Türk Ordusu’nun başına geçirilen ikinci çuval ve bir anekdot

Türk Ordusu’nun başına geçirilen ikinci çuval ve bir anekdot
4 Kasım 2016 09:17

Türk ordusunun başına birinci çuval 3 Temmuz 2003 tarihinde Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde işgalci ABD askerlerince geçirilmiş ve şanlı Türk ordusu tarihinin en büyük hakaretine uğrayarak taammüden küçük düşürülmüştür ki, bu unutulmaz büyük bir yaradır; ilk fırsatta bunun intikamı çok acı bir şekilde alınmalıdır.

 

 

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

Aksi halde Türk milletinin ve tarhi şan ve şerefle dolu kahraman Türk ordusunun kamusal vicdanı hep acı içinde kıvranacaktır.

 

Ve, Türk tarihinde ilk defa olarak kendi hükümeti tarafından Türk ordusunun başına çuval geçirme olayı 29 Ekim 2016 Tarihinde yüksek rütbeli Türk komuta heyeti binlerce general ve subayın Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Paşanın ebedi istirahatgahı Anıtkabir’i ziyaretinde üstlerinin başlarının alt rütbeli astsubaylara arattırılmasıdır ki, ABD asakerlerinin 3 Temmuz 2003 tarihinde geçirdikleri çuvaldan daha çok acı vericidir ve affı olası olmayan bir durumdur.

 

Böyle bir olay gaflet ve dalaletten ötedir ve tasarlanarak yapıldığı ortadadır.

 

Neden?

 

Orduların temeli disipline dayanır.

 

Dünya devletlerinin en en disiplinsiz ordularında bile alt rütbeliler aslab ve katiyetle üst rütbelinin üstünü başını aramadığı gibi görev esnasında göz ucuyla manalı manalı yan bakarak hakaret dahi edemez.

 

Hele Türk ordusunun tarihsel sürecinde, Türk genetiğine uygun olarak gelişmiş ve yerleşmiş disiplin anlayışına tamamen aykırıdır.

 

Bunu anlamak için bir insanın damarlarında asil Türk kanı taşıması gerekmektedir ki, bu nedenle Atatürk ”Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” hakikatını çok veciz bir şekilde Türk milletine yüksek hitabet gücüyle beyan etmiştir.

 

Bakın neden Türk ordusunun temeli yüksek disipline dayanır ve ”Ordu-millet’‘ kavramı neden tarihsel süreç içerisinde Türk milletinin genetik olarak paradigmasına-zihniyetin yerleşmiştir.

 

Bu konuda öncelikle Türk ordusunun kuruluşundaki asaleti çok iyi görmek gerekir.

 

Türk ordusunun kuruluşu Büyük Hun İmparatoru Mete Han tarafından M.Ö. 209 tarihinde gerçekleştirilmiş ve çok yüksek bir disipline dayalı olarak teşkil edilmiştir.

 

Büyük Türk İmparatoru Mete Han tarafından kurulan ilk Türk ordusu 10 bin atlıdan oluşturulmuş ve bu birliğe tümen adı verilmiştir.-bugünkü askeri tümen ve diğer kavramlar adlarını bu ilk kurulan Türk ordusundan almakktadır-

 

Büyük Türk Hakanı Mete Han, on bin kişilik tümeni binlere bölmüş, başına getirdiği komutana binbaşı, bin kişilik askeri yüzlere bölmüş ve başına getirdiği komutana yüzbaşı adını vermiş, yüz kişilik askeri birliği de onar kişik birliklere bölmüş ve başına getirdiği komutana onbaşı adını vermiştir ki, bu birliklerin komutanları bugün olduğu gibi emir-komuta zinciri içerisinde ve alt rütbelinin bir üst rütbedeki komutandan emir almadan hareket etmediği yüksek bir disiplin içinde bağlı idi.Alt rütbelinin bir üst rütbeliye askeri disiplin gereği zerre kadar saygısızlık yapmadığı ve üst komutanı asla ve katiyetle kontrole kalkamayacağı yüksek Türk ruhu vardı, kurulan bu görkemli ordunun temeline.

