Türk milletinin sırtındaki büyük bela: İslam coğrafyası!

Türk milletinin sırtındaki büyük bela: İslam coğrafyası!
31 Mart 2020 17:41

Değerli okuyucularım, tarihsel süreç içerisinde Türk milleti kadar İslam’a bağlı ve İslam’ın çıktığı kavim olan Araplara ve daha sonraları Müslüman olmuş uluslara canıyla, malıyla, tüm servetiyle hizmet etmiş ikinci bir milleti yeryüzünde bulamazsınız.

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

Öncelikle ve kısaca şunu belirteyim ki, İslam’ın kurucusu Hz. Muhammed’in sağlığında söylediği hadisler sonucunda Araplar Türkleri Müslümanlaştırmak için milli bir hedef saptamışlardır.

 

 

Türkler’le ilgili olarak Hz. Muhammed o kadar çok hadis söylemiştir ki, Araplar Türkleri yenilmesi ve yok edilmesi gereken bir ırk olarak algılamışlardır.

 

 

Burada Türkler’le ilgili Hz. Muhammed’in söylediği hadislerin analizini elbette yapmak istemiyorum ama onun vefatından sonra Araplar kısa süre sonra aldıkları Peygamber mesajı ile Türk yurtlarına saldırmaya başlamışlardır.

 

 

Kuran’dan sonra İslam’ı en temel kaynakları olan ‘’Kütüb-ü Sitte’’ denilen 6 sağlam, sahih hadis kitaplarında ve daha birçok hadis kitaplarında Türkler’le ilgili hadislerin çok açık bir şekilde bulunduğunu belirterek Türklere karşı ilk saldırının Emevi Arap devleti döneminde Arap komutanı, azılı Türk düşmanı seri katil Kuteybe ile başladığını belirtelim.

 

 

Türkler Araplara karşı çok şiddetli bir şekilde direnmekle birlikte Arap katili Kuteybe girdiği tüm Türk kentlerini yakıp yıkmış, yağmalamış, halkını toptan katletmiş, kadınlarına askeleri ile birlikte tecavüz edilmiş, genç ve güzel kızları ile genç delikanlıları tutsak alınarak Arap yurtlarında köle pazarlarında satılmıştır.

 

 

Araplar bunu neden yapıyorlardı?

 

 

Hz. Muhammed’in Türkler’le ilgili söylediği hadislerden algıladıkları bu ırkın yok edilmesi gereken mahluklar olduğu yönündeydi.

 

 

Araplar Türklere karşı bu hadisler nedeniyle o kadar çok kin besliyorlardı ki, ‘’Türk kanı ile değirmende öğütülen undan ekmek yapıp yemeye’’ bile komutanları yemin etmişti ve galip geldikleri bir savaşta bunu yaparak, o kadar çok Türk kanı akıttılar k, değirmeni bu kanla döndürüp ekmek yiyerek yeminlerini yerine getirdiler.

 

 

Araplar bir savaşta o kadar çok Türk kestiler ki, belki 30 km. yol boyunca hepsini ağaçlara astılar.

 

 

Resmi tarihçiler ‘’Türkler kendiliğinden Müslümanlığı kabul ettiler’’ iddiasında bulunurlar ama bu doğru değildir.

 

 

Türkler, Araplara karşı 300 yıl direndiler, savaştılar Müslüman olmamak için.

 

 

Miladi 600’lü yıllarda başlayan Arap-Türk savaşları bin’li yıllara geldiğinde tamamlanmıştı, çünkü tüm Türk boyları artık Müslüman olmuştu.

 

 

 

Türklerin tamamen Müslüman olmasıyla birlikte İslam coğrafyasını ve orada yaşayan Müslümanların hamisi, koruyucusu durumuna geldiler.

 

 

Çünkü çok kahraman ve saf bir millet durumundaydılar.

 

 

Araplar tüm askeri teşkilatları kahramanlıkları, saflıkları ve cansiperane İslam’a bağlılıkları nedeniyle Türklere bırakmışlardı.

 

 

 

Türkler artık o kadar bir manevi yük yüklendiklerini sanıyorlardı ki, Arapları ve tüm Müslüman kavimleri korumak sanki onların boyunlarına Tanrı tarafından yüklenmiş bir görevdi.

 

 

 

Hz. Muhammed’in ümmetçilikle ilgili söylediği hadisleri Peygamber ve Tanrı mesajı olarak algılıyorlar ve ümmeti korumak için mallarını, mülklerini, canlarını gözlerini kırkmadan feda ediyorlardı.

