Türkiye’de deprem felaketleri ve iğrenç ümmetçilik belası ile Kanal İstanbul beyinsizliği!

Türkiye’de deprem felaketleri ve iğrenç ümmetçilik belası ile Kanal İstanbul beyinsizliği!
28 Ocak 2020 18:04

Türkiye coğrafyası bir deprem kuşağında ve Türk ulusu bu nedenle sürekli olarak en büyük doğal felaketlerle yüzleşmek, yaşamak zorunda bulunuyor.

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

Doğal felaketlerin meydana gelmesine engel olmak olası değil ama yaşadığımız 21.Yüzyılda bu felaketlerden doğan acıları, yıkımları önlemek veya en az seviyeye düşürmek bilimin ulaştığı yüksek düzey bakımından işten bile değil.

 

 

Gelin görün ki, ülkemizi cehaletle yöneten bir iktidar ve onun lideri var.

 

 

Bu iktidar mensupları ve başta lideri Türk ulusunun çıkarlarını değil, ümmetçilik denilen iğrenç bir kavramla başta Araplar olmak üzere yabancıların çıkarlarına hizmet ediyorlar.

 

 

Tarihte hiçbir ulusun başına böyle bir ihanet uygulaması gelmemiştir ve bunlar gittikten sonra da gelmeyecektir.

 

 

Türk ulusunun tüm mal varlıkları, serveti ve toprakları Arapların istifadesine sunulmuş ve son Elazığ depreminde yaşadığımız gibi insanlarımız aç ve açıkta kalmıştır, yeterli yardım maalesef ulaştırılamamıştır.

 

 

Şimdi bunun nedenlerini yineleyerek kısaca anlatalım.

 

 

Türkiye’de deprem felaketzedelerine yeterli yardım ulaşmamasının tek nedeni Recep Erdoğan’ın yönetimde uyguladığı ‘’ümmetçilik’’ belası fikri ve bu bağlamda tüm mali kaynaklarımızın kendi yurttaşlarımıza değil, ülke dışındaki inançlarındaki sapıklıklar ve cehaletleri nedeniyle başlarına gelen belaların, acıların giderilmesi, hafifletilmesi için kullanılmasıdır.

 

 

Örneğin Türk ulusunun mal varlıkları birikimleri sadece yoğun olarak Suriye’de iç savaş nedeniyle felakete uğrayan Araplara değil, Afrika’da Müslüman olan tüm coğrafyaya, çeşitli Arap ülkelerine oluk oluk akıtılmaktadır.

 

 

Bırakın bu ülkeleri Myanmar denilen ve bildiğimiz adıyla Burma’daki inanç cehaleti yüzünden çıkan iç savaş nedeniyle terör olaylarına karışan Müslümanlara bile Türk ulusunun mal varlıkları akıtılmaktadır.

 

 

Ki, Myanmar(Burma) nere, Türkiye nere.

 

 

Myanmar ta Hindistan’ın batı tarafında Çin, Bengladeş ve Tayland’la komşu bir ülke.

 

 

Ama ümmet felakete uğramışsa Türk ulusunun başına gelen felaketlerin lafı mı olur!

 

 

Bugün bir şeyi daha öğrendim ki Türkiye’yi yöneten iktidar sadece dünyanın çeşitli coğrafyalarında sadece ümmetin başına gelen felaketlerle uğraşmıyor, aynı zamanda onların keyiflerine de fütursuzca hizmet ediyor.

 

 

Dünyanın çeşitli coğrafyalarında 500 milyon Dolar harcayarak çok sayıda cami inşa eden asrın lideri, ümmetin koruyucusu Recep Erdoğan Türk ulusunun mal varlığı ile yabancıları ihya ederken, onların çocuklarının keyiflerini de unutmamış.

 

 

Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın twitter hesabını şöyle bir gözden geçirdiğiniz zaman bunu çok açık olarak görebilirsiniz.

 

 

Kızılay Başkanı attığı ve resmini gösterdiği bir twitte ‘’Sudan’ın Damızın kentinde bir çocuk parkı açtık ve tüm kentlerinde de bu çocuk parklarını açacağız’’ diyor ve bu parkta siyahi veletlerle yanak yanağa çektiği fotoğrafla da poz vererek asrın liderine ne kadar ümmet sevdalısı olduğu algısını vererek sürekli olarak nimetler içinde yüzdüğü bu kurumun başında kalmayı hedeflemiştir.

 

 

Aslında Kızılay başkanının ümmetçilik aşkıyla yaptığı tüm icraatlar asrın liderinin talimatıdır.

 

 

Zaten Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın twitter hesabını şöyle üstten aşağıya doğru incelediğinizde tüm uğaraşısının merkezinde başta Suriyeliler olmak üzere Müslümanlık adı altında tüm geri kalmış uluslar bulunmaktadır.

