29 Ağustos 2020

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tarihsel gücü

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tarihsel gücü

Değerli okuyucularımız, Halkın Habercisi ailesi olarak, Kahraman Türk Ordusunun, 2229 kuruluş yıldönümü ve 30 Ağustos Zafer Bayramınız Kutlu Olsun.

 

 

Büyük Türk Milletinin, dini Bayramlar kadar önem verdiği ”30 Ağustos Zafer Bayramını” dini Bayramlar gibi, sevinç ve heyecanla kutlamaktadır. Zafer Bayramı, Türk Silahlı Kuvvetler günü olarak da kutlanmaktadır.

 

 

TÜRK ULUSU VE ORDU:

 

 

Tarihin karanlıklarına gömülü çağlardan günümüze kadar binlerce yıllık hayatı boyunca Türk milleti, her dönemde, sayısız zaferler kazanmasını bilmiştir. Denilebilir ki, zaferin sınırsız zevkiyle olgun maneviyat arasında, hiçbir millet, Türk kadar sıkı bir ilgi kurmayı başaramamıştır.

Savaş, bir milletin haysiyetini ve varlığını ortaya koyduğu en zor sınavdır. Yalnız silahların konuştuğu sanılan bu sınavda ancak maddi güç, manevi değerlerle beslenip desteklendiği sürece zafere ulaşılır. Savaş gibi bir ölüm kalım muhasebesinde başarı şansı, barış döneminin milli beraberliği koruyucu ve pekiştirici çalışmalarıyla çok yakından ilgilidir ve mücadele, çok daha önceleri, barış yıllarında kazanılır veya kaybedilir.

Ordu, ulus gibi, dünü bugünü ve yarını olan süreklilik arz eden bir kuruluştur. kendi yapısına has yerleşmiş bir yasası, düzeni ve disiplini olan ulusal tarihi bir ocaktır. İnsanlara ruh ve beden terbiyesi veren, gönüllere şevk ve heyecan katan bir okuldur (Mektep). Burada yalnız savaş sanatı öğretilmez. Ordunun bir ideali, bir felsefesi ve bir kişiliği vardır. Ordu, bir ulusun tarih içindeki akışını gösteren ana aktif maddesi ve damarıdır.

Yurtiçi ve yurtdışı anarşik-ekonomik ve bölücü terör örgütleri iyi bilmelidirler ki, Kahraman Türk ordusu, şerefli bir geçmişi olan, savaşların tecrübesini damarlarında taşıyan ordudur. Güçlü ordu, çok sayıda ve üstün değerde teknolojik silahı olan ordu değil, cesur, disiplinli, bilgili ve imanlı bir ordudur. Kahraman Türk ordusu, yalnız savaşmasını, yalnız ölmesini bilen ordu değil, kalbinde Allah korkusu ve ruhunda taşıdığı vatan sevgisi ile kazanmasını da bilen ordudur.

Kahraman Türk ordusunun temel özelliklerinden biri de tarihi ve ulusal bir kuruluş olmasıdır. Bu ordunun, ancak tabii ve asıllı bir varlığın hayatında görülebilen, yapısına özel bir yasası, bir düzeni ve hepsinin üstünde sağlam bir geleneği vardır. Türk ordusunda tarihi geleneği, orduyu ayakta tutar. Çünkü mensuplarındaki disiplin ruhu ve görev anlayışı, kuşaktan kuşağa geçen bir mirastır. Askerliği san’at haline getirenlerin ve bu san’ata son derece bağlı olanların oluşturduğu Kahraman Türk Ordusunun mensupları için en büyük şeref, o elbiseyi giymek, o ocakta en yüksek yere çıkmaktır.

 

 

Yiğitlik, fedakarlık, çalışkanlık, disiplinli olmak ve üretime önem vermek gibi nice özellikleri kapsayan Türk Silahlı Kuvvetlerinin belirgin özelliklerinden biri de ordu-ulus olmasıdır.

Gerçekten Kahraman Türk ordusu, sadece bölünmez bir bütün olan Türklüğü temsil eder ve onun emrindedir. Çağlar, hanedanlar, hükümdarlar, dinsel kişiler, partiler, hükümetler, rejimler değişmiş, fakat Türk Ordusunun yönü, rengi, felsefesi ruhunda olan ana aktif maddesi değişmemiştir. O, daima Türk Devletinin ve Milletinin emrinde ve hizmetindedir. Bu bakımdan Türk Ordusunun, başka ülkelerin ordularıyla karşılaştırmaya, onlarla bir tutmaya imkan yoktur. Konuya dışarıdan bakanlar için sorun basit gibi görünse de aslında stratejik önem taşımaktadır.

