Seçimle yönetime gelen diktatörler seçimle gitmezler, ancak sözün bittiği alanlar olan sokak eylemleri ile devrilirler

Seçimle yönetime gelen diktatörler seçimle gitmezler, ancak sözün bittiği alanlar olan sokak eylemleri ile devrilirler
28 Mart 2018 09:41

Bu makale kuramsal (teorik) olarak yazılmış siyaset sosyolojisini ilgilendiren ve dünyada halen yaşamakta olan ve diktatör olarak diğer insanlar tarafından nitelenen hiçbir kimseyi kişisel olarak hedef almayan ve sadece analitik bir düşünce ile yazılmış metindir sadece.

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN H&H YORUM

 

 

Ayrıca bu makalede hiçbir siyasi, hiçbir bürokrat ve hiçbir insan hedef alınmamaktadır.

 

 

Yazıya tarihin çok ender kaydettiği katmerli zalim diktatör Hitler’in propaganda bakanı Goebbels’in ‘’Bir defa iktidarı aldıktan sonra, onu asla vermeyeceğiz; bakanlıklardan bizim ancak ölülerimizi çıkarabilirler,’’ sözü ile başlayarak, dünyadaki gelip geçmiş veya yaşamakta olan tüm diktatörlerin genel karakterlerini ortaya koyalım.

 

 

Diktatör karakterli kişiler ilk seçimle iktidara gelinceye kadar tüm insanlık için zulüm derecesindeki bu kusurlu özelliklerini kitlelere hiç belli etmezler.

 

 

Demokratik bir ülkede bu diktatörler iktidara geldiği ilk günden itibaren devletin tüm kurumlarını, demokrasi dışı yöntemlerle kendi egemenlikleri altına alır ve kitleleri zulüm ve kan dökerek yönetmeye başlar.

 

 

Diktatör, özellikle bağımsız yargı ve parlamentoyu faşistçe, anayasa ve yasaları çiğneyerek tamamen eline geçirir ve artık istediği gibi at oynatmaya başlar.

 

 

Ülkede artık her şey ve en küçük olayların, işlerin, hukuksal kararların, istediği yasaların çıkması diktatörün elindedir.

 

 

Diktatörlüğünü zayıflatacak ve kitleleri harekete geçirecek aydınları, kültürinsanlarını, gazetecileri, parlamenterleri vs. kitlesel olarak hapishanelere doldurur ve bir kısmını da içerde zehirleterek katlettirir.

 

 

Artık diktatör 7 yüzlü bir canavardır ve kendisinden kitlelerin ödü patlamaktadır.

 

 

Canavar diktatör öyle dehşetli bir korku salmıştır ki, sadece kitleler değil; bakanlar, üstbürokratlar, bürokratlar, yargıçlar, bir kısım aydın ve gazeteciler de kendisine teslim olmuşlardır.

 

 

Çünkü diktatör, yiğit karakterliler hariç olmak üzere dehşetli zulüm ve korkunun insanları nasıl sindirdiğini çok iyi bilmektedir.

 

 

Yapılan bilimsel bir araştırma/gözlem de şempanzelerin aşırı korktukları maymunlara sırtlarını dönerek önlerinde domaldıklarını kanıtlamışlardır; bunun evrimsel aşamada insanlara genetik olarak geçtiğini kavramamak olası değildir.

 

 

İşte, ülkesinde her şeyi, hukukun tümünü çiğneyen ve insanları kan ve zulümle yöneten, ülke kaynaklarının hepsini kontrolü altına alarak yöneten bir diktatörün asla bir seçimi kaybetme lüksü yoktur.

 

 

Diktatörün ilk demokratik seçimden sonra yapılan seçimleri kazanması baskı, zulüm ve korkuya dayanan hırsızlık oylarıyla olanaklı hale gelmiştir.