 

 

İğrenç ümmetçilik belası ile yurttaşlardan toplanan mal varlıkları, ümmet yolunda harcanırken, Türk ulusunun başına gelen felaketlerde güya depremzedelere yardım etmek için yardım dileniyor Kızılay Başkanı ama yeterli yardım toplanamadığı için Afrika’daki çocukların keyifleri için Türk çocukları mağdur oluyor.

 

 

Bunlar yetmemiş gibi 10 milyon Suriyeli ve Ortadoğulu cürufu da yine iğrenç ümmetçilik fikri ile damızlık boğalar gibi ülke kaynaklarımızla beslenmektedir.

 

 

Sadece yurt içinde son gelen rakamlara göre 58 milyar Dolar gibi korkunç bir para harcanmıştır ki bu rakam kanaatimce şimdilerde 60 milyar Dolar’dır.

 

 

Arapçılık’ın en üsturuplu kamuflajı olan iğrenç ümmetçilik adına Suriye’de de yapılan askeri savaş harcamaları ve orada yaşayan ümmete de en az o kadar mal varlığımız harcanmıştır ki, Kızılay’ın harcamaları bunun dışındadır.

 

 

Kızılay’a bu haliyle Türk ulusuna göstermelik dışında yeterli hizmet vermeyen bir kurum dememek için bir neden bulamıyorum ve ironik olarak adını Kızılümmet koyasım geliyor!

 

 

Tüm bunlar iğrenç ümmetçilik belası adına yapılmaktadır.

 

 

Ümmetçilik belası yetmezmiş gibi bir de başımıza Kanal İstanbul dedikleri ucubeyi çıkardılar.

 

 

Aslında Kanal İstanbul ucubesi de iğrenç ümmetçilik belasından doğan bir ilkel cehalet ürünüdür.

 

 

Doğanın fütursuzca tahribatı demek olan Kanal İstanbul cehalet ürünü gerçekleştiği taktirde yapılan en teknik hesaplamalara göre 145 milyar TL’ye mal olacağı belirtiliyor ki deprem felaketleri ile iç içe yaşayan Türk halkı için çok ürkütücü bir rakamdır.

 

 

Üstelik böyle cehalet ve ihanet projesi ile iki iğrenç devasa olay gerçekleşecektir.

 

 

Yukarıda bir tümcede belirttiğim gibi bu ihanet projesi ile İstanbul bir Arap kenti olacak ve elimizden çıkacaktır, çünkü Arap kodamanlarının Kanal İstanbul çevresinde yoğun araziler satın aldığını artık herkes biliyor.

 

 

İkincisi bu iktidar Afganistan’daki Taliban örgütünden daha tahrip edici.

 

 

Taliban İslam adına her şeyi, bu arada tarihsel yapıtları bile tahrip ederken AKP iktidarı ümmetçilik adına Tanrı’nın yarattığı doğayı bile tahrip ediyorlar, Kanal İstanbul’da güzelim İstanbul tahrip edilerek gerçekleştirilmek isteniyor.

 

 

Şimdi gelelim yazının başlığına uygun olarak Türkiye’deki deprem felaketleri ile iğrenç ümmetçilik ve Kanal İstanbul ucubeleri paradoksuna.

 

 

Geçenlerde Şehircilik Bakanı’nın açıkladığına göre olası depremler için Türkiye’de sağlamlaştırılması gereken bina sayısının 7 milyon olduğunu açıklamıştı.

 

 

Olması çok büyük bir olasılıkla beklenen bir İstanbul depreminde çok ağır ve ağır hasarlı bina sayısı 48 bin, orta ve daha üstü hasarlı bina sayısı 194 bin olacak. Binaların 22,6 sı yıkılacak, 25 milyon ton enkaz oluşacak, yolların yüzde 30 u kapanacak, 463 içme suyu noktası, bin 45 atık su noktası ve 355 doğalgaz noktası hasar görecek. Toplamda 120 milyar TL yapısal olmayan ekonomik kayıp yaşanacak raporu TUBİTAK Marmara Araştırma Merkezi ile Kandilli Rasathanesi’ne aittir ki ölü ve yaralı sayısı ile enkaz altında kalacakları insan olarak düşünmek bile istemiyorum.

 

 

İstanbul’da meydana gelecek bir deprem felaketlerin ötesinde bir felaket olacaktır.

 

 

Cumhuriyeti bile sarsacak bir yıkım getirecektir.

 

 

Anadolu’nun hemen her bölgesinde olan ve olması beklenen depremleri de gözönüne getirdiğimiz zaman Türkiye bir yıkım felaketi ile karşı karşıya bulunmaktadır!

