Sosyal hastalıklarımız (Rüşvet-Raf Bedeli)

Sosyal hastalıklarımız (Rüşvet-Raf Bedeli)
25 Eylül 2017 09:17

Değerli okuyucularımız!

 

 

 

 

Numan ALADAĞ H&H YORUM

 

 

Sosyal hayatın düzgün olması, sağlam temeller üzerine kurulmasına bağlıdır. Bu temel, insanların kalplerinde iman duygusu ile atılır, Allah korkusu ile yaşar ve ahlak ile kamalini bulur.

 

İslam dini; emir ve yasaklarıyla fert ve toplum yararını gözetmiş; insanların dünya ve ahiret mutluluklarına zarar verecek her türlü söz-laf taşıma, fiil ve davranışları haram kılmıştır.

 

Rüşvet, toplumu temelden sarsan ve onun içten yıkılmasına sebep olan en tehlikeli sosyal hastalıklardan biridir. Rüşvetin yaygın olduğu toplumlarda hak ve adaletten söz edilemez. Diğer taraftan, rüşvetin yaygınlaşmasıyla dahili ve harici Vatan hainlerinin işlerini kolaylaştırma ve haksız kazanç temin etme yolları açılmış olur. Bu tür faaliyetler, zamanla normal bir yol gibi görülmeye başlanır. Bu ise toplum için bir felakettir.

 

Rüşvetin girdiği toplumun perişan olup dağılmasına sebep olur. Tarihe bakıldığında, pek çok milletin yok olmasının sebepleri arasında, rüşvet kanser hastalığı gibi görülür. Allah korusun.

 

Binlerce market zincirine sahip olanlar tarafından, Türk sanayicisinin ürettiği ürünleri mağazalarının raflarına koyabilmeleri için raf bedeli (Rüşvet) şartı ile ticaret yapmaktadırlar. Raf bedeli şartı, rüşvetin başka bir versiyonu olduğunu belirtmekte fayda vardır. Raf bedeli şartı, toplumu ve sanayiciyi felakete götürür. Ayrıca işsizliği arttırarak her türlü ahlaksızlığın oluşmasına sebep olan, birlik ve kardeşlik duygularını temelden sarsan, güven duygusunu zedeleyen çirkin davranışlardan biridir. Mühendis Binali Yıldırım diyor ki: ”Gün Dostunu Düşmanını Tanıma Günüdür.” sözünün arkasında ise ve sözünün arkasında olmayan Milli bir seslenişi yapmaz. Bizde bu Milli sesleniş ilkelerini esas alarak, raf bedeli (Rüşvet) şartı ile Türk sanayicisinden aldıkları ”Alan razı veren razı” gizli gelirin (Rüşvet) elde edilmesi ile, Türk sanayicisinin sorunlarını yakinen bilen bir mühendis, sonra Başbakan olarak acilen bu raf bedeli (Rüşvet) şartına dur demelidir.

 

Raf bedeli demek, ekonomik-anarşik terörü ve her türlü ahlaksızlığı oluşturan sektör demektir. Kim raf bedeli şartı ile Türk sanayicisini zorluyorsa ve onlara ses çıkarılmıyorsa, ve ses çıkarmayanlar bu işin ortağı anlamına gelmiyor mu? Türk Milletinin, güvenini ve desteğini kazanmak için, sadakat ve samimiyetle seslenilen Milli duygu ve düşüncesi ile o zaman, acilen raf bedeli rüşvetine dur denilmelidir. Eğer ki, raf bedeli şartı rüşveti, uygulanmasında bir sorun yoktur ve her şey muhasebelerde doğru yapılıyor diyenlerden özür diliyorum ve hiç bir sözüm de yoktur. Cenab-ı Allah yapılan her şeyi biliyor. Başka ne diyelim…

 

FETÖ Terör örgütünün de bir zamanlar jet hızı ile siyasette, bürokraside ve her türlü işkolunda ki ticaret faaliyetlerine dikkat edilmedi ve 15 Temmuz olayları ile her türlü pislikleri ortaya çıktı. O zaman, mühendis Binali Yıldırım, binlerce market zincirine sahip olanların raf bedeli (Rüşvet) şartlarını kontrol ettirip acilen stratejik önem taşıyan bu şartlara son verilmelidir. Eğer ki, raf bedeli (Rüşvet) şartı ile Türk sanayicisinden ürün alanlar, kontrol edilmezse Allah korusun, hem ülke hem de kendileri zararını göreceklerdir.

