RADYO KARADENİZ
Yazıyı Büyüt  Yazıyı Küçült 

Siyasette yeni yaklaşım : Bilinç Siyaseti

21 Şubat 2012 Salı | 9:00

Gündem o kadar dolu ki. Hangi soruna değinelim, görüşümüzü bildirelim karar vermek zor. Ama hangi sorun olursa olsun çözüm yeri elbette siyaset kurumu. Bu nedenle çözüme yönelik görüş bildirmek sanırım en doğrusu. Gelin konuya siyaseten basit ama iki önemli soruyla başlayalım: “Siyaset neden yapılır?” ve “Siyasal partiler ve partilerde siyaset yapanlar neden ülke yönetimine gelmek isterler?” Yanıtlayalım: Siyaset, üyesi olduğumuz ya da aidiyet bağı duyduğumuz partinin iktidara gelmesi ve ülke sorunlarına çözüm üreterek hizmet etmesi için yapılır. Siyasal partiler ise iktidara geldiklerinde savundukları ideoloji ve ilkeler çerçevesinde sorunlara çözüm üretmek ve ülkeyi yönetmek isterler. Bilindiği üzere Cumhuriyet Halk Partisi ardışık iki kurultay yapma kararı aldı. Partinin nasıl iktidara geleceği sorusu da yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. Bu soruya çeşitli açılardan yanıt verilebilir. İktidara gelebilmek için anlamlı görünen çeşitli formüller önerilebilir. Bu önerilerin bir kısmı; sorunlara çözümler üreterek projeler halinde seçmene sunmak, seçmene daha yakın olmak, halkın diliyle konuşmak, çok çalışmak diye sıralanabilir. Kuşkusuz bunlar ve benzeri konularda ciddi çalışmalar yapılmalıdır. Ancak kanımızca iktidara gelebilmek için çok daha önemli olan bir konu vardır. Bu konu ülkemizin sosyolojik yapısını, etnik ve dinsel kimlikleri ve grupları iyi tahlil etmek ve bu yapıya uygun bir siyaset yaklaşımını yaşama geçirmektir. Demek istediğimiz şudur: Türkiye özellikle 1980 darbesinden sonra toplumumuzun temel harçlarından olan adil olma, dayanışma, hoşgörü, yurtseverlik gibi yaygın kültürel unsurların önemini yitirmeye, ulusal kimliğe bağlılığın azalmaya başladığı bir süreci yaşamaktadır. Yıllardır yaşadığımız siyasal istikrarsızlık ve özelikle son 10 yıla varan AKP iktidarı süresince Cumhuriyetin temel değerlerine karşı alınan tahrip edici tutum ve atılan adımlar bu süreci ne yazık ki hızlandırmaktadır. Ortak duygu ve kültürel davranışlar çerçevesinde yıllardır birbirini tamamlamış olan bireylerimiz arasında var olan duygusal, kültürel ve sosyal bağlar zayıflama tehdidi altındadır. Bu gelişme vatandaşın kendisini güvende hissetmemesine ve devlete olan sadakatinin yıpranmasına, toplumsal aidiyet duygusunun da aşınmasına yol açmaktadır. Toplumsal aidiyet duygusu zayıfladıkça etnik ve dinsel aidiyet ve dayanışma güçlenmektedir. Toplumsal birliğimiz ve devletimizin geleceği açısından kuşkusuz bu, ayrıştırıcı ve tehlikeli bir gelişmedir. Bu tehlikeli gelişmeyi önleyebilmek için özellikle Cumhuriyetin kurucu partisi CHP’ne büyük bir sorumluluk düşmektedir. Sorumluluk; içine düşülen etnik ve dinsel aidiyeti güçlendirici sürecin aslında toplumsal bütünlüğümüzü parçalamaya ve ayrıştırmaya dönük ne denli büyük bir tehlike olduğu konusunda halkımızı aydınlatmak ve birleştirici değerler üzerinden siyaset yapmaktır. Bu sorumluluk yeni bir siyaset yaklaşımı ile yerine getirilebilir. Bu yaklaşım etnik ve dinsel özellikleri bireysel zenginlik olarak gören ve başkaca prim vermeyen aksine ortak değerleri öne çıkararak besleyen ve paylaşmayı amaçlayan bilinç siyasetidir. Etimolojik olarak bilinç, insanın kendisini ve çevresini anlama yeteneği ve bu anlayışla elde edilmiş bilginin paylaşılması anlamına gelmektedir. Bilinç siyaseti için siyasal partiler öncelikle toplumsal yapıyı iyi analiz etmeli ve gelişen durumlara göre politika üretmelidirler. Günümüz toplumsal gelişmelerini iyi kavramış bilinç siyaseti, önemli olanın toplumsal birliğimizi ve gücümüzü oluşturan ve besleyen binlerce yıllık ortak değerlerimiz olduğunu savunmalı, adalet, dürüstlük, eşitlik, halkçılık, çalışkanlık, kardeşlik, yurtseverlik gibi çağdaş ortak değerleri yeniden öne çıkarmalıdır. Siyasal söylemini etnik ve dinsel değerler üzerine değil bu değerler üzerine kurgulamalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi unutulan bu siyasi yaklaşımı yeniden yaşama geçirmekle sorumludur. Yaklaşan kurultaylarda CHP’ne düşen görev parti içi tartışmaları en kısa sürede bitirerek bilinç siyasetini yeniden egemen kılacak bir iradeyi kurultaylardan çıkarmak olmalıdır. Kurultaylar, bu siyasi yaklaşımı yaşama geçirmek için tarihi bir fırsata dönüştürülmelidir. Ancak toplumun her kesiminin kabul edeceği çağdaş ortak değerler üzerinden yapılan siyasetle her kesimden oy alınabilir ve ortak değerlere dayanan bilinç siyaseti ile CHP yeniden iktidara gelebilir. Aksi halde, çağın gerisinde kalmış söylemlerle hareket eden dar grupların güvenini kazanmaya çalışan marjinal bir parti olmaktan fazlası söz konusu olamaz.