 

 

Bu yıkım felaketini katmerleştiren ve önlenmesine en büyük engel AKP iktidarının ve onun asrın lideri Recep Erdoğan’ın ümmetçilik uygulamaları ve Kanal İstanbul projesidir.

 

 

Ümmete ve Suriye ile Suriyeliler belasına yukarıda verdiğim rakamlar çerçevesinde İstanbul ve Anadolu’daki zayıf binaların güçlendirilmesine, yıkılması gerekenlerin yıkılmasına, kentsel dönüşüm için harcansaydı şimdi biz Türk ulusu olarak büyük felaketleri beklemez, İstanbul için korkunç endişeler içinde yaşamazdık.

 

 

Ama bu iktidarın iğrenç ümmetçilik uygulamaları gönenç(refah) içinde yaşamamızı önlediği gibi bizi doğanın deprem felaketleri ile karşı karşıya bırakmıştır.

 

 

Teoloji biliminden bilmekteyiz ki, tüm din uydurucuları ve dini kullananlar felakete uğrayan, aç ve yoksul kalan kitleleri susturmak, uyuşturmak için ‘’Allah tarafından imtihan edilmek’’ ve ‘’sabredin’’ uyuşturucu haplarını onlara dağıtmışlardır ki, tamamen sahteciliktir.

 

 

Asrın lideri Recep Erdoğan’da Elazığ depremi dolayısıyla ‘’imtihan’’ ve ‘’sabır’’ kavramlarını kullanması bu bağlamdadır, yoksul zavallı kitleleri uyuşturmak içindir.

 

 

Asrın lideri Türk ulusunun mal varlığını ‘’ümmetçilik’’ uygulamasıyla bizimle hiçbir ilgisi olmayan siyahi ilkel kavimlere harcıyor, bize de sabır, iman ve imtihan öneriyor; tabi yerseniz!

 

 

Yapılması gerekenler bir an önce iğrenç ümmetçilik ve uygulamaları ve Kanal İstanbul ucubesi Taliban fikrinden vazgeçip başta İstanbul olmak üzere, Marmara bölgesi ve Anadolu’nun deprem riski taşıyan her bölgesinde zayıf binaları güçlendirmek, yıkılması gerekenleri yıkmak ve kentsel dönüşümle çok sağlam binalar yapmak olmalıdır.

 

 

Ayrıca çürük bina inşa eden müteahhitlere ağır cezalar getirilmeli ve yıllar sonra bile bir deprem felaketinde bu meydana çıksa bile bu yasa uygulanmalı, mal varlıklarına devletçe el konulmalıdır.

 

 

Asrın lideri iğrenç ümmetçilik uygulamalarından ve Kanal İstanbul Taliban tahribatından tüm bu felaketlere hazırlıklı olmak için vazgeçer mi?

 

 

Asla vazgeçmez!

 

 

Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk ulusu yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

 

 

KIZILAY BAŞKANI KEREM KINIK TÜRK DÜŞMANI MI?

 

 

Yazının yukarıdaki bölümünde Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın Araplar için nasıl gayret sarf ettiğini ve asrın liderinin noktasına kadar talimatı ile Türk ulusunun kuruma yaptığı yardımları ümmete nasıl harcadığından bahsettik.

 

 

Ama gelin gürün ki Kızılay’ın başkanı bu herif attığı bir twit ile Türklere nasıl hakaret ettiğini görmekteyiz.

 

 

Bu twite göre Amerika’dan bir arkadaşı gönderdiği bir karikatürle Türkiye’de okuyan çocukları için ‘’ANDIMIZ’’ı kullanarak Türklük ile alay ediyor, ve burada geçen sözcüklerin yerine hakaret edici sözcükler kullanarak bu iğrençliği yapıyor ve Arap muhibbi Kerem Kınık’ta buna bilerek alet oluyor.

 

 

Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın twitter hesabını biraz detaylı incelediğiniz zaman ne yaman bir Arapçı olduğunu, hakaret ettiği Türklerin paralarını Araplara nasıl harcadığını göreceksiniz.

 

 

Sonra da hakaret ettiği Türk ulusundan twitter hesabından Elazığ depremi için yardım dileniyor.

 

 

Toplanan bu paraların da Elazığ’daki depremzedelere harcanma yerine yine Suriyeliler ile ümmete harcanacağı konusunda böyle bir Türk düşmanlığını gözönüne aldığımızda ciddi endişelerim bulunmaktadır.

 

 

Ne yapalım, Türk olmak kolay değildir; güçlü bir karakter, tarih bilinci ve ahlaklı, şerefli olmak gerekir!

