Siyasetin derin FETÖ’cüleri, masum vatan evlatlarını yargılattırıyor

Siyasetin derin FETÖ’cüleri, masum vatan evlatlarını yargılattırıyor
22 Temmuz 2017 11:04

Tarihe tanıklık etmek istiyorum.

 

 

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

 

 

Öncelikle bir hususu belirtmeliyim ki, yazının başlığını ”derin devlet” betimlemesinden esinlenerek koydum ama, ben bu tanımı çok fantazi ve lüzumsuz buluyorum.İnsanların alıştığı bir kavram olması nedeniyle de buna kendimi zorunlu duyumsadım.Yaşadığımız dünya da hiçbir nesne ve olay derin değildir, önemli olan onları meydana çıkarmak ve gözler önüne sermektir.Ama gelin görün kü, yaptıkları çirkin işlere esrarengiz hava vermek isteyenler ”derin” sözcüğünü taammüden kullanıyorlar.

 

Söze nereden başlayalım?

 

Önce bir bilgi vereyim ve yavaş yavaş konuya girelim, ben AKP’nin ilk Erzurum kurucu il başkanıyım ve 2002 seçimlerinde seçilen ilk milletvekillerindenim.

 

Şimdi size bir anekdot anlatayım:14 Ağustos 2001’de kurulan AKP tüm iller ve ilçelerde teşkilatlanmaya gitti ve teşkilatı kurulan iller bizzat genel başkan Erdoğan ve bir grup genel merkez heyeti tarafından, akşam halka açık olarak kapalı salon törenleri,(yemekli) ertesi gün gündüz de miting düzenlemek suretiyle teşkilat açılışları yapılıyordu.

 

Bu bağlamda olmak üzere il başkanlığını yaptığım AKP Erzurum il teşkilatının açılışı da 14 Ağustos 2001 tarihinde yapılması genel merkezce kararlaştırıldı.

 

Yukarı da açıkladığım gibi, mitingden bir gün önce, yani 13 Kasım 2001 tarihinde halka açık olarak kapalı salon toplantısı, Erzurum’un o zaman Palandöken Dağı’ında bulunan beş yıldızlı Polat Rönesans otelde mahşeri bir kalabalıkla yapıldı.Gelen heyet ve diğer konuklara yemek verildi.Yemekte protokol masasında Ankara’dan gelen heyetin ancak bir kısmı ve doğal olarak genel başkan olarak Erdoğan bulunmaktaydı.Tayyip Erdoğan’ın sağ tarafında genel başkan yardımcısı olarak Abdullah Gül, sol tarafında ise il başkanı olarak ben oturmaktaydım(Sakladığım fotoğraflarla belgelidir.)Yemek yeme faslı bittikten sonra protokol konuşmalarına geçildi.İl başkanı olarak ben de konuştum, benim ardımdan Tayyip Erdoğan konuştuktan sonra kürsüden inip tekrar masadaki yerini alarak, kulağıma eğilip ”Gazeteciler duymadan Kırkıncı Hoca ve Mahmut Kişioğlu’nu ara gizlice görmeye gideceğiz” dedi.Ben derhal harekete geçtim ama Kırkıncı Hoca’nın İstanbul’a gittiğini öğrendim, biz sadece Mahmut Kişioğlu’nu ziyaret etmekle kaldık.

 

Kırkıncı Hoca, yukarıda parantez içinde bahsettiğim gibi Fethullah Gülen’in bağlısı(Yaşı ondan çok büyüktü ama durum da böyleydi) bir Erzurum ve havalisi Nur cemaati lideriydi.

 

Mahmut Kişioğlu denilen kişi Refah Partisi cenahında oldukça etkisi olan yaşlı  bir adamdı.

 

Bu iki insan şimdi hayatta değiller ama seçimlerde her dönem birer milletvekili tayin etme kontenjanı tanınmıştı ve gösterdikleri isimler belediye başkan adayı yapılıyordu.

 

Örneğin, Fethullah Gülen cemaati fetöcülükle suçlanıncaya kadar onun bağlısı Kırkıncı Hoca, Erzurum’dan ikinci sıra adayını dört dönem tayin etmiştir.

 

Üçüncü sıra milletvekili adayını Mahmut Kişioğlu denen adam tayin ediyordu, birinci sıra adayı bugüne kadar hep olduğu gibi Adıyaman Menzil cemaatinin vazgeçilmez adayı olarak Recep Akdağ hep yerini korudu.