 

Büyük Türk komutanı Mete Han’ın kurduğu Türk ordusundaki bu örgütlenme modeli günümüze kadar uzanan yelpaze içerisinde hüküm sürmüş, diğer Türk devletleri ile süregelmiş; özellikle Göktürkler, Uygurlar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Türk ordusu dünyanın sayılı orduları arasında yerini almış ve Kurtuluş Savaşı’ndan itibarende kahramanlıkları ve yüksek disiplini Cumhuriyet tarihi boyunca dost ve düşmanlarımızın hayret edercesine dikkatlerini çekmiştir.

 

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Türk general ve subaylarının astsubaylar tarafında üst-başlarının aranması Türklükle ilgisi olmayan 7.Yüzyıl ve öncesi çöl bedevilerinin zihniyet ve uygulamalarıdır.

 

Neden?

 

İslam tarihine baktığımız zaman, yabanıl(vahşi) bir yaşam süren Arabistan çöl bedevilerinin çoğu adet ve gelenekleri İslam’a geçirilmiş, bu arada müşrrik soyguncu Araplar’ın eşkıyalığa dayalı savaş ve askeri anlayışları da maalesef yerleşmiştir.

 

Bununla neyi kastediyorum?

 

İslam Arap tarihinin bir çok savaşlarında ordusu yenilen gerçek komutanla, ordusu büyük başarılar kazanmış gerçek komutan görevlerinden alınmış ve yerlerine en alt rütbedeki askerler başkomutan olara getirilmiştir.

 

Ordusu yenilen komutanlar talancı Arap zihniyetine dayalı olarak, ganimet ve yağma malları getirmedikleri için, zafer ve büyük başarılar kazanmış komutanlar da şımarmaları, güya gururlanmamaları için rütbeleri er seviyesine indirilerek görevden alınmış, er seviyesindeki kişiler ise başkomutanlığa getirilmiştir.

 

Yani bir çapulcu Arap paradigması olarak komutanların gururları kırılarak ezilmişlerdir.

 

Bugün yabanıl(vahşi) Arap zihniyetini İslam’ın bir umdesi, Peygamber’in bir sünneti olarak algılayanlar bunu şimdi Türk ordusunun tüm subay ve generallerine uyguluyor, gururlarını kırıp ezmek için astsubaylara üstlerini başlarını arattırıyor.

 

Generaller ve diğer subaylara uygulanan küçük düşürücü hakaretlerin hepsi bu bağlamda yapılmaktadır.

 

En az iki asırlık subay ve kurmay yetiştiren askeri okulların kapatılmasından tutunda subay yetiştirecek yeni çakma okulların başlarına ilgisiz kişilerin getirilmesi İslam sandıkları çapulcu Arap paradigmasının uygulanmasından başka bir şey değildir ve bu yollala Peygamber sünnetini uyguladıklarını, yüksek sevaplar kazandıklarını sanmaktadırlar.

 

Çünkü başarılı komutanlar Hz.Ömer zamanında bile gururları kırılsın diye görevden alınmış ve yerlerine er saviyesindeki askerler başkomutan olarak getirilmiştir.

 

Örneğin, dünya tarihinin gerçekten en başarılı komutanlarından olan-savaş tarihçileri onu dünyanın en başarılı generallerinden olarak kabul ederler-Halit Bin Velit, Hz.Ömer zamanında gururu kırılıp kibirlenmesin diye başkomutanlık görevinden alınmış, yerine er seviyesindeki biri atanarak, bu askerin emrine verilmiştir.

 

İşte bu uygulama Arap zihniyetidir ve bugün Türk ordusuna bu usul uygulanmaktadır ki, bu iktidar devam ettiği sürece bu çirkin durum hızını artırarak devam edecektir.

 

Çöl Arab’ı çapulcu askeri anlayışının Türk ordusuna uyşmayan kanının uygulanması!

 

Böyle bir uygulama kahramanlığa, yüksek disipline ve askeri stratejilere dayanan Türk ordusunu tez zamanda çökertir.

 

Şimdi gelelim meselenin bamteline ve aktaracağım anekdotlara.