 

 

Diktatör, ülkede öyle bir dehşetli korku iklimi oluşturmuştur ki, öldürülmekten, kodese tıkılmaktan, görevinden uzaklaştırılmaktan tüm sivil ve askeri bürokratlar, yargıçlar ödleri patlarcasına korkar ve ondan gelen tüm hukuk dışı komutları derhal yerine getirirler.

 

 

Parlamenterler, bürokratlar, yargıçlar, bakanlar diktatör tarafından yat der yatarlar, kalk der kalkarlar, dört el yere yat sırtınıza bineceğim der, bunu da yaparlar.

 

 

Diktatör seçim kaybettiği taktirde kendisinin çok dehşetli biçimde yargılanacağını ve büyük azaplara duçar olacağını bildiği için seçimleri hep baskı, hile ve seçim üstbürokratlarını, yargıçları korkutarak almaktadır.

 

 

Diktatör her seçimde, alternatifli ve çok değişik hırsızlık sistemi ile seçimleri kazanmaktadır.

 

 

Bilhassa bu konuda seçim bürokrasisini tehdit ve şantajla, kodese tıktırma tehditleriyle, aynı zamanda yüksek oranda rüşvetle ödüllendirerek her seçimi kazanmaktadır.

 

 

Diktatörün yönetimde olduğu bir ülkede muhalefet seçim sandıkları ile ilgili demokratik hukuksal hangi önlemi alırsa alsın, yine sonuç diktatörün lehine sonuçlanacaktır; çünkü ülke yönetiminin tüm birimleri kendi ellerindedir ve görevlileri de ekmek parası ve korku yüzünden emirlerindedir.

 

 

Çünkü hukuksal olarak seçim haklarına, oylarına sahip çıkmak isteyen kitlelerin üstüne haksız bir şekilde güvenlik güçlerini salacak ve gerektiğinde hiç gözünü kırpmadan ateş açtıracaktır, diktatör.

 

 

Kısaca, hukuk yoluyla bir diktatörü hizaya getirmenin asla olanağı yoktur.

 

 

Tek çare, hakları çiğnenen toplumların sokaklara dökülerek, diktatörün kendilerine reva gördüğü türden eylem yapmalarıdır ki, buna toplumsal kısas yöntemi denir.

 

 

Tüm dünyada, bugüne kadar tüm diktatörler normal demokratik seçimlerle yönetimi bırakmamış, sokak eylemleri ile devrilmişlerdir.

 

 

İşte bu makalede bunun analizi yapılmakta ve prototip olarak, Romanya Devlet Başkanı azgın diktatör Nikolay Çavuşesku’nun hak ettiği acıklı öyküsü anlatılmaktadır.

 

 

İnsan toplulukları, grup liderleri, hukuk ve adalet karşısında mağdur  olmuş, zulme uğramışbireyler, hapsedilen önemli bürokratlar, zindanlara tıkılan general vesubaylar, siyasal iktidarların ülke kaynaklarını hortumlama ve ülkenin bağımsızlığını yok etme adına düşman güçlerle yaptıkları işbirliğine karşı direnen ve hukuksal yönlerden karşı koyan yurtseverleri, o siyasal iktidarın başının hukuk tanımaz talimatlarıyla onları kodese tıktıranlara ve vurdumduymaz bir aldırmazlıkla demokrasiyi rafa kaldırıp ülkeyi bir kral gibi keyfince yönetenlere karşı, bilinçli,
bilge çaresiz kalmış her yurttaş “Sözün bittiği yerdeyiz’’sözünü kullanır.

 

 

Kısaca, “Sözün bittiği yerdeyiz’’sözü, öncelikle bir ülkenin yönetimini, hile ve desiselerle, yabancı güçlerle işbirliği yaparak, seçim hileleriyle ele almış, vatandaşlarına hukuk ve demokrasi tanımaz azgınlığıyla baskı uygulayan diktatörlere karşı kullanılır.

 

 

“Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözü, hukuku hiç de etraftan dolanmadan açıkça çiğneyenlere karşı kullanılır.

