Türk ulusunun ebedi önderi büyük deha yüce Atatürk diyor ki

Türk ulusunun ebedi önderi büyük deha yüce Atatürk diyor ki
31 Aralık 2019 14:52

Sevgili okurlarım AKP iktidarı ile birlikte Recep Erdoğan’ın tek adam demir yumruğu ile Türk ulusunu aslı Arap ırkçılığı olan ümmetçiliğe ve Ortadoğu bataklığına nasıl son hızla yuvarlayıp büyük felaketlere duçar olduğumuzu ve şanlı yurdumuzu milyonlarca Arap ve Ortadoğu nüfus çöplüğü ile doldurduğunu hep birlikte yaşadığımız acılardan çok iyi biliyoruz.

 

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

Ama bunları tuzu kuru olan küt kafalı, zır cahil, menfaatlerini müstevlilerin menfaatleriyle tevhit(birleştirme) eden tuzları kuru Türk düşmanı aşağılık vatan hainleri bir türlü anlamak istemiyor ki zaten Türklüğü tarihten silmek onların küresel abileri tarafından kendilerine verilen tek misyon.

İşte ümmetçiliğin İslamiyet değil kamufle edilmiş bir Arap ırkçılığı olduğunu 1930’larda Yüce Atatürk dile getiriyor ve İslam diye Türk ulusuna yutturulan ilkel Arap yaşam tarzlarının, sahte uydurma dini inançlarının milli bünyemizde yaptığı tahribatları anlatıyor ki bugün artık her tarafımız Arapçılık cerahatı ile dolmuştur.

 

 

Atatürk’ü lütfen dikkatle okuyalım ve tüm Türk aydınları küt kafalı zır cahil Arap tapar beyinsizlerin atraksiyonlarına karşı çok dikkatli olalım!doğu Perinçek riyasetinde Aydınlık

 

“Din birliğinin de bir millet teşkilinde etkili olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz.

 

 

Beyinlerin sulanması

 

 

“Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir etkide bulunmadı. Aksine, Türk milletinin milli bağlarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü, Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde kapsayıcı bir Arap milliyeti siyasetine indirgeniyordu. Bu Arap fikri, Ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa, hayatlarını Allah kelimesinin, her yerde yükseltilmesine hasretmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allaha kendi milli dilinde değil, Allah’ın Arap kavmine, gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve yakarıda bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe, Allaha ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyet karşısında Türk milleti bir çok yüzyıllar, ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta, bir kelimesinin anlamını bilmediği halde Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış, hafızlara döndüler. Başlarına geçebilmiş olan haris serdarlar, Türk milletince, karışık, cahil hocalar ağzıyla, ateş ve azap ile müthiş bir muamma halinde kalan, dini, hırs ve siyasetlerine alet ittihaz ettiler. Bir taraftan Arapları zorla emirleri altına aldılar, bir taraftan Avrupa’da, Allah kelimesinin yüceltilmesi parolası altında, Hıristiyan milletlerini idareleri altına geçirdiler, fakat onların dinlerine ve milliyetlerine ilişmeyi düşünmediler.

 

 

Derin bir gaflet ve yorgunluk

 

 

“Ne onları ümmet yaptılar, ne onlarla birleşerek bir kuvvetli millet yaptılar. Mısırda, belirsiz bir adamı halifedir diye yok ettiler, hırkasıdır diye bir palaspareyi, hilâfet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular, halife oldular. Gâh şarka, gâh garba veya her tarafa birden saldıra saldıra Türk milletini Allah için, peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allaha mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. Milli duyguyu boğan, fani dünyaya kıymet verdirmeyen, sefaletler, zaruretler, felaketler his olunmaya başlayınca, asıl hakiki saadete öldükten sonra ahirette kavuşacağını vaat ve temin eden dini akide ve dini his, millet uyandığı zaman onun şu acı hakikati görmesine mani olamadı. Bu feci manzara karşısında kalanlara, kendilerinden evvel ölenlerin, ahiretteki saadetlerini düşünerek veya bir an evvel ölüm niyaz ederek ahiret hayatına kavuşmak telkin eden din hissi; dünyanın acısı duyulan tokatıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. Türk vicdanı umumisi, derhal, yüzlerce asırlık kudret ve açıklıkla, büyük heyecanlarla çarpıyordu. Ne oldu? Türkün milli hissi, artık ocağında ateşlenmişti. Artık Türk, cenneti değil, eski, hakiki büyük Türk cetlerinin mukaddes miraslarının, son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte, dinin, din hissinin Türk milliyetinde bıraktığı hatıra.

 

 

Millî duygu ve insanî duygu

 

 

“Türk milleti, milli hissi; dini hisle değil fakat insani hisle yan yana düşünmekten zevk alır, vicdanında, milli hissin yanında, insani hissin şerefli yerini daima muhafaza etmekle öğünür. Çünkü, Türk milleti bilir ki, bugün medeniyetin büyük yolunda bağımsız ve fakat, kendilerine koşut yürüdüğü umum medeni milletlerle, karşılıklı keşiflerle insani ve medeni ilişkiler, elbette gelişmemize devam için lâzımdır. Ve yine bilinir ki, Türk milleti, her medeni millet gibi, mazinin bütün devirlerinde keşifleriyle, buluşlarıyla medeniyet alemine hizmet etmiş insanların, milletlerin kıymetini takdir ve hatıralarını hürmetle muhafaza eder. Türk milleti, insaniyet aleminin, samimi bir ailesidir.”

 

 

Kaynak: Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. 23, Kaynak Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 2011, s.84 vd.

 

Doğu Perinçek imzası ile Aydınlık’ta 2013 senesinde yayımlanmış yazıdan alınmıştır.

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Sahte diploma
Recep Erdoğan’ın herhangi bir politikası var mı?
Devlet Bahçeli’den sonra MHP’nin başına geçecek lidere vatanseverler çok dikkat etmelidir!