 

Mühendis Binali yıldırım’a bir örnek verelim: Türk sanayicisi raf rüşveti vermek için, çalıştırdığı elemanların bir kısmının işine son veriyor. İşe son vermeler, Hükümeti ve toplumu zor duruma düşürmüyor mu? Ayrıca işsiz kalan insan, her türlü ahlaksızlıklara yönelir ve böylece güvenlik kuvvetlerinin böyle lüzumsuz işlerle uğraşmasına hiç mi dikkatleri çekmiyor? Mühendis Biaşbakan Binali Yıldırım, ”Gündostunu Düşmanını Tanıma Günüdür.” Milli sesleniş sçzü, halen geçerlise ve inşallah da gerçerlidir. O zaman, acilen bu raf rüşvet şartına dur denilmesi gerekir.

 

SORU? Eğer ki, FETÖ Terör örgütünün her türlü faaliyetleri kontrol altında olsaydı, 15 Temmuz olayları olur muydu? Raf bedeli rüşveti de, aynen FETÖ Terör örgütünün, Ekonomik versiyonudur.
NOT: Raf bedeli şartı’nın rüşvet ile ne ilgisi vardır diyerek dikkatinizi çekebilir. Dikkatlice okuduğunuz zaman, her şey açıkça ortaya çıkacaktır.

 

Muhterem Müslümanlar!
Kendisinin Cenab-ı Allah tarafından her yerde görüldüğüne ve bir gün yaptığı haram işler yüzünden mutlaka hesaba çekileceğine inanan insanların hayatlarında bu tür olumsuzluklara rastlanmaz.

 

Dünya malının dünyada kalacağını, insanın el emeği ve göz nuru ile kazandığının daha bereketli ve kıymetli olduğunu unutmamalıyız.

 

İmanın, Allah korkusunun ve Vatan sevgisinin zayıfladığı yerde o toplumun huzuru sarsılır.

 

Toplum hayatının ahengini bozan şeylerin başında rüşvet gelmektedir. Bu tür olumsuzluklar hayatı altüst eden ve vatanın stratejik işlerini yüzüstü bırakan ahlaki bir kangrendir.

 

Bulunduğu kurumun verdiği maaşla çalışmayı kabul eden bir kimsenin, iş sahibinden alacağı para, haksız olarak alınmış, haram bir paradır. Hatta iş sahiplerinin ”Hediye” adı altında verdikleri bile rüşvettir ve haramdır. Zira o görevli, bu işi yapmazsa ve evinde otursaydı bu hediye kendisine verilecek miydi?

 

Rüşvet alıp vermek ve gözyummak; toplumun ahlakını bozan ve tembelliğe sürükleyen, vicdanlara leke düşüren ve temiz alınlarda kara leke oluşturan kötü bir alışkanlıktır..

 

Rüşvetin yaygın olduğu müesese ve toplumlarda bu alışkanlık, alan razı veren razı ve zararı yokmuş gibi telakki edilmekte, normal bir ticaret yaparmışcasına, alınıp verilmektedir.
Hz. Muhammed (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: ”Allah’ın laneti, rüşvet verenin ve rüşvet alanın üzerine olsun.” Başkja bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: ”Allah; rüşvet verene, rüşvet alana ve ikisi arasında elçilik yapana lanet etsin.”

 

Rüşvetin girdiği toplumda adaletsizlik yaygınlaşır. Emanetler ehline verilmez, stratejik önemi olan görevler layık olmayanların eline geçer. İnsanların birbirine güvenleri kalmaz. Hak haklıya verilmediği zaman, parası olana, hatırı sayılana ve gücü olana verilirse, dolayısıyla güçsüzlere ve yoksullara zulmedilmiş olur. Bunun sonucunda ise toplum düzeni sarsılır.

 

Rüşvetin zararı, ferde olduğu kadar cemiyete de dokunmaktadır. Yeryüzünde yaşayıp sonra helak olmuş milletlerin, batış sebeplerinde rüşvetin etkili olduğunu açıkça görmek mümkündür. Küçük bir kıvılcım, bazan bir evi ve hatta bir mahalleyi yakmaya kafi gelir. Rüşvetin miktarı az bile olsa onu ufak görmemelidir. O, bir ateş kıvılcım gibi, dini terbiyemizi ve Milli karakterimizi yıkar, ve vicdanları yangın görmüş beldeye çevirir.

