Tek parti anayasası

Tek parti anayasası
19 Ağustos 2016 10:30

“Toplumsal Sözleşmeler” olarak da tanımlanan anayasalar, toplumun tüm kesimlerinin içinde kendilerini buldukları, içselleştirdikleri ve kimsenin kendisini dışlanmış hissetmediği metinlerdir. Ancak bu şekilde kalıcı Anayasalar yapılabilir.

 

 

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 
1961 Anayasası, yapıldığı döneme göre uygar ülkeler içinde en demokratik ve insancıl Anayasa idi. Ancak 1960 darbesinin “mağdurları” için bir intikam Anayasası olmanın ötesine geçemedi. Bu nedenle, 1971 darbesiyle egemenler tarafından çok bol bulunarak budanmış ve bu bolluk, 1980 darbesinin gerekçesini de oluşturmuştur.

 

 

 

1982 Anayasası da memleketin demokrat ve ilericilerini hedef alarak silindir gibi ezmişti. Meydan yine merkez sağa ve siyasal İslamcılara kalmıştı.

 

 

 

1982 Anayasası, bir darbe Anayasası olmasına karşın, zaman içinde ve çoğu koalisyonlar eliyle 17 kez değiştirilerek, büyük ölçüde demokratik bir Anayasa haline getirilmişti. Ülkenin ve insanlarımızın daha fazla hukuk devleti ve insan hakları gibi evrensel değerleri pekiştiren yeni bir Anayasa’ya ihtiyacı elbette vardır. Ancak amaç ülkenin daha demokratik, temel hak ve özgürlüklerin daha geniş olmasıysa; öncelikle mevcut Anayasa’ya uyulmalı, Anayasa değişikliği gerektirmeyen Terörle Mücadele, Seçim, Siyasi Partiler gibi yasalarda bir “yol temizliği” yapılmalıdır. Mevcut Anayasa’ya bile uymayan, yargı bağımsızlığını sıfırlayan, evrensel değerleri tanımayan bir anlayışla yeni Anayasa yapılmasını beklemek, mevcudu da feda etmek demektir.

 

 

 

İktidar Partisi, 15 Temmuz darbe girişiminden önce, kendi Anayasalarını hazırlamaya başladıklarını, bu Anayasanın Başkanlık esaslı olacağını, önümüzdeki aylarda TBMM’ne sunacaklarını ifade etmişlerdi. Toplumun tamamının katılmadığı bir Anayasa’nın kucaklayıcı ve kalıcı olması mümkün olmayacağına göre, bir partinin tepki Anayasası olacaktı. Anayasacılar ve duyarlı STK’lar bu durumu eleştirirlerken, “Allah’ın bir lütfu” olan 15 Temmuz darbe girişimi iktidar partisinin imdadına yetişti. İktidara koltuk değnekleri de bulunarak, TBMM’deki ikinci ve dördüncü partiden birer temsilciyle iktidar partisinin hazırladığı taslak, “toplumsal uzlaşma” olarak dayatılmaya başlandı. Meclisteki milyonlarca oy almış üçüncü partinin dışlanması bile, başlı başına hazırlanan Anayasa metnin toplumsal bir uzlaşmaya dayanmadığını, iktidar partisinin hazırladığı kendi metnini bir oldu bittiyle meclisten geçireceğini göstermektedir.

 

 

 

 

Esasen mevcut sorunların çözümü için; herkesi kucaklayacak, kimseyi ötekileştirmeyecek bir yönetim anlayışı ve Anayasa değişikliği gerektirmeyecek yasal değişiklikler yeterliyken, parlamentodaki sayısal çoğunluğa güvenerek sistem değişikliğine gitmek ne kadar doğrudur? Yoksa 1950’li yıllarda dönemin Başbakanı Menderes’in de meclisteki sayısal çoğunluğuna güvenerek, milletvekillerine hitaben “Siz isterseniz hilafeti geri getirebilirsiniz” gibi bir güç – iktidar zehirlenmesi mi yaşanmaktadır? Tarih (elbette kötü yönleriyle) tekerrür mü ediyor? Acı olan; bu hukuksuzlukları önlemekle yükümlü olan muhalefet partilerinin, bu güç zehirlenmesine adeta yardımcı olmalarıdır. Yaşadığımız bu olağanüstü dönemde bir kez daha anlaşıldı ki, Türkiye’de sorun; iktidar değil, muhalefet eksikliğidir. İktidara alternatif olabilecek bir muhalefetin yokluğudur temel sorunumuz.

 

 

 

Hem parlamentoda, hem sivil toplum örgütlerinde, hem akademi camiasında ve hem de toplumun ağırlıklı kesiminde acil olarak Anayasa değişikliği isteyen ve bu değişiklikleri mevcut sorunlara devâ olarak gören hiç kimse yok. Hükümetin ve yol gösterici yükümlülüğü de olan muhalefetin bu fanteziden vazgeçmeleri ve Türkiye’nin kangrenleşen sorunlarına odaklanmaları gerekiyor…

 

 
Minik de olsa, toplumsal bir sözleşme (Anayasa) yapılacaksa, başta Barolar ve STK’lar olmak üzere, toplumun tüm katmanlarında tartışılması ve olgunlaştırılması gerekir. Şimdilerde sadece tabelası kalan ve etkisiz hale gelen Meclis’deki tüm partilerce uzlaşma sonucu son şeklinin verilmesi gerekir. Aksi halde hazırlanan metin, 1982 Darbe Anayasası’nın 18.değişikliğinden öteye gitmeyecektir…

 

 

 
Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği Başkanı

 
kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları