Siyasi partiler mezarlığımız

Siyasi partiler mezarlığımız
31 Temmuz 2015 08:30

Anayasamıza göre siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Bu nedenle de siyasi partiler, önceden izin almadan kurulurlar. Yani partinin kurulduğunun İçişleri Bakanlığı’na bildirilmesi ile parti kurulmuş ve tüzel kişilik kazanmış olur.

 

 

Av. Kemal AKKURT H&H YORUM

 

 

Tarafı olduğumuz ve mevzuatımızın bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de, siyasi partileri de kapsayacak şekilde örgütlenme özgürlüğünü düzenlemektedir. Dernekler ve sendikalar da bu kapsamda değerlendirilmektedir.

 

 

Anayasamız ve uluslararası sözleşmelerin bu hükümleri, siyasi partilere, dernek veya sendikalara anayasa ve yasalara uymama hakkını vermez. Mevcut anayasayı ve birçok yasamızı en çok eleştirenlerden biriyim. Anayasa ve yasaları eleştirmek, bize bunlara uymama hakkını vermez. Anayasa ve yasaların demokratik yöntemlerle değişmesini savunmak ile uymamak birbirinden oldukça farklıdır. Yürürlükte oldukları sürece, hepimiz mevzuata uymak zorundayız. Hiç kimse ve hiçbir kurum, bu arada müstafi hükümet ve Saray da Anayasa ve yasalara uymamak hakkına ve lüksüne sahip değildir.

 

 

Türkiye, dünyada benzeri görülmeyen ölçüde, evrensel hukuka aykırı olarak kapatılan partiler mezarlığına dönüşmüştür. Parti kapatmanın çözüm olmadığı, sadece parti tabelalarının değişmesine neden olduğu, ülkemizde tecrübelerle sabittir. Çünkü partileri halk açar, gerektiğinde de halk kapatır. Geçmişte kurulan onlarca partinin halkta bir karşılığı kalmadığı için tarihe karıştığı, bugün için isimlerinin dahi anımsanmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Örneğin, 1999 seçimlerinde Cumhuriyet’i kuran CHP’nin, 2002’de ANAP’ın, DYP’nin ve MHP’nin bu nedenlerle baraj altında kaldığı hafızalarımızdadır.

 

 

Suç ve cezaların şahsiliği ilkesi gereğince, parti kapatmak yerine, “suç” işleyenlerin yargılanması yoluna gidilmesi, en doğru yoldur. Yargılama da sadece muhalefet partilerinin milletvekilleri için değil, suç isnat edilen 550 milletvekilinin tamamı için geçerli olmalıdır. Aksi durum, cadı avına çıkmak ve TBMM’ni faşizme teslim etmek olur. Bunun için de başta anayasa olmak üzere, ilgili yasaların evrensel standartlara uygun düzeye getirilmesi gerekir. Aynı şekilde, dokunulmazlığın sadece “kürsü dokunulmazlığı” ile sınırlandırılması, demokrasiyle ve hukuk devletiyle bağdaşmayan %10 seçim barajının da %3 veya %5’lere çekilmesi, demokratikleşme doğrultusundaki adımların hızlandırılması, acil bir gerekliliktir.

 

 

Son günlerde kimi siyasilerin ve tek başına iktidar olamayan müstafi konumundaki iktidar partisi sözcülerinin, muhalefeti hazmedememeleri nedeniyle, yargıyı parti kapatmaya davet etmesi büyük bir talihsizlik olmuştur. Bu durum, sandıkta yenemedikleri muhalefeti, güdümlü yargı eliyle susturma gayretidir. Bu müstafi iktidar partisi ki, parti kapatmalarından en çok şikayet eden partiydi. Anayasa Mahkemesi tarafından “laikliğe aykırı davranışların odağı” olmaktan dolayı kapatılmaktan kıl payı kurtulan parti… Yani dünün mağduru, bugünün mağruru…

 

 

Sayın Cumhurbaşkanı’nın “bağımsız ve tarafsız” yargımıza hitaben, muhalefet partisi HDP yöneticileri hakkında dokunulmazlıkların kaldırılması ve yargılanmaları, sonrasında da milletvekilliklerinin düşürülmesi temennisini bildirmesinin üzerinden saatler geçmeden, “havuz medyası”na Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın soruşturma başlattığı haberleri düşmeye başladı. Akıl ve izan sahibi hiçbir hukukçunun onaylayamayacağı garipliklere yenisinin eklenmesine tanık oluyoruz. Umarız bu haberler söylentiden öteye geçmez…

 

 

Kimsenin, bu arada milletvekillerinin de suç işleme özgürlüğü yoktur. Suç işleyeni yargı elbette “re’sen” soruşturur, yeterli delile ulaşınca da yargılar. Bunun için de “Saray”ın veya havuz medyasının yönlendirmelerine veya duyurularına ihtiyaç yoktur. Aksi takdirde, idarenin başının “Savcı”sı olduğu yeni dava furyalarına dönmüş oluruz. Güzel ülkemiz, düzmece iddialara dayalı düzmece davalardan çok çekti. “Siyasi Partiler Mezarlığı”ndan sonra, “Düzmece Davalar Mezarlığı” da kurmayalım…

 

 

Demokrasi, biraz da muhalefeti, çoğulcu ve farklı düşünenleri hazmetme rejimidir. Müstafi hükümetin partisinin tek başına iktidarını engellediği ve fiili başkanlık sistemine yasal kılıf uydurulmasına engel oldu diye, 6 milyondan fazla oy almış bir siyasi partiyi hedefe koymanın kimseye, müstafi hükümete ve de Saray’a hiçbir faydası olmayacaktır.

 

 

Demokrasiden, barıştan, şeffaflıktan korkmayalım. Bu nedenle gerek iktidar, gerekse muhalefet partilerinin, giderek gerginleşen ve kaygı uyandıran ortam karşısında, çatışmacı ve iç barışı tehdit edici söylemlerden kaçınmaları bir zorunluluktur. Sorunların demokrasi kuralları içinde çözümü, her şeyden önce sözlü ve fiziksel şiddeti açık ve kesin biçimde dışlayan bir tutumu zorunlu kılmaktadır. En fazla görev de iktidar gücünü kullananlara düşmektedir…

 

 

kemalakkurt@hotmail.com

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Nâzım Hikmet 117 yaşında
70. yılda insan haklarımız
Çocuklarımızın hakları