 

Değerli okuyucularımız!
Geşmiş milletlerin hayatını, asırların ötesine aktaran ve aksettiren bazı şeyler vardır. Tarih, edebiyat ve mahkeme arşivlerindeki kararlar… Bunlar incelendiği zaman, bazan göğüs kabartacak ahlaki ve Milli övünülecek, bazen de yüz kızartacak tablolara rastlamak mümkündür. Bunların iyi tarafını kendimize örnek kabul etmeli, kötülerden ibret alıp kaçmalıdır.

 

Bizden sonraki nesillere güzel bir isim ve iyi örnekler bırakabilmek için, takip edeceğimiz yolda Resul-i Ekrem Efendimiz’in sünnetlerini kendimize rehber bilmeliyiz.

 

Bir iki örnekle bu konuyu izah edersek daha faydalı olur: Bir zamanlar Kaddafi döneminde Libya da ki, ihalelerde haddi hesabı olmayan rüşvet alışverişleri ve dış güçlerin Libya da ki, petrol ve sulu toprakların işletmesini ele geçirmeleri ve stratejik önem taşıyan bilgileri elde edebilmeleri için, üst düzey bürokratlar ve diğer yetkililere hediye adı altında milyonlarca dolar rüşvet hareketliliği bugün Libya’yı ne hale getirdiğini görüyoruz. Ayrıca Türkiye de, uzun yıllar Müslümanlara yardım adı altında bürokraside, politikada, eğitimde, Allah ve kur’an-ı Kerim yerine başka şeylere sığınmak ile her türlü iş kollarında sözde yardım adı altında şu ihaleyi şu na verirseniz bizim cemaate şu kadar yardım verecektir. Ayrıca Politikada da, şu bizim cemaattendir, vali, kaymakam, vali yardımcısı, genel müdür, müsteşar ve bürokrasinin her kademesinde ki, görevlendirilmeler rüşvetin ta kendisi değilmidir?

 

FETÖ Terör örgütünü kasdederek bu konuda, Recep Tayyip Erdoğan diyor ki: ”Müslümandır diye yardımcı olduk, nereden bilelim ki, ihanet şebekeleridir.” Eğer birisine bir ihale verilecekse veya bir kişi stratejik önem taşıyan bir göreve getirilecekse, o ihaleyi alan ve göreve getirilen kişinin, Allah korkusu, Milli duygu ve düşünce ahlakına sahip olması şartıtır. Bir kişinin belediye başkan adayı olabilmesi için, rüşvet ”Hediye” dağıtma ahlakı taşıyorsa ve sonra da Hacca gidip, Hacca giden kişi rüşvet yemez mesajını, riyakarlık duygularıyla toplumu aldatmanın ta kendisi değil midir?

 

Libya da Kaddafi döneminde ki, rüşvetin cirit attığı dönemlerde ve Türkiye de, FETÖ Terör örgütünün, her türlü iş kolu ve devlet sektöründe ki, taraftarlarının insan kayırma ile aldıkları görevler ve tescilli olup halen kaymakam, Vali yardımcıları, belediye başkanları ve daha bir çok kurumda gizlice faaliyet sürdürenlere ne yazık ki, halen dokunulmuyor. Bu pisliklerin temizlenmemesi, rüşvet saltanatının sürdürdüğünün işareti değil midir?

 

Harici ve dahili ”İhanet şlebekeleri” iyi bilmelidirler ki, rüşvet alıp verme düşünceleri ve etkinlikleri, 15 Temmuz da meyvelerini verdi ve sonunu gördük. Önce Allah onların belalarını verdi, sonra Büyük Türk Milletinin birlik-beraberlik ruhu, o çıkarcı ve bencil din taciri rüşvetçilere haddini bildirdi.

 

Emevi Halifelerinden Ömer İbn-i Abdulaziz: ”Hediye, Resulullah zamanında hediyye idi. Bugün ise rüşvet olmuştur.” demiştir. Bazı devletlerin yıkılış ve gerileme devirlerinde rüşvetin ne derecede yayıldığı ve ne kadar değişik isimler aldığını okurken, Ömer İbn-i Abdulaziz’in sözündeki inceliği takdir etmemek mümkün değildir.