 

 

 

Haçlı savaşları sırasında Selçuklu devleti olmasaydı ta Arabistan’a kadar inecek olan Haçlı sürülerinin İslam’ı yeryüzünden kaldıracakları ve Arapları toptan yok edecekleri kesin gibiydi.

 

 

 

Ama Türk kanı hem İslam’ı, hem de Arapları yok olmaktan kurtardı.

 

 

Osmanlı Devleti döneminde, özellikle Arap ülkelerinin Devlet-i Aliye topraklarına katılması ve şeklen de olsa halifeliğin Türklere geçmesi ile birlikte tüm Araplar ve güney Asya’daki Müslüman topluluklar her bakımdan koruma altına alındı.

 

 

 

Türkler yemiyor, Araplara yediriyor, Anadolu’nun tüm servetlerini ümmetçilik adına öncelikle Araplar olmak üzere tüm Müslüman coğrafyasına akıtıyorlardı.

 

 

 

Türkler canlarını Araplar, tüm Müslüman topluluklar ve kutsal Mekke-Medine için uğrunda gözlerini hiç kırpmadan veriyorlardı.

 

 

 

Yüz yıllarca bu böyle devam etti, Anadolu’nun tüm varlıkları İslam coğrafyasına akıtıldı, Türkler ise bu coğrafyada yaşayan insanlar için ümmetçilik adına, Peygamber hatırına canlarını verip, kanlarını akıttılar.

 

 

 

1.Dünya savaşına gelindiğinde bin yıl kendileri uğrunda mallarını, canlarını feda eden Türklere karşı Araplar İngiliz askerleri ile birlikte Türkleri arkadan vurup, sırtlarından hançerlediler.

 

 

 

Arabistan, Yemen, Filistin, Suriye ve kuzey Afrika Müslüman ülkelerinde 100 binlerce Türk askeri Araplar uğrunda ve Araplar tarafından çöllere gömüldü.

 

 

 

Çünkü ümmetçilik kurnaz Arapların, Türkleri kendi uğurlarında kullanmak için ortaya attıkları bir safsata idi ki, kendileri buna asla inanmıyorlardı.

 

 

Araplar, ümmetçilik denilen ilkel/arkaik düşünceye inanmış olsa idi öncelikle kendi aralarında bugün birlik sağlayabilirlerdi.

 

 

Aynı zamanda bir Osmanlı subayı olan Mustafa Kemal 1.Dünya Savaşı sırasında Araplar başta olmak üzere tüm Müslüman coğrafyasının emperyalist ülkelerin işgalinden kurtarmak için hemen hemen her cephede savaşmış ama Arapların Türkleri kalleşçe sırtından vurduğuna bizzat savaş meydanlarında tanık olunca paradigma/zihniyet değişimine gidip ta o zamanlar ulus devlet kurmaya karar vermiştir.

 

 

 

Evet, 1.Dünya Savaşı’nda Arapların Peygamber hadislerine dayandırdıkları Türk düşmanlığı bilinçaltları hortlamış, tıpkı Arap seri katili Kuteybe’nin Türkistan’da yaptığı katliamlara eşdeğer katliamlar yapmışlardır.

 

 

 

Türkler, Araplara çok safiyane bir şekilde canlarını, mallarını feda ederken onlar asla içlerindeki bize karşı besledikleri öcü unutmadılar ve her fırsatta arkadan hançerlediler.

 

 

İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu acıları birebir yaşadığı için keskin bir paradigma değişikliği ile Misak-ı Milli sınırları içinde ulus devleti kurarak ümmetçiliği ve ümmetçi düşünceyi Türk devlet felsefesinden silip atmıştır.

 

 

 

Cumhuriyet tarihi boyunca bazı tökezlemelere rağmen bu felsefe devam etmiş, ta ki imam hatip kafalı AKP iktidarı gelinceye kadar.

 

 

Araplar’la ilişkiler yeniden sıkılaştırılmış ve Türk insanının mal varlığı Müslüman ülkelere ümmetçilik adına akıtılmaya başlanmıştır.

 

 

Bir felakete uğradığında tüm İslam coğrafyasındaki Müslüman topluluklara bile kendi insanımız açlıktan kırılırken yardımlar gönderilmiştir.

 

 

 

Örneğin Myanmar’daki(Burma) Müslümanlara bile harıl harıl yardımlar gönderilmiştir.