 

 

EKREM İMAMOĞLU HEP TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ İLE SORUNU OLANLARI ZİYARET EDİYOR

 

 

Elazığ ve Malatya depremi dolayısıyla bölgeye geçen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu oradan Tunceli’ye geçerek Komünist Belediye Başkanı Maçoğlu’nu ziyaret ederek mezhepçilik üzerinden ileri de Cumhurbaşkanlığı seçimi için Türkiye’de yaşayan tüm Alevilerin desteğini alma uğraşısı verdi.

 

 

Öncelikle şunu belirteyim ki ben Maçoğlu’nun komünist olmasına asla karşı değilim, hatta Ovacık Belediye Başkanı iken çıkardığı güzel işler nedeniyle Tunceli Belediye Başkanı olmasını çok isterdim.

 

 

Bu gerçekleştiğinde Tuncelili yurttaşlarımıza çok güzel hizmetler eder diye çok sevindim!

 

 

İkincisi geleneksel olarak Sünnilikten gelmeme rağmen tüm mezheplere eşit uzaklıkta olduğum gibi ‘’Alevilik’’in Anadolu’da ‘’Türklük’’ü yayıp koruduğu için oldukça önemserim.

 

 

Peki sorun ne?

 

 

Tunceli Belediye Başkanı Maçoğlu’nun Belediye Meclisi kararı ile kentin adını Dersim olarak değiştirmesidir. Aslında kentlerin ve tüm yerleşim birimlerinin adları TBMM’de çıkarılan yasalarla değişir ama bu yapılan Atatürkçülük genlerine hançer saplamaktır.

 

 

Tunceli’de çıkan terör olayları nedeniyle genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak isteyen ve askerlerimizi şehit eden azgın yöresel teröristleri güç kullanarak bastıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk Dersim olan kentin adını değiştirerek Tunceli olarak koymuştur.

 

 

Şu iyi bilinmelidir ki, Atatürk’ün modern ve güçlü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarken koyduğu tüm kurallar birlik ve beraberliğimizin DNA’sını oluşturmaktadır.

 

 

Bu DNA’lardan en küçük birini bozmak domino taşı gibi diğerlerine de sıçrayarak ortada Atatürk’ün kurduğu modern devlet kalmaz.

 

 

Bu böyle olduğu gibi, böylelerine iltifat etmek, oya tahvil etmek için pragmatist ve oportünist, makyavelist tavırlardır ki politik kişisel çıkar sağlama uğruna Türk devleti yıkılır.

 

 

Maalesef Ekrem İmamoğlu bunları hep yapıyor ve belli ki yapmaya devam edece.

 

 

Daha öncede Güneydoğu illerimizde PKK’ya yardım ettikleri saptanan belediye başkanlarını Kürtçülük kartı üzerinden oy devşirmek için yaptı.

 

 

Üstelik başta kendi eşi olmak üzere, Kılıçdaroğlu’nun eşi, CHP İstanbul il başkanı ve bölücü bazı zevatla birlikte bölücülük ve teröristlikten içerde yatan Selahattin Demirtaş’ın Devran adlı kitabından tiyatroya aktarılan gösteriyi izlemişlerdi.

 

 

Tüm bunlar Ekrem İmamoğlu’nun kitlelerin bilinçaltında yatan kutuplaşma paradigmasını kullanarak kurnazca oy devşirme oyunlarıdır.

 

 

Kitleler arasında zerre kadar ayırım yapmıyorum ama tüm bu uygulamaların anlamı ‘’Türklerin ve Sünnilerin oyları çantada keklik, yeter ki Kürt ve Alevilerin oylarını da alayım’’ kıvamındadır.

Yerseniz!

 

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne zara veren her şeyi okurlarımla paylaşacağız.

 

 

Bu tür şark kurnazlıklarını ABB Başkanı Mansur Yavaş neden yapmıyor!

 

 

Çünkü Mansur Yavaş Ekrem İmamoğlu gibi sahte Atatürkçü değil.

 

 

Mansur Yavaş gerçek bir Atatürkçü, Cumhuriyetçi ve altı oktan biri olan Türk milliyetçisidir.

 

 

Tanrı korusun bu oportünist tavırlarla Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı olursa ki asla olası değil, Türkiye yeniden Recep Erdoğan’ın uğrattığı felaketlere döner!

 

 

Ama güzel bir kader olarak Mansur Yavaş Cumhurbaşkanı olursa Türkiye tıpkı Atatürk döneminde olduğu gibi şahlanır!

 

Fotoğraflar: AFP

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sahte diploma
Recep Erdoğan’ın herhangi bir politikası var mı?
Devlet Bahçeli’den sonra MHP’nin başına geçecek lidere vatanseverler çok dikkat etmelidir!