Türk Ordusu, kendi içyapısında gelenekçi olduğu kadar ulusal sorunlarda ilerici, uygar özgürlükten yanadır. İşte bu milliyetçilik duygusudur ki ordumuzu her fedakarlığı yapmaya sevk etmektedir.

Vatan sevgisi, bütün insanlarda yaygındır ama Türklerde daha çoktur ve ilk sırada yer alır.

 

 

Türk, şiddetli savaşlarda kaçmayı tüm aklından çıkartmış, ya zafer, ya da ölüm diyen ve elinden gelen hiç bir şeyi esirgemeyen bir adam gibidir. Bu bakımdan Türklerle kıyaslanabilecek hiç bir ordu yoktur. Harici hedefe gözünü uydurup bir ok atıncaya kadar Türk 10 tane atar. Anarşik-ekonomik terörler ve domuz eti satan raf bedeli terörü, iyi bilmelidirler ki, Türkün ikisi önünde, ikisi arkasında dört gözü vardır.

Türk asıllı Hindistan vatandaşı Albay Abdurrahman Çağrı Timurhan diyor ki: “Türkler de insanların bir bölümüdür; ancak onlar en güçlü, savaşta bile tarih de, mağlup olmaları en zor olan insanlardır.”

“Başka ülkeler bir kere yenildiler mi artık tümüyle mağlup olurlar. Oysa ki Türkler çekilseler bile ateş ve ölüm saçarak çekilir, geri çekilirken de saldırırken yaptığı gibi okuyla vurur ve çevresinden kimse kurtulmaz.”

Kişi, nasıl ki kendini korumak için özüne ve bileğine güvenirse kişilerin birleşmesinden meydana gelen boylar da, tarih boyunca, kendilerini korumak için düzenli bir kuvveti hazır tutmak zorunluğunu duymuşlardır. Sonradan “ordu” adını alan bu düzenli ve bu hazır kuvvet, boyların birleşmesinden doğan devletlerin savunmasında da en önemli etken olmuştur.

 

 

Dünyanın en eski boyu olan Türk’lerin askerlik güçleri, kendilerini koruyan orduları da adları kadar eskidir. Bu bakımdan biz, Türk Ordusunun Türk adı kadar eski olduğu, bu nedenle Türk adını incelemekle Türk Ordusunun başlangıcına kadar inebileceğimiz gerekçesinden hareket ederek, tarihte Türk adının ortaya çıkışına değinmek istiyoruz.

Bugünkü bilim dünyasında “Türk” adının M.S. 6. yüzyılın ortalarında GÖKTÜRK’ler tarafından kurulmuş olan GÖK-TÜRK HAKANLIĞI ile “ÇOUŞU” da Gök Türk birliğini göstermek için 542 yılında ve Batı Wei İmparatoru T’ai-Tsu’nun Hök Türk Hakanı BUMİN’e elçi göndermesiyle 545 yılında yazılı olarak çıkmıştır.

Türk ulusu, her zaman ve her vesile ile toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını korumada emsalsiz görev aşkıyla dolu olan ordusuna, güvenerek Zaferlere varmıştır.

26 Ağustos 1922 sabahı Sakarya kıyılarında şaşkına çevrilen gafil düşman kuvvetleri, 30 Ağustos ‘ta bozguna uğratıldı. Böylece Başkomutanın “Düşman ordusu behemahal imha olunacaktır.” şeklindeki kesin emri yerine getirilmiş oldu. Eskişehir, Afyon hattına, oradan da İzmir’e kaçan düşman vatanımızı terk etmek zorunda kaldı.

30 Ağustos Türk tarihinde bir dönüm noktası olmuş, var veya yok olma mücadelesinde, Türk milleti var olduğunu dünyaya bir kere daha ispatlamıştır.

İslam dinine göre Vatan savunması ve kahramanlık ruhu; İmandaki heyecan, sadakat ve samimiyetin bir neticesidir. Büyük Türk Milleti, dahili ve harici “İhanet şebekesi” nanarşik-ekonomik terör örgütlerine, 15 Temmuz da riyakar düşmana karşı zaferini kanıtlamıştır.

Şehadet şerbetini içebilmek, o mertebeye erişebilmek, mukaddes değerler uğruna can verip, kendisinden sonraki nesillere rahat bir vatan bırakabilmek, Türk İslam ahlakında yer alan, gelenek ve şereflerin en büyüğüdür.

 

 

İKİ KAHRAMAN TÜRKÜN, AUSTRALİA-SİLVER-BROKİN HİLL ZAFERİ !

 

 

Bu zaferin, Türk eğitiminin tarih derslerinde neden yer almıyor?