 

 

Bizim topraklarımız ekilip biçilmezken Sudan’da sırf onlara yardım olması için toprak kiralanmıştır.

 

 

İslam coğrafyasının değişik ülkelerinde ve çok sayıda Türk milleti açlığa mahkum edilerek camiler yaptırılmıştır.

 

 

Arapları ve diğer Müslüman kavimleri korumak için İslam coğrafyasının değişik ülkelerine asker gönderilmiştir.

 

 

Batı dünyasının 2 yüz yıl sömürüp yeraltı, yerüstü kaynaklarını yok ettiği Afrika ülkelerine her türlü yardım yapılıyor, su kuyuları açılıyor.

 

Ciltlerce kitaplara sığmayacak çoklukta Türk milletinin mal varlıkları İlam coğrafyasına oluk oluk akıtılmakta iken bizim insanımız açlıktan kırılmaktadır.

 

 

Bu yazıda esasen belirtmek istediğim konu ise aslında çok farklı.

 

 

Recep Erdoğan döneminde mal varlıklarımızın İslam coğrafyasına oluk oluk akıtılması ve Atatürk tarafından yok edilen ümmetçiliğin yeniden uygulamalarla birlikte gündeme getirilmesi ile birlikte Türk milletinin ebedi vatan parası olan Anadolu toprakları kavimler göçü ile işgal ediliyor.

 

İslam coğrafyasında yaşanan aşırı yoksulluklar, sefalet, özgürlüklerin yok olması nedeniyle her gün buralardan on binlerce ipini satan vasıfsız, cahil, nobran insanlar Anadolu topraklarının yolunu tutuyor.

 

 

 

Bu vasıfsız insanlar Türkiye’de ümmetçiliğin Recep Erdoğan sayesinde geçer akçe haline geldiğini çok iyi biliyorlar.

 

 

Aslında bu vasıfsız insan gruplarının ümmetçilik düşüncesi ile zerre kadar düşünsel ilişkileri yok, sadece fırsat bu fırsattır diye bunu kullanıyorlar.

 

 

Ve, akın akın Türkiye’ye doğru geliyorlar.

 

 

Afganistan, Pakistan, Bangladeş, Hindistan, İran, Irak, Suriye, Ürdün, Filistin, Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Sudan, Habeşistan, Uganda ve onlarca Afrika’nın siyah insanları yurdumuza her gün on binler halinde dolmaktadır ve bu ümmetçilik belası dolayısıyla Türk milleti için en büyük milli güvenlik sorunlarından biridir.

 

 

İslam coğrafyasından her gün kalkıp on binler halinde Türkiye’ye akın eden vasıfsız insanlar aslında kendi ülkelerinin cehalet ortamından uzaklaşıyorlar.

 

 

Avrupalılar dinde reform ve aydınlanma döneminden sonra Hıristiyanlık’la hesaplamışlar ve dinlerini dünya işlerinin tamamen dışına çıkarmışlardır.

 

 

Hem’de Vatikan bilime ve akla uymayan tüm sapık inançlarını dinlerinden temizlemişlerdir.

 

 

Avrupa dinde reform ve aydınlanma döneminden sonra hızla kalkınmış, bilim gelişmiş, özgürlükler hızla artmıştır.

 

 

İslam coğrafyası kendi dinleri ile ilgili hiçbir girişimde bulunmadığı, akıl ve bilim çerçevesinde reform yapmadığı için perişanlığı günümüze kadar gelmiştir.

 

 

Hala daha 1400 yıl önceki kurallarla günümüzde hareket etmek yoksulluk, sefalet, kan ve gözyaşı üretmeye devam etmekte, en küçük bir inanç eleştirisinde İslam coğrafyasında insanlar, tek tük çıkan aydınlar katledilmektedir.

 

 

 

Böyle pislik bir ortamdan kaçan on binler her gün Anadolu topraklarına dolmaktadır.

 

 

İslam coğrafyasının yapmadıkları reform ve yenilenme nedeniyle belasını Atatürk sayesinde modern bir yaşama geçmiş olan Türk milleti çekmektedir.

 

 

 

İslam coğrafyasının çağa uymayan çirkin inançlarının bedelini neden biz ödeyelim ki.

 

Bu yazının sonunda vermek istediğim ileti şudur ki, Recep Erdoğan’dan sonra gelecek yönetimde, ne tür iktidar olursa olsun milletimiz için milli güvenlik sorunu haline gelmiş iki sorunu behemaha halletmelidir.