Gündem o kadar dolu ki. Hangi soruna değinelim, görüşümüzü bildirelim, karar vermek zor. Ama hangi sorun olursa olsun çözüm yeri elbette siyaset kurumu. Bu nedenle çözüme yönelik görüş bildirmek sanırım en doğrusu.


Gelin konuya siyaseten basit ama iki önemli soruyla başlayalım: “Siyaset neden yapılır?” ve “Siyasal partiler ve partilerde siyaset yapanlar neden ülke yönetimine gelmek isterler?”

 

Yanıtlayalım: Siyaset, üyesi olduğumuz ya da aidiyet bağı duyduğumuz partinin iktidara gelmesi ve ülke sorunlarına çözüm üreterek hizmet etmesi için yapılır. Siyasal partiler ise iktidara geldiklerinde savundukları ideoloji ve ilkeler çerçevesinde sorunlara çözüm üretmek ve ülkeyi yönetmek isterler.


Bilindiği üzere Cumhuriyet Halk Partisi ardışık iki kurultay yapma kararı aldı. Partinin nasıl iktidara geleceği sorusu da yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı. Bu soruya çeşitli açılardan yanıt verilebilir. İktidara gelebilmek için anlamlı görünen çeşitli formüller önerilebilir. Bu önerilerin bir kısmı; sorunlara çözümler üreterek projeler halinde seçmene sunmak, seçmene daha yakın olmak, halkın diliyle konuşmak, çok çalışmak diye sıralanabilir. Kuşkusuz bunlar ve benzeri konularda ciddi çalışmalar yapılmalıdır. Ancak kanımızca iktidara gelebilmek için çok daha önemli olan bir konu vardır. Bu konu ülkemizin sosyolojik yapısını, etnik ve dinsel kimlikleri ve grupları iyi tahlil etmek ve bu yapıya uygun bir siyaset yaklaşımını yaşama geçirmektir.