 

Öncelikle şunu belirteyim ki, Türk general ve subaylarının alt rütbedeki astsubaylara üstlerini ve başlarını aratmaları asla Türk komutanlarının kabul edeceği bir durum değildir.-astsubay kökenli okurlarım sakın kendilerini küçük gördüklerimi sanmasınlar, bilakis askerde asteğmen olarak görev yaptığım için onların ne kadar bilgi yüklü olduklarını yakından biliyorum; çünkü görev yaptığım birlik astsubay yetiştien bir okuldu ki, daha açık deyimle Mamak Muhabere Okulu Astsubay Kurs Bölüğü’nde takım komutanı olara görev yaptım; ben sadece astsubaylarımızında çok iyi bildikleri gibi bir ordunun, hele Türk ordusunun olmazsa olmazı olan disipline vurgu yapıyor ve bunun çöl Arab’ı anlayışıyla nasıl yıkılmak için uğraşıldıına işaret ediyorum-

 

2225 yıl önce Büyük Türk Hakanı Mete Han tarafından kurulmuş olan ve bugüne kadar yüksek disiplin ve Türk komutanı olmanın gururuna en iyi örneği görevi sırasında Genel Kurmay ikinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun kahraman Türk ordusunun general ve subaylarına yakışır bir şekilde sergilemiştir.

 

Tarih 19 Kasım 2006; Orgeneral Ergin Saygun bir bir dizi askeri görüşmelerde bulunmak ve askeri tesisleri incelemek üzere ABD’dedir.Tüm görüşmeleri yapar Orgeneral Saygun, en son olarak Uusal Güvenlik Konseyi Başkan yardımcısı ile görüşme kararlaştırılır ki, bu da Beyaz Saray’da olacaktır.

 

Orgeneral Saygun Beyaz Saray’a gider ve görüşme ofisine girerken geiriş noktasındaki X-ray cihazından alarm sesleri çıkar, çünkü Saygun resmi elbiseidir ve üzerindeki metal düğmelerden dolayı cihaz ötmeye başlamıştır.X-ray cihazının başındaki görevli Orgeneral Saygundan ceketini çıkarmasını ister ama buna asil ve şerefli bir Türk subayı olarak itiraz eder.Ceketini çıkarmadan içeriye alınmayacaksa görüşmeyi yapamayacağını söyler ve nitekin bu şekilde görüşmeden geri döner.

 

İşte bir Türk general ve subayının Mete Han’dan gelen soylu tavrı budur.

 

Şimdi Japonya’dan bir örnek verelim.

 

19 Mart 2008’de Japonya’da görevli ABD donanma birliğindeki bir asker taksi şoförünü öldürünce bölgedeki halk ayağa kalkar ve olaylar çıkar; oradaki ABD donanma komutanlığı bu katil askeri, Japon hükümetine teslim ettikleri gibi komutanlıktaki yüksek rütbeli tüm amiral ve subaylar o şehrin belediye başkanını ziyaret ederek, başlarını sanki secde ederek eğip hürket tazimde bulunup belediye başkanından yalvarırcasına özür dilemişlerdir.

 

Şimdi kendimin yaşadığı bir anekdotu anlatmak istiyoru.

 

Tarih Nisan 2005; milletvekiliyim ve seçildiğim AKP’den ayrılalı henüz bir ay olmuş.-bugünün acılarını yaşadığımız süreci en iyi şekilde gördüğüm için ne kadar vicdani bir iş yaptığımın onuru içindeyim-

 

O tarihte ABD Bakanlığı müsteşarı Türkiyeye gelmişti, faaliyetleri kapsamında partilerin bir kısım milletvekilleri ile Büyükelçilik’te görüşme talebinde bulunmuş, bu bağlamda ben de davetliydim.Randevu verilen saatte ABD Büyükelçiliğine gittim ve kontrol noktasından giriş yaptım; aynen yukarda anlattığım gibi içeriye girerken üç şey istediler:Kimlik, cep telefonunun giriş noktasında bırakılması ve x-ray cihazından geçilmesi.Ben bunların üçüne de karşı çıktım, Türk milletvekilinin dokunulmazlığı olduğunu, bizi Türk yetkililerinin arama yetkisi olmadığını, ABD Büyükelçiliğinin bunu yapmaya kalkmasının bir küstahlık olduğunu, ırarlı oldukları taktirde görüşmeden geri döneceğimi kendilerine bildirdim.İçeri ile yaptıkları görüşme sonucunda istekleri olan üç şeyi yapmadan ben görüşme ofisine geçtim.Ve müsteşarın son derece nazik davranışları ile karşılaştım.Görüşme sırasında en çok söz hakkı bana verildi ve sözüm asla kesilmedi müsteşar tarafından.Aynı zamanda bu görüşmeye çok hazırlıklı ve dersime çalışarak gitmiştim.ABD’de büyükelçi olarak görev yapmış bir tanınmış isim ve diğer ülkelerde görev yapmış emekli büyükelçilerle müzakere ederek konuşma metnini hazırladım ve cesurca konuştum.

