Toplumsal hastalığımız: Nefret ve ayrımcılık

Toplumsal hastalığımız: Nefret ve ayrımcılık
8 Ocak 2016 17:19

Türkiye gibi demokrasisi gelişmemiş ve insan haklarının henüz içselleştirilmediği ülkelerde, eğitim sisteminin de laçkalığı yüzünden, gün geçmiyor ki nefret ve ayırımcılık suçu işlenmesin. Son yıllarda insanlığa karşı işlenen bu suçlar, toplum tarafından adeta kanıksanmıştır. Yasal temellerine ve uluslararası sözleşmelerdeki karşılıklarına rağmen, uygulamadaki aksaklıklara baktığımızda, nefret ve ayrımcılığın toplumsal bir hastalığa dönüştüğünü görüyoruz.

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

Ayırımcılık; ırk, dil, din, cinsiyet, cinsel yönelim, engellilik, siyasi düşünce ve felsefi inanç gibi düşüncelerle, kişilere karşı uygun olmayan, farklı davranışlarda bulunulmasıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında, makul bir nedene dayanmayan, yani meşru bir amaca yönelik olmayan, kullanılan araçlar ile sağlanmak istenen amaç arasında makul bir orantının bulunmadığı hallerde farklı davranma, ayırımcılık olarak kabul edilmektedir. İşyerinde ya da mal ve hizmet alımlarında ayrımcı davranışlar gibi.

 

Nefret suçu ise, yine dil, din, ırk, engellilik, cinsiyet, cinsel yönelim, yaş, milliyet ve benzeri nedenlerden kaynaklanan bir önyargı ile, bu özelliklere sahip olduğu düşünülen kişi veya gruplara karşı suç işlenmesidir.

 

Ayırımcılık suçunda, önyargı ile kişiler arasında ayırım yapma söz konusu iken, nefret suçlarında, bu ayrıma dayalı önyargılar ile suç işlenmesi cezalandırılmaktadır.

 

Nefret suçları, esasen “mesaj” suçlarıdır. Suçun yöneldiği bireyin ötesinde, mensup olduğu gruba toplumda istenmediği mesajını verir. Bu suçların sonucunda mesajın yöneldiği grup üyeleri, kendilerini dışlanmış ve tehdit altında hisseder, korkuya kapılır, travma yaşayabilirler.

 

Bu suçlar, mağdur birey veya grupların toplum ile uyumunu, toplumsal adalet duygusunu zayıflatmakta, hukukun üstünlüğüne ve kamu kurum ve kuruluşlarına duyulan güveni zedelemekte, farklı toplumsal gruplar arası nefret ve önyargıları beslemektedir. Gereğince kovuşturulmadığında, yeni suçlar işleyebilecek olan ön yargılı kişi ve grupları cesaretlendirirler. Mağdur grupların ötekileşmesine ve toplumsal hayatın dışına sürüklenmesine neden olurlar.

 

İdarecilerin üslûplarında artık sıradanlaşan “biz-onlar” ayrımı da toplumdaki kutuplaşmayı artırmakta ve dolayısıyla nefret ve ayrımcılık suçlarına zemin hazırlamaktadır. Her inanca eşit mesafede olması gereken, devletin memuru konumundaki Diyanet İşleri Başkanı’nın son günlerdeki bölücü ve ötekileştirici üslûbu da toplumdaki kutuplaşmaya ve nefret suçlarının artmasına hizmet etmektedir.

 

Dünyada nefret suçlarına karşı ilk yasal düzenleme, 1978 yılında ABD’de Kaliforniya eyaletinde yapılmıştır. Bu tarihten sonra, Avrupa’da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği ülkelerinde, farkındalık yaratma çabaları sonucu, nefret suçları ile ilgili olarak yasal düzenlemeler yapılmıştır.

 

Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (BM ikiz sözleşmeler 2. maddeleri), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AHİS 14. madde), Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi 1. maddesi, Afrika İnsan Hakları Şartı’nın 2. maddesi ve pek çok yerel sözleşme ile ayırımcılık ve nefret yasağı getirilmiştir. Böylece taraf devletler, kendi ülkelerinde yaşayan tüm bireylere ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka fikir, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğum ve benzeri statüler bakımından hiçbir ayrım gözetilmeksizin, bu sözleşmelerle tanınan hakları sağlamak ve bu haklara saygı göstermekle yükümlü tutulmuştur.

 

Ülkemizde ise mevcut Anayasa’nın 10. maddesiyle herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin yasa önünde eşit olduğu belirtilmiştir. AGİT ve AB ilerleme raporlarında nefret ve ayırımcılık düşüncesi ile işlenen suçlar nedeni ile Türkiye çok fazla eleştirilmiştir. Bunun üzerine, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 122. madde başlığı “Nefret ve Ayırımcılık” olarak değiştirilmiş, içerik olarak da bu eleştirileri gidermeye yönelik düzenlemeye gidilmiştir. Ancak yapılan düzenleme, çok yetersiz kalmıştır. Madde ile dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nedenlerle ekonomik faaliyetlerde ve işe alımlarda ayrımcı ve nefrete dayalı uygulamaların cezalandırılması sağlanmıştır. AGİT ve AB ilerleme raporlarındaki eleştirilere rağmen, etnik köken, cinsel yönelim ve yaşa dayalı ayrımcılık ile ilgili koruyucu mevzuat hâlâ mevcut değildir.

 

Türkiye’de 2000-2015 yılları arasında medyaya yansıyan verilerden hareketle, işlenen nefret suçlarının yarısına yakını (%47) etnik köken, cinsel kimlik ve cinsel yönelim sebebi ile işlenmesine rağmen, bu suçların TCK’da yaptırıma bağlanmaması, büyük bir eksikliktir. Bu nedenle de ülkemiz her yıl AGİT ve AB ilerleme raporlarında eleştirilmeye, AİHM’de mahkûm olmaya devam etmektedir.

 

Uygulamada, ayırımcılık ve nefret düşüncesi ile suç işleyenlerin cezalandırılması çok güçtür. AGİT tarafından hazırlanan rehbere rağmen, mağdur kişilerin sahip oldukları ayırt edici özellikler (etnik yapı gibi) mağdur olarak seçilmesi için yeterli sebep iken, “sanığın mağdurdan özel olarak nefret etmesi” gibi ispatı mümkün olmayan, özel bir kast aranmaktadır. Uygulamada bu özel kastın aranması, hem yasanın ruhuna, hem Anayasa’daki düzenlemeye, hem de yukarıda anılan uluslararası sözleşmelere açıkça aykırıdır. Mağdurun veya mağdur grubunun sahip olduğu ayırt edici özellikler ve failin önyargılı davranışı nedeniyle suçu işlediğinin tespiti, yeterli sayılmalıdır.

 

Hemen her konuda olduğu gibi, nefret ve ayırımcılıkla mücadelede de yasal düzenlemeler yeterli değildir. Ancak uygulama daha da kötüdür. Devlet erki kullananların, en tepesinden en alt birimine kadar herkesin demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları konusunda eğitilmeleri ve bu kavramları içselleştirmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde, ırkları, dilleri, dinleri, mezhepleri vb. özellikleri nedeni ile bu ülkenin “eşit ve özgür”, suçsuz yurttaşları, devlet gücünü kullanılanlarca nefret ve ayrımcılık saiki ile işkenceden geçirilmeye devam edilir…

(*) Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Dünya Emekçi Kadınlar Günü
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız