıştık.

 

 

Ve şimdi de, bu bağlamda dehşet verici bir OHAL kararnamesi ile karşı karşıyayız.

 

 

696 sayılı KHK ile ‘’15 Temmuz’un devamı niteliğinde olan eylemleri bastırmak için güç kullanan sivillerin ceza ve tazminat sorumluluğu yoktur’’ mealindeki korkunç dayatmadır.

 

 

Ve, bu toplumsal cinayet KHK’sını kendini korumak için çıkarmıştır.

 

 

Halbuki böyle bir tehlike potansiyel olarak ufukta görülmemektedir.

 

 

Adama bak yav, kendisi için seksen milyonu toplu cinayetlerin alevli ateşine sokmak istiyor.

 

 

Sen kimsin yav, seksen milyondan biri olan bir yurttaşsın ve hiç kimseye bir üstünlüğün yok.

 

 

Bu KHK içsavaşın açık ilanıdır ve kendisi de aradan sıyrılıp kurtulma peşindedir.

 

 

Bu toplum canilerle doludur ve bu bahane ile düşmanlarını öldürüp kişisel intikamlarını alacak ve silahlı soygunlar yapacaktır.

 

 

Gezi ve 15 Temmuz olaylarında ruh hastası nice alçak ruhlu cani götoğlanlarını gördük meydanlarda.

 

 

Böyle bir KHK’dan sonra nice yüz binlerce ruh hastası, soyguncu, cani hırsız ve soyguncular ellerinde silahlar sokaklara dökülüp seri cinayetler işleyecektir.

 

 

Devlet’in askeri ve polisi ne güne duruyor?

 

 

Bunlar hele daha yeni, kurtulmak için ne ipe sapa gelmez şeyleri deneyecek diyor ve Türk hukukçularına toplumu aydınlatmaları için şu soruyu soruyorum:

 

 

696 sayıl KHK insanlığa karşı işlenmiş potansiyel bir cinayete teşvik suçu mudur ve bunun devletteki yaptırı mı nedir, bunun sorumlusundan hangi devlet mekanizmaları ile kurtulacağız?

 

 

Sağlık kurulu raporları ile mi yoksa başka hukuksal mekanizmalar ile mi?

 

 

Lütfen acilen toplumu ve devleti yöneten bürokrasiyi bilgilendirin, Ey hukuk otoriteleri!

 

 

TÜRKLERİ ARAP PUŞTLUĞUNA KARŞI UYARAN AYDINLARA KARŞI ZEHİRLİ ARAP KUSMUĞU

 

 

Her zaman yazıyoruz, Araplar Türkleri hep arkadan hançerledi ve yeni politikalarımızda buna karşı dikkatli olmalıyız.Ayrıca Kudüs’ün bizim meselemiz olmadığını hep açıklıyoruz.Kudüs’ü İsrail’e kim teslim ettiyse gidip onlar kurtarsın.Bizim kutsalımız Yunan’a haince kaptırılan on sekiz ada ile yüz elli civarında kayalık, Kıbrıs, Azerbaycan’ın Karabağ meselesi, Çin zulmüne uğrayan Doğu Türkistan Uygur Türkleri, Kerkük, Musul vs. ile kültürel, ekonomik, askeri, sosyal alanlardaki Türk birliğidir.Türk’e Türk’ten yarar vardır, tarihsel deneyimlerden anlıyoruz ki, Araplar’dan bize zerre kadar yarar gelmediği gibi, her zaman da sırtımızdan hançerleyeceklerdir.Ama birkısım Arapçı ağızlardan çıkan zehirli Arap kusmuğu ile ‘’Araplar bizi arkadan hançerledi zehrini kusan kötü niyetliler’’ olarak bahsediyorlar ki, bu bildiğimiz Arap kalleşliği ve kurnazlığından başka bir şey değidir.

 

 

Adamlar bin yıldır kendi vatanları için Türklerin korumasına ve can vermesine alışmış.Yine Anadolu delikanlılarını kendi toprakları ve canları için öldürtmek istiyorlar.

 

 

Artık tarihsel gerçekler gözümüzün önünde, yok öyle üç kuruşa beş köfte.

 

 

Araplar kancıklık edip Yahudilerin önlerinden dübürlerini dönerek kaçmasınlar, yürekleri varsa vatanlarını korusunlar.

 

 

Nankör bir Arap daha geçen gün Medine komutanı Fahrettin Paşa’yı hırsız ilan etmedi mi?

 

 

Araplara her iyilik yaptığımızda aynı nankörlük ve puştluğu yapacaklardır.

 

 

Yallah hacı!

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Hiç şüphe yok ki AK Parti oyları talan etti
Çanakkale Zaferi sadece Türk kanıyla kazanıldı, hiçbir milletin katkısı yoktur
Ülkeyi batırdı, şimdi de suçlarını milletin üstüne çamur gibi atıyor