 

Bu anlattıklarımın doğruluğunu teyiden o gün çağrılan milletvekillerinin adlarını verebilirim.

 

O gün AKP’den bugünün Tarım Bakanı olan Faruk Çelik, yine sonradan Devlet ve Milli Eğitim Bakanı yapılan Nimet Çubukçu ile o zamanki İstanbul milletvekili Zeynep Karahan Uslu vardı.İktidar parti milletvekillerinin sözlerini müsteşar nerede ise azarlayarak kesip kısa konuşturuyordu.Bu iktidar partisi milletvekillerinden böyle bir görüşme yapmadık itirazı gelirse, sonradan aynı partide-Anavatan-buluştuğumuz arkadaşımız İzmir milletvekili Serpil Yıldız da bu görüşmeye davetli olarak tanıklık yapacaktır.

 

Bu anekdotta esas anlatmak istediğim husus hangi görevde olursanız olun, bilhassa Türk ordusunda subay olarak gururunuzu korursanız sizi kimse küçük düşüremez.

 

Anıtkabir’de Yüce Atatürk’ün manevi huzurunda üstü başı astsubaylarca aranan general ve subaylar buna uygar şekilde itiraz edip, olmuyorsa en azından geri dönselerdi hem küçük düşmezlerdi hem de 2225 yıllık Türk ordusu tarihinde ilk defa kendi yöneticileri tarafından rencide edilmezdi.

 

10 Kasım Büyük Atatürk’ün sonsuzluğa uğurlanışının yıldönümü geliyor.

 

O gün yine Türk subay ve generalleri yani yüksek komuta heyeti Anıtkabir’de olacak ve yine üstleri başları yüksek bir olasılıkla alt rütbedeki astsubaylar tarafından Türk ordusunun ruhuna aykırı olarak aranacak, belki de bu defa bu aramaları Arap paradigmasına uygun olarak gururları iyice ezilsin diye erler bile yapacak.

 

Çünkü bu hükümet on dört senedir ufaktan eze eze, deneye deneye Türklük izlerini ezerek yok etmede en yüksek noktaya çıkmıştır.

 

Bu hükümetin stratejisi budur.

 

AKP hükümeti İllaki Türklüğü tüm kurumlarda yok edip, 7.Yüzyıl ve daha eski Ortaçağ çapulcu Arap yaşamını, adetlerini, dilini, gerici düşüncelerini Anadolu’ya egemen kılmak istemektedir.

 

Her seviyedeki okullara konulan Arapça dersleri, Araplar’ın sabah namazına uygun olması için saatlerin mevsimsel olarak geri alınmayışı,-çünkü işe gitmek için yataktan kalkış saatleri sabah naqmazına denk geliyor-üç milyondan fazla Suriyeli Arab’ın Anadolu topraklarına yerleştirilmesi-yeni bir göç dalgası ile bunu bir anda beş altı milyona çıkarabilirler çünkü bahaneye bakıyorlar-ve daha bir çok dehşet verici uygulama Anadolu’nun Araplaştırılması içindir ki, esasen bu ayrı bir yazı konusudur.

 

Yazımın sosyolojik bir analiz olduğunu ve ilgililerce dikkatle okunması gerektiğini beyan ederek şimdi 10 Kasım’da Türk subay ve generallerinin başına üçüncü bir çuval geçirilecek mi? diye izliyoruz.

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Dersimli Kemal ve Atatürk karşıtı ekibini CHP seçmeni partiden süpürüp atacaktır
Hatt-ı Müdafaa Yoktur, Sath-ı Müdafaa Vardır; O Satıh Bütün Vatandır ve CHP’ye yeni lider
Düşmanınız hata yaparken asla onu rahatsız etmeyin!