Türk Milleti’nin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak isteyen; iç-dış vatan haini riyakar “İhanet şebekeleri” iyi bilmelidirler ki, yakın tarihimizden İman, Cesaret ve kahramanlık abidesi iki Kahraman Türk’ün, Avusturalya-Silver şehri, Brokin Hill savaşında, gerçekleştirdiği büyük Zafer’i, sizlerle paylaşmak istiyorum:

“ 1914 Yılında Avusturaliya’nın Silver şehrinde, çalışarak hayatlarını idame eden iki isimsiz Kahraman Türk; Genel Vali’nin (Cumhurbaşkanı) karşısına çıkıp efendim halifemiz size karşı savaş ilan etti, izin verin gidelim Vatanımızda sizinle savaşalım; burada sizin ekmeğinizi yiyoruz. Genel Vali (Cumhurbaşkanı), “ Adabınızla oturun yerinizde işinize bakın, bizi tehdit mi ediyorsunuz?” diye iki Türk’e çekişir. Bu cevaba, iki Kahraman Türk, ”Eh bizden günah gitti.” diyerek vali’nin (Cumhurbaşkanı) yanından ayrılmışlar.

Her şeylerini satıp cephanelik edinmişler, Türkiye’ye gemi ile sevk edilmek üzere Anzak’ları limana taşıyan trenin geçeceği bir vadiye barikat kurduktan sonra, elleriyle yaptıkları Osmanlı bayrağını ağaca bağlayıp göklere çekmişler, daha sonra namazlarını kılmışlar, helalleştikten sonra trenin barikatta durmasını beklemişler. Tren barikatta durur durmaz hemen ateş etmeye başlamışlar. Bilanço: yüzlerce ölü ve yüzlerce yaralı olmuş. Bu iki isimsiz Kahraman Türk, orada şehit oluyor ve aynı yerde defnediliyor.

Avusturalya ordusu da, o bölgede Osmanlı ordusunu aramaya başlamış ve bakmışlar ki bu zafer, iki kişi tarafından gerçekleştirilmiş.

İki Kahraman Türk’e, adabınızla oturun, bizi tehdit mi ediyorsunuz diyen genel Vali (Cumhurbaşkanı), üzüntülü bir vaziyette, başını eğerek şehitlerin naaşını hayretle selamlayıp ayrılmış. Daha sonra şehitlerin naaşı, şehit oldukları yerde defnedilmiş.

 

 

Harici ve dahili bencil-çıkarcı vatan hainleri, anarşik-ekonomik terörü oluşturanların adresi olan raf bedeli şartını uygulayanlara, hodri meydan! Bu bir hikaye ve yorum değil. Tarih hiç bir zaman yalan söylemez. İtirazı olan varsa buyursun…

Değerli okuyucular, raf bedeli şartı nedir? İnsanların günah ve suç işleme adresidir. Türk sanayicisinin ve çiftçisinin, ürettiği ürünleri, raf bedeli şartı ile alıyorlar. Ayrıca aldıkları ürünlerin bedelini üç ay sonra veriyorlar, buna itiraz olunamaz. Sanayici-çiftçi, raf bedeli çıksın diye işçilerin işine son vermek zorunda kalıyor. İşten çıkarılanlar da, günah, suç işlemeye ve Fetö gibi “İhanet şebekeleri” ne sığınıyorlar. İşsiz kalan insanlarla ve Türk sanayicisinin zor duruma düşürmek, zafer kazanmanın en büyük engelidir.

NOT: Rafbedeli şartı, her türlü anarşik, ekonomik terörden ve Fetö’dan daha daha tehlikelidir. Türk milleti olarak bunun bilincinde olmalıyız.

Değerli okuyucularımız,

30-Ağustos Pazar günü, vatan şehitlerinin ve atalarının ruhlarını şad etmek için, Kur’an-ı Kerim okumasını bilenler Kur’an, bilmeyenler ise bilgileri dahilinde Sureler okuyup Dua etmelidirler.

Bu duygu ve düşüncelerle Cennet Vatanımızı bizlere kanları ve canları pahasına miras bırakan Vatan şehitlerimizi ve Cumhuriyetimizin kurucusu Kahraman ordularımızın başkomutanı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’Ü ve cümle silah arkadaşlarını rahmet ve minnetle anar. Hasta ve yaralılara acil şifalar dileriz.

Cenab-ı Allah, bu COVİD-19 salgınından, cümlemizi korusun.

 

Kaynakça:

 

Doruk dergisi, Ordu özel sayısı

Diyanet işleri başkanlığı, 207 No’lu yayını

İslam dininin Nurlu Yolu Yazar: Osman Bayülken 1959

 

Yorumlar

Yorumlar

 | 
 |