 

Size ilginç gelecek ama Erzurum’da daha sonraki seçim dönemlerinde, Kırkıncı Hoca’nın tellakı olarak gösterilen hamam hizmetçisi, abdest suyu dökücüsü bile yine ön sıralardan milletvekili yapıldı.

 

Adıyaman cemaatinde ‘’vekil’’ denilen bir kavram vardır, bunun anlamı, illerde ve/veya ilçelerde cemaat liderinin manevi temsilcisi anlamındadır.

 

Recep Akdağ’da Adıyaman cemaatinin Erzurum ‘’vekil’’i olduğu için sürekli olarak milletvekili ve bakan yapılmaktadır.

 

Yine Mahmut Kişioğlu denilen adam milletvekili adayı atama dışında Erzurum Büyükşehir Belediye Başkan adayını bile Erdoğan’a yaptırmıştır.

 

Cemaat ve diğer cemaatlerle iç içe olma konusunda Erzurum’u bir prototip örnek olarak verdim.

 

81 ilde aynı uygulama yapılmıştır ve AKP’nim içini, bakanlıkları ve bunlara zincirleme bağlı olarak devlet kurumlarını Fethullah Gülen cemaati ve diğer cemaat mensuplarıyla doldurmuştur Tayyip Erdoğan ve emir erleri.

 

22.Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde her ilden gelen cemaat mensubu milletvekillerini bire bir gördük.

 

Sadece bir örnek daha vereyim ve Tayyip Erdoğan ile emir kullarının cemaatleri nasıl besleyip büyüttüklerinin başka bir uygulamasını gözler önüne serelim.

 

AKP’nin-tabii ki, bizzat Erdoğan’ın talimatıyla-22.Dönemde milletvekillerinden Mehmet Denizolgun, Süleymancılık’ın kurucu lideri-merhum-Süleyman Hilmi Tunahan’ın bizzat torunlarından biridir.

 

Şimdi cemaatlere nasıl da kendilerini kaptırdıklarını ve ne denli beslediklerine ait başka bir anekdot anlatayım.

 

Bilindiği üzere 3 Kasım 2002’de milletvekili olma yasağı bulunan Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal’la anlaşıp ilgili anayasal engel kalktıktan sonra Mart 2003’te Siirt’te seçimler ile ilgili suni bir sıkıntı oluşturularak yeniden seçim yapılıp milletvekili olarak başbakan olunca yeni bir hükümet kuruldu ve bu bağlamda olmak üzere bakanlıklarda bazı değişiklikler yapıldı.

 

İşte bu değişiklikten sonra o zamana kadar Kültür Bakanı olan Hüseyin Çelik Milli Eğitim Bakanlığı’na getirildi.-Hüseyin’Çelik’in Nurcu cemaati mensubu olduğu hep söylenirdi-

 

İşte Hüseyin Çelik’in Milli Eğitim Bakanı olduktan çok kısa bir süre sonra-hangi ay olduğunu anımsamıyorum-bir Salı günü basına kapalı grup toplantısında ‘’özel okullara eğitim ve öğretim desteği’’ adı altında sırf Fethullah Gülen cemaat okullarını geliştirmek, çoğaltmak için başarılı öğrencilere parasal destek konusu tartışıldı ve bu adamlar bunu bugüne kadar uygulamaktalar.Cemaat okullarını kapattıktan sonra bu öğrenci başı parasal desteği kesecekler ama kamuoyuna karşı açıklarının meydana çıkmasından çekiniyorlar, hem de kendi kurdukları dernekler vasıtasıyla açılan özel okul öğrencilerine yardım amacıyla bu uygulamadan şimdilik vazgeçmiyorlar.

 

Bu prototip örnekleri neden verdim?

 

On binlerce gariban zavallı herhangi bir derneğe üye olmuş, hem işinde atıyorlar, hem de kodese tıkıyorlar.

 

Gariban vatandaşlar tesadüfen Bank Asya’nın önünden geçerken cebinde biriktirdiği üç beş kuruş kaybolur ve/veya çalınır korkusuyla içeri girip hesap açtırıyor, fetöcülüğe destekten kodese tıktırıyorlar.

 

İşadamları alınlarının terleri ve zekalarıyla para kazanmışlar ama Fethullah Gülen’le ya bir küçük ilşkisi, ya da bir fotoğrafını görünce malına mülküne el koyup kayyım atayarak kendisini de kodese tıkıyorlar.