 

 

 

Bunlardan birisi ülkemizi kavimler göçü ile işgal etmiş olan 6 milyon Suriyeli ve 2 milyon’da Ortadoğulu’yu Anadolu topraklarından yurt dışına çıkarmak, diğeri ise Recep Erdoğan’ın imam hatip kafasıyla hortlatıp milletimize şimdiye kadar çok zarar vermiş olan ümmetçilik belasını çok set önlemlerle önleyerek İslam coğrafyasından ülkemize göç eden akınları durdurmak olmalıdır.

 

 

Bu iki büyük belayı Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerekirse derin devleti de işin içine katarak yok etmelidir.

 

 

 

Ve, İslam coğrafyasının değişik ülkelerinde bulunan askeri birliklerimizi aşta Suriye ve Libya olmak üzere geri çekmelidir.

 

 

Boynumuza dolanan ümmetçilik belasından elbette bir gün kurtularak hiçbir akrabalığımız olmayan İslam coğrafyasını sırtımızdan atacağız.

 

 

 

Türk’ün Türk’ten başka yoktur ve Türk dünyası bize yeter!

 

 

SOSYAL DEVLET SADAKA TOPLAMAZ

 

 

Coronavirüs nedeniyle çok haklı ve bilimsel nedenlerle evlerine hapsedilen ve meslek icrası yasaklanan insanlara ileri Batı ülkeleri ve sosyal devlet kurallarını uygulayan ülkeler yurttaşlarını karşılıksız maaşa, her türlü yardıma bağlarken bizimkiler kasaları yandaşlara boşalttıkları için millete el açmaya karar verdiler.

 

 

Çok trajikomik bir durum.

 

Sosyal hukuk devleti asla yurttaşlarından para dilenmez.

 

 

 

Sosyal hukuk devleti milletinin kara günleri için her zaman kasasında yedek akçe bulundurur.

 

 

Tabi bunlar yarattıkları dinci yandaş müteahhitlere, milletin a…a koyanlara katrilyonları yedirdikleri için şimdi yine zavallı yoksul halkımızın boynuna binmeye karar verdiler.

 

 

Recep Erdoğan 7 maşını, bakanlar 5’er maaşlarını bağışlamış!

 

 

Sevsinler sizi!

 

 

Ben olsam tüm görev boyunca maaşlarımın hepsini bağışlarım!

 

 

Bilgiağından(internet) şöyle bir baktım da bağış yapan kişiler kendilerine makam verilenler ile makamlarını kaybetmekten korkanlarla dolu tamamen ki, bunların bağışladıklarıyla asla milyonlarca yoksul ve işsizi doyuramazsınız.

 

 

Sadaka, yani dilencilik sistemi bir Arap alışkanlığıdır, oradan İslam’a intikal etmiş ve İslam ülkelerinde bugün hala daha geçerliliğini koruyan bir alışkanlık haline gelmiştir.

 

 

Bizimkisi bir adım daha ileri gitmiş, Türk devletini sadaka dilenir hale getirmiştir.

 

 

Sadaka yöntemiyle açlığı gideremezsiniz.

 

 

Tek yapacağınız iş çıkaracağınız bir KHK ile hangi sektörde olursa olsun yandaşlara akıttığınız katrilyonları geri almak olmalıdır.

 

 

Elbet bunun bir biçemi(usul) vardır.

 

 

Erdoğan buna çok ciddi bir şekilde eğilmedikçe altındaki iktidar koltuğu hızla kayacaktır.

 

 

 

Kendisini dostça uyarıyorum!

 

 

Bir de Suriyeliler ile Suriye’de Özgür Suriye Ordusu denilen terörist gruplarına verilen maaşlar kesilmelidir.

 

 

 

Artık İslam coğrafyasına yaptığınız yardımları durdurun.

 

 

‘’Himmete muhtaç dede, nerede kaldı gayrıya himmet ede’’ atasözünü unutursanız ilkelliğin daniskası olan dilenciliğin en açık sembolü olan sadaka sistemine zorunlu kalırsınız.

 

 

Bu bağlamda olmak üzere Türk Kızılayı, felaketli günlerimizde yanımızda olacakken ümmetçilik belası ile İslam coğrafyasında başka kavimlere yardım paketleri, maske dağıtmakla ve Endonezya gibi ülkelerde cami hijyeni yapmakla meşgul.