Demek istediğimiz şudur: Türkiye özellikle 1980 darbesinden sonra toplumumuzun temel harçlarından olan adil olma, dayanışma, hoşgörü, yurtseverlik gibi yaygın kültürel unsurların önemini yitirmeye, ulusal kimliğe bağlılığın azalmaya başladığı bir süreci yaşamaktadır. Yıllardır yaşadığımız siyasal istikrarsızlık ve özelikle son 10 yıla varan AKP iktidarı süresince Cumhuriyetin temel değerlerine karşı alınan tahrip edici tutum ve atılan adımlar bu süreci ne yazık ki hızlandırmaktadır. Ortak duygu ve kültürel davranışlar çerçevesinde yıllardır birbirini tamamlamış olan bireylerimiz arasında var olan duygusal, kültürel ve sosyal bağlar zayıflama tehdidi altındadır. Bu gelişme vatandaşın kendisini güvende hissetmemesine ve devlete olan sadakatinin yıpranmasına, toplumsal aidiyet duygusunun da aşınmasına yol açmaktadır.
Toplumsal aidiyet duygusu zayıfladıkça etnik ve dinsel aidiyet ve dayanışma güçlenmektedir. Toplumsal birliğimiz ve devletimizin geleceği açısından kuşkusuz bu, ayrıştırıcı ve tehlikeli bir gelişmedir. Bu tehlikeli gelişmeyi önleyebilmek için özellikle Cumhuriyetin kurucu partisi CHP’ne büyük bir sorumluluk düşmektedir.


Sorumluluk; içine düşülen etnik ve dinsel aidiyeti güçlendirici sürecin aslında toplumsal bütünlüğümüzü parçalamaya ve ayrıştırmaya dönük ne denli büyük bir tehlike olduğu konusunda halkımızı aydınlatmak ve birleştirici değerler üzerinden siyaset yapmaktır. Bu sorumluluk yeni bir siyaset yaklaşımı ile yerine getirilebilir. Bu yaklaşım etnik ve dinsel özellikleri bireysel zenginlik olarak gören ve başkaca prim vermeyen aksine ortak değerleri öne çıkararak besleyen ve paylaşmayı amaçlayan bilinç siyasetidir.


Etimolojik olarak bilinç, insanın kendisini ve çevresini anlama yeteneği ve bu anlayışla elde edilmiş bilginin paylaşılması anlamına gelmektedir. Bilinç siyaseti için siyasal partiler öncelikle toplumsal yapıyı iyi analiz etmeli ve gelişen durumlara göre politika üretmelidirler. Günümüz toplumsal gelişmelerini iyi kavramış bilinç siyaseti, önemli olanın toplumsal birliğimizi ve gücümüzü oluşturan ve besleyen binlerce yıllık ortak değerlerimiz olduğunu savunmalı, adalet, dürüstlük, eşitlik, halkçılık, çalışkanlık, kardeşlik, yurtseverlik gibi çağdaş ortak değerleri yeniden öne çıkarmalıdır. Siyasal söylemini etnik ve dinsel değerler üzerine değil bu değerler üzerine kurgulamalıdır.


Cumhuriyet Halk Partisi unutulan bu siyasi yaklaşımı yeniden yaşama geçirmekle sorumludur. Yaklaşan kurultaylarda CHP’ne düşen görev parti içi tartışmaları en kısa sürede bitirerek bilinç siyasetini yeniden egemen kılacak bir iradeyi kurultaylardan çıkarmak olmalıdır. Kurultaylar, bu siyasi yaklaşımı yaşama geçirmek için tarihi bir fırsata dönüştürülmelidir.


Ancak toplumun her kesiminin kabul edeceği çağdaş ortak değerler üzerinden yapılan siyasetle her kesimden oy alınabilir ve ortak değerlere dayanan bilinç siyaseti ile CHP yeniden iktidara gelebilir. Aksi halde, çağın gerisinde kalmış söylemlerle hareket eden dar grupların güvenini kazanmaya çalışan marjinal bir parti olmaktan fazlası söz konusu olamaz.

 

 Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY - H&H Yorum

Bu haberi 126 kişi okundu..

GÜNÜN EN ÇOK OKUNAN HABERLERİ

Tümü [+]

Diğer Başlıklar

halkinhabercisi.com © 2011
3WTURK