 

Veya insani olarak Fethullah Gülen’i övücü bir söz söylemiştir, onu fetöcü olarak ya işinden atmışlardır veya kodese tıkamışlardır.

 

Fethullah Gülen’in okullarında öğretmenlik yapmıştır veya öğrenci olmuştur, kolundan tutup kodese tıkmışlardır.-damat Berat bu cürümün dışındadır tabii ki-

 

Hakimler, savcılar zülf-i yare dokunacak azılı hırsızları tespit etmişlerdir, sen kallavi fetöcüsün diye hem görevden almışlar, hem de avukatlık yapma hakları da ellerinden alınarak kodese tıkılmışlardır.

 

Vs., vs., vs…

 

Şimdi özgür bir beyne sahip olarak, akıl ve bilimden başka yol gösterici tanımayıp hiçbir cemaatle ilişkisi olmayan ve onlara en küçük bir sempatiyi bile kendi kişiliğine hakaret olarak gören bir birey olarak soruyorum:

 

Zavallı insanları geçerliliği olmayan ufak tefek bahanelerle işlerinden atıp kodeslere tıkayıp, mallarına da el koyuyorsunuz da, cemaatleri bizzat devlet yapılanması içine yukarıda anlattığım çok açık örnekler de olduğu gibi yerleştirenlerden yani siz kendinizden ne zaman hesap soracaksınız?

 

Bank Asya’ya tesadüfen hesap açtırmış zavallılardan hesap soruyorsunuz da, cemaatin okullarına öğrenci başına devlet yardımını sistemli hale getiren zevattan(kişiler) yani kendinizden ne zaman hesap soracaksınız?

 

Başta Fethullah Gülen cemaati ve türevleri olmak üzere, tüm illerde bütün cemaatlere milletvekilliği kontenjanı ayırarak TBMM’i cemaatle sıvayanlardan, yani sizlerden hesap ne zaman soracaksınız?

 

Fethullah Gülen için ufak tefek övgülerinden dolayı kodese tıkılan zavallılar yanında, ‘’sıla hasreti artık bitsin…’’ diyerek onu sevgi ve saygı ile Türkiye’ye davet eden ve çeşitli platformlarda mikrofon ellerinde kendisi hakkında övgüler düzen siyasetin derin adamlarına ne zaman dokunulacak?

 

Cemaat için ‘’ne istedi de vermedik?’’ diyerek, T.C.Devleti’nin mal varlığını, siyasi güç ve bürokratik gücü ile yargı, emniyet, TSK kadrolarını, üniversite yönetimlerini onlarla dolduran zihniyet sahibi ve avenelerinden ne zaman hesap soracaksınız ey muktedirler?

 

Bir kısım derin kirli siyasetçilerin bir zamanlar kameralar karşında mikrofon ellerinde Fethullah Gülen’i peygamber gibi överken, şimdi çıkarları gereği övgülerine aldırmadan ne zaman hesap soracaksınız?-sosyal medya bu iğrenç görüntülerle kaynıyor ve hafıza unutur, arşiv unutmaz-

 

Yargı erkinin kişilere göre değiştiği, zayıflara ve muktedirlere farklı uygulandığı bir ülkede adalet, eşitlik ve demokratik özgürlüklerin var olduğundan bahsetmek çok aşağılık bir ifadedir.

 

Türk milletinin ebedi önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu ziyaretinde irad ettiği uzun nutkun(söylev) bir tümcesinde ‘’Efendiler ve ey millet!İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz.En doğru tarikat tarikat-ı medeniyedir’’ diyerek o Ortadoğu bataklığını ebediyen kapatmasına rağmen, bu adamlar yukarıda bahsettiğim uygulamalarıyla devleti şeyhlere, dervişlere, müritlere, mensuplara teslim ederek tekrar bizi Arap bataklığına gömmeye çalışmışlardır ve buna son hızla devam ederek, büyük milletimizin en büyük milli sembolü olan Aziz Atamızın istirahatgahı olan Anıt Kabiri’de bu nedenle imara açarak toptan yok etme peşindedirler.

 

Unutulmamalı ki, adaleti yerlere serenler ve iktidarın metresi haline getirenler behemehal adalete muhtaç olacaklardır!

 

 

İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Hiç şüphe yok ki AK Parti oyları talan etti
Çanakkale Zaferi sadece Türk kanıyla kazanıldı, hiçbir milletin katkısı yoktur
Ülkeyi batırdı, şimdi de suçlarını milletin üstüne çamur gibi atıyor