Tabana kuvvet taban hareketi

Tabana kuvvet taban hareketi
19 Ekim 2020 10:02

40.gününü tamamlayan Memleket Hareketi ile ilgili medyada çok sayıda yorum yapıldı, yazılar yazıldı. Peki, hareketi siyasal iletişim perspektifiyle 40 günün kritiğini yaparak değerlendirirsek neler söyleyebiliriz?

 

 

Salih Levent UĞURLU H&H YORUM

 

 

Taban kampanyası… Ya da taban hareketi… Diğer bir deyişle grassroots campaigns…

 

Muharrem İnce’nin tanımıyla ise “Tabana Kuvvet”

 

Siyaset tarihinde kurumsal bir parti oluşturmadan önce herkes, göstermelik de olsa bir taban hareketi başlatmıştır. Taban hareketi özellikleri taşımasa da adını öyle koymaya çalışmıştır en azından…

 

Memleket Hareketi’ni diğer hareketlerden ayıran en önemli nokta, öncelikle hepimizin yaka silktiği bu berbat sistemin dışında bir toplumsal alternatif inşa etmeye çalışmasıdır.

 

Üçüncü yol gibi…

 

Örneği de Sayın İnce’nin dün yaptığı açıklama… Ne diyordu?

 

“Basının yüzde 90’ını iktidar eline geçirmiş, yüzde 10’unu da muhalefet…. İktidarınkine zaten çıkamıyoruz. Muhalefetinkiler de genel merkezden para alamayacağız diye korkuyorlar onlara da çıkamıyoruz. Geriye ne kalıyor tabana kuvvet…”

 

Tabana kuvvet diyerek “Bin günde memleket hareketini” başlatan Muharrem İnce’ye en çok yöneltilen soru da ilginç bir şekilde hareketin nasıl finanse edildiği…

 

Zaten ciddi bir sermaye desteği olsa neden grassroots taban kampanyası başlatmayı tercih etsinler ki? Dünyadaki örneklerine baktığımızda bu taban kampanyalarının en önemli özelliği ucuz maliyetli olduğu için tercih edilmesi…

 

Yeri geldi mi halkın ikram etttiği peynir ekmekle, sarmayla günü geçiren bu siyasi hareketin maddi gücü olsa sistem partileri gibi milyon dolarlık reklam kampanyalarıyla işe koyulurdu.

 

Ya da ANAP gibi Fransız bir ajansla anlaşırdı, ben de “tabana kuvvet taban hareketi” yazısı değil de “Seguela’nın Memleket Hareketi’ne 10 altın öğüdü” başlıklı bir yazı yazardım.

 

Sayın İnce “tabana kuvvet” diyor ama medya her seferinde finans kaynağı soruyor. Bu bana çok ilginç geliyor…

 

Oysa bu soru 10 yıllık bir otobüsle yola çıkan Muharrem İnce’ye bir kez soruluyorsa yeni kurulan partilere yüz kez sorulmalıdır.

 

Zira bu partilerin lüks içinde olduklarını, büyük bir maddi destekle siyasal hayata katıldıklarını kamuoyu görüyor. Parti binaları, maaşlı personeller, bütün seçim bölgelerinde yapılan örgütlenmeler ortadayken yeni partilerin finansal kaynağı sorgulanmıyor.

 

Örneğin, asırlık parti CHP’nin Ankara il örgüt binası Kızılay’da basit bir apartman dairesiyken üç yıllık İYİ Parti’nin il binası nasıl bu kadar lüks olabilir diye sorulmuyor. Gelecek ve DEVA’nın parti binaları için de aynı sorular yöneltilmiyor mesela…

 

Varsa yoksa sürekli su kaynatan 10 yıllık bir otobüsün mazot parası sorulup duruluyor.

 

Sorulsun…

 

Ancak halk bu tezatı görüyor, değerlendirmesini emin olun yapıyor.

 

TABANDAN TAVANA YÜKSELEN İVME

 

Memleket Hareketi’ni emsallerinden ayıran bir diğer önemli nokta ise yerel dinamiklerden güç almasıdır.

 

Anadolu’nun dört bir yanında çobanlarla, çiftçilerle, esnafla, emekliyle sohbet eden Muharrem İnce’nin sık sık vurguladığı gibi…

 

“Siyaseti her salı yapılan grup toplantılarındaki karşılıklı atışmaların ötesine taşımak ve Ankara’da kapalı kapılar ardında yapılan politika anlayışından uzaklaşmak” söylemi tipik bir grassroots kampanya özelliği taşımaktadır.

 

Ve 40 günün kritiğini yaptığımızda iktidar ve muhalefet medyasının artık İnce’ye kayıtsız kalamadığını yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Çünkü tabandan gelen ivme mevcut düzene alttan öyle baskı yapıyor ki şartlar git gide İnce’nin lehine dönüyor.

 

Özellikle Z kuşağının Muharrem İnce için deyim yerindeyse “çıldırdığını” söyleyebiliriz.

 

Abarttığımı düşünmeyin…

 

Ben bugüne kadar Starbucks’ta otururken bir siyasetçiyi gördüğünde bağırmaya, ağlamaya başlayan liseli, üniversiteli gence rastlamadım. Belki bir rap şarkıcısı gördüğünde aynı tepkiyi verdiklerini gördüm ama gençlerin bu kadar gönülden bağlı olduğu bir siyasetçi görmedim.

 

Malum medyamız vermese de, o görüntülere sosyal medyada çok sık denk geliyoruz. Bu durum bile ister istemez sistemin yarattığı tekeli kırıyor.

 

Önümüzdeki günlerde Memleket Hareketi’nin potansiyelini daha net göreceğiz gibi…

 

Buraya not düşelim. Arşivlerde bulunsun…

 

SEGUELA’NIN ANAP’A “10 ALTIN ÖĞÜDÜ”

 

Anavatan Partisi, 1991 seçimlerindeki kampanya yönetimini Fransız RSCG Ajansı’na vermişti. J.Seguela ise ajansın yönetmeniydi. ANAP’a “10 Altın Öğüt”te bulunmuştu.

 

Yukarıda atıf yapmışken o altın öğütlerle yazıyı sonlandırmak istedim. Liderlik vasfı parayla satın alınamıyor nitekim…

 

1) Seçimleri ideoloji değil lider kazanır.
2) Seçimlerde geçmiş için değil, gelecek için oy verilir.
3) Oy umut için verilir, program için değil.
4) Seçim siyasal olmaktan öte psikolojik bir olaydır.
5) Devlet adamı olmak isteyen her siyasetçi kendi efsanesini geliştirmelidir.
6) Lider, bağımsız kişiliğini vurgulamalıdır.
7) Devlet adamı ülkesinin yapısını yansıtmalı, bugünden yarını temsil etmelidir.
8) Lider ülke içi imajı kadar dış imajına da önem vermeli ve onu geliştirmelidir.
9) Seçimi lider kazanır ama yalnız olduğunu unutmamalıdır.
10) Zamana zaman tanımak gerekir. Lider orta ve uzun vadeli düşünmeli ve bunları yansıtabilmelidir.

 

 

Salih LEVENT UĞURLU Twitter

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Yarıkkaya’nın çocukları
“Catch all” parti yönetmenin incelikleri!
Siyasi parti kurduk, geleni dövüyoruz