 

Birlik ve bütünlüğünü, anlık düşüncelere odaklanarak bozulmuş bir toplum, ileride telafisi imkansız maddi-manevi zararlarla karşılaşabilir. Gelmiş geçmiş bütün dinler ve bu dinleri insanlığa ulaştıran Cenab-ı Allah’ın elçisi Peygamberler, halkı hem bir tek ‘Allah’a inanca çağırmışlar, hem de toplumun birlik ve beraberliğini sağlamaya çalışmışlardır. İnsanları, haramdan, kinden, hasetten, fitneden, fesattan, hasetten , öfkeden ve bütün düşmanlıklardan uzaklaştırmışlardır. Sevgi, saygı ve din kardeşliği esasına dayanan bir huzur ortamı meydana getirmek için çabalamışlardır.

 

Hüküm ve müeseseleriyle hak ve adaleti gerçekleştirmeyi esas alan İslam dini meşru kazanç yollarını belirtmiş ve her çeşit zulmü yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerimde bu hususta şöyle buyruluyor:
”Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın. Duanız kabul olmazsa, ne ehemmiyetiniz var”

 

Yüce dinimize göre, yer ve gökteki bütün meşru nimetler insanın faydasına sunulmuştur. Tarım, sanat, ticaret ve sağlık hizmeti gibi mesleklerin hepsi cemiyet için lüzümlu işlerdir.

 

DEĞERLİ OKUYUCULAR!
Rüşvet, toplumun en büyük hastalıklarından ve en önemli tehlike habercilerindendir. Rüşvet, haklıyı haksız; doğruyu yalancı liyakatlıyı ehliyetsiz duruma düşürür. Öte yandan ehliyetsiz ve liyakatsız kişiler ehil ve başarılı görülür yasak ve gayri meşru işler normal ve meşru imişcesine işlenir. Adalet ve hakkaniyete riayet edilmeyen toplumlarda; herkes hakkını, kendi kuvvet ve kabiliyetini kullanarak almaya yeltenir. Bu ise, huzursuzluğun, ekonomik-anarşik terörlerin kökleşmesi demektir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) hadis-i şeriflerinde: ”Rüşvet veren de alan da cehennemliktir.” buyurmak suretiyle bu kötülüğü yasaklamıştır. Başka bir hadis-i şerif de: ”Adalet güzeldir; fakat devlet yöneticilerinde olursa daha güzeldir.” buyuruyor.

 

İslam dinin de, emanetlerin ehline verilmesini emretmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde: ”İş (görev), layık olmayana verildiğinde kıyameti bekleyin.” buyurmuşlardır. İslam, hak ve Adalet kavramı ile bağdaşmayan bir içtimai felaket olan rüşveti, kesin olarak yasaklamış, bu çeşit kazançları haram saymıştır. Hatta rüşvet alanın daha sonra tevbekar olarak verilen maddenin elkonulmasıyla işin bittiğini kabul etmemiş; rüşvet olarak alınanın geri verilmesini gerekli saymıştır.

 

Allah korkusu ve Vatan sevgisi nedir bilmeyen riyakarlar, rüşvet ve kayıtdışı kazançları ile Vatana, ekmek yediği kurumuna ve ailesine, en büyük ihaneti yaptığının bilincinde midirler acaba?

 

İnsan, huzur, güven ve mutluluğu ancak, fertlerin biribirlerine sevgi, saygı ve din kardeşliği duyguları ile bağlı, yaşama şuuruna varmış, düzenli bir cemiyette duyabilir. Bu itibarla, kişinin hem kulluk görevlerini yapabilmesi, hem de ailesine, milletine ve bütün insanlığa karşı görevlerini sadakat ve samimiyetle yerine getirebilmesi, ancak içinde yaşadığı toplumun Allah korkusu, Vatan sevgisi ahlakına ve ahengine bağlıdır. Birlik ve beraberliğin yerine bencilliğin, bölücülüğün, parçalanmanın, fitne ve ekonomik-anarşik terörün hakim olduğu bir toplumda İslam’ı yaşamak da, yaşatmak da mümkün olabilir mi?

 

Cümle Vatan şehitlerini, T. C.’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü, Rahmetle, Gazileri minnetle anar. Hasta ve yaralılara acil şifalar dileriz.

 

KAYNAKÇA: Kur’an-ı Kerim tefsiri ve Hadis-i şerifler: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. Yayın No: 207 ve 635 no’lu yayınlar

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Bayramı, mana derinliğinde yaşayalım
Bu gecenin kadrini bilmek gerek!
Sosyal Yardılaşma ve Sadaka-i Fıtır