 

 

Böyle bir izansızlık Türk tarihi boyunca asla görülmemiştir.

 

 

Ve, bu kısımla ilgili olarak diyorum ki, maaşlarıyla, dar gelirleri ile geçinen yurttaşlarımızın yakasını bırakıp sadaka dilenmeyin, kendi servetlerinizi, yandaşlara akıttığınız katrilyonların bir kısmını bile harcarsanız bu zor zamanda krizi hep birlikte atlatabiliriz.

 

 

Bir devletin sadaka dilenmesi çok yüz kızartıcı bir durumdur.

 

 

Yazık!

 

DİN TÜCCARLIĞI NE KADAR KAR GETİRİCİ BİR SEKTÖRMÜŞ!

 

 

Camilerde Coronavirüs nedeniyle tüm vakit namazları ve Cuma namazı yasaklandığı halde, geçen hafta Cuma namazı kaçak sarayın yerleşkesindeki camide kılındı.

 

 

Bu yasağa rağmen, Cuma namazının o camide kılınmasının ardındaki iradenin Recep Erdoğan’ın olduğunu tahmin etmemek çok saflık olur.

 

 

Namaz kılan insanları o camide ikişer metre aralıklı olarak dizseler bile tehlike büyüktür ve 3 şeye dikkat çekmek istiyorum.

 

 

Erdoğan bu yolla dindar cahil kitleleri elinde tutmak için bir propaganda aracı olarak kullanmıştır bir.

 

 

Erdoğan’ın kendisi bu namaza katılmadığı için cami yoluyla Covid-19’un yayılacağının bilincindedir iki.

 

 

 

Covid-19 virüsünün en kolay yayıldığı mekanlar camilerdir, çünkü başkalarının virüslü çoraplarıyla çiğnediği halılara diğer insanlar secde ederken alınlarını, burunlarını, gözlerini, dudaklarını, ellerini dokundurarak bulaşmayı seri şekilde çoğaltmaktadırlar üç.

 

Diyanet reisi bunu bilmeyecek kadar bilinçsizdir, Arapçı kafa taşımaktadır.

 

 

Ama olsun yeter ki esas Reis’ine karşı görevini huşu içinde yerine getirsin.

 

 

 

Hindistan’da bile camilere giden cahil yığınları çıkışta sopalarla dövüyorlar ki, videolardan izleyebilirsiniz.

 

 

 

Diğer yandan İspanya Granata’da okunan ezanı Erdoğan dinlerken Cimer başkanı sosyal medyada paylaşarak yine din tacirliği yapmaktadırlar.

 

 

 

Sırf bu ezan için İspanya’ya bir uçak dolusu yardım gönderdi Erdoğan.

 

 

Halbuki Avrupa’da yurttaşlarına bu felaketli günlerinde bütçe ayıran ülkeler içinde en az ayıranı İspanya olmakla birlikte bizimkinin 10 katı para ayırdılar.

 

 

 

Çünkü din tacirliği verimli bir sektör.

 

 

Bu felaket günlerinde bile dinsel propagandayı elden bırakmıyorlar.

 

 

 

Verimli bir alan, ülkede milyonlarca cahil yığınlar var nasıl olsa.

 

 

SAKIN FETÖCÜ TERÖRİSTLERİ ÇIKARMAYIN

 

 

Coronavirüs nedeniyle TBMM önüne getirilecek olan bir yasa tasarısı ile cezaevinde ytan bir kısım suçlulara 2 ay süreyle izin gelecekmiş ve gerekirse bu izin peyderpey 6 aya kadar uzatılacakmış.

 

 

Bu bağlamda olmak üzere fetöcü teröristlere asla izin verilmemelidir.

 

 

 

Bu izin onlara verilirse, cezaevinden çıktıkları günden itibaren kripto ve yurt dışında yaşayan fetöcülerle ilişkiye geçerek tekrar filizlenebilirler.

 

 

Çünkü fetöcü teröristlerin meşrepleri böyle, beyinlerinden tutsak alınmışlardır.

 

 

Aman dikkat diyorum ve bu arada tecavüzcü cinsel sapıklar ile, uyuşturucu satıcılarına da bu fırsat asla verilmemelidir

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Domalan şempanzeler ve Türkiye toplumundaki aşağılık yaratıklar!
Türk Milleti feda mı ediliyor?
Padişah ferman çıkardı: 2 avratlı 18 veletli bedevi tiz vatandaş yapıla!