 

 

Hem de o kadar açıktan çiğnenir ki hukuk adına, fabrikalarda seri mal üretilir gibi sahte deliller üretilip; ülke kahramanlarının ve
yurtseverlerinin hapishane zindanlarına tıkıldığı, onların tepelendiği, vatan haini teröristlerin ise onların aleyhlerinde tanık olarak uyduruk
mahkemelerde dinlenildiği bir ülke yönetimi.

 

 

“Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözü, ’’Ülke kaynaklarının o ülkeyi yöneten diktatör tarafından, iktidarını devam ettirme uğruna dış süper güçlere peşkeş çekilmesi ve kendisi ile etrafı tarafından doymak bilmez maymun iştahı ile hortumlanması karşısında
mahkemelerin bu işin üstüne hiçbir şekilde gitmemesi ile vatandaşların bezgin ve yılgın bir duruma düşerek’’ söylenir.

 

 

Ülkede büyük yolsuzluklar yapılır, yurtsever ve hukuku titizce uygulayan, adaleti işleten savcılar, yargıçlar olaya el koyar ama işin ucu diktatör ve çevresine dayanınca, o savcı ve yargıçlar hakkında uyduruk davalar açılıp yolsuzluk soruşturması sümenaltı edilince hukuk ve demokrasiye
inanan erdemli insanlar bile “Sözün bittiği yerdeyiz’’ der.

 

 

Güya terörü bitirme adına aslında terör örgütüne ülkenin bağımsızlığından ve bütünlüğünden ödün vererek, diktatörün emriyle terör örgütüyle
müzakereler yapan üst bürokratlar hakkında soruşturma başlatan savcı ve yargıçların bu görevini durdurmak amacıyla bu üst bürokratlara
soruşturma açma işini önlemek için parlamentodaki çoğunluğuna dayanarak, soruşturma işini diktatörün iznine bağlayan doğal hukuk dışı uyduruk yasanın bir gecede çıkarılması karşısında ülkenin tüm aydınları “Sözün bittiği yerdeyiz’’ derler.

 

 

Çünkü bu tür haince icraatların emir vericisi diktatörün ta kendisidir; işin ucunun kendisine kadar uzanacağını biliyor.

 

 

Tüm ülkelerin, özellikle kalkınmış ve bilimde ilerlemiş Batı ülkelerinin anayasalarında ülkenin adı, dili, başkenti vs ile birlikte o topraklarda
yaşayan ulusun adı çok net bir şekilde yazılıdır.Örneğin, İngiltere anayasasında İngiliz, Fransa anayasasında Fransız, Almanya anayasasında Alman adları kayıtlıdır.

 

 

Ama diktatör, dünya konjonkturel siyasetine göre iktidarını devam ettirmek için anayasadan ülkede yaşayan ulusun adını sanını silmeye çalışarak milli birliğin bozulması kesin olmasına rağmen terör örgütüne ödün vermesi karşılığında yargının sus pus olması. İşte bu durumda da yurtseverler ‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ derler.

 

 

Çünkü başka çare yoktur.Hukuk bitmiştir. Demokrasi, diktatör tarafından mezara gömülmüştür.

 

 

‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözü yurttaşlar tarafından başka hangi durumlarda söylenir?

 

 

Basının diktatör tarafından acımasız bir faşizmle baskı altına alındığı zaman söylenir.

 

 

Bu öyle bir ölümcül baskıdır ki, yayın organlarının genel yayın yönetmenleri diktatör veya onun görevlendirdiği elemanları tarafından
atanır, haberler diktatörün istekleri doğrultusunda yapılır, gazetelerin köşe yazarlarını diktatör tayin eder; öyle ki o ülkenin medyasında
diktatörden habersiz bir kuş değil, bir tüy bile uçmaz.

 

 

Gazeteciler bu diktatörden öyle korkarlar ki, televizyon programında karşısına dizildiklerinde adeta hepsi birer balmumundan yontu (heykel) gibidirler, korkudan sesleri titrer, kıpırdayamazlar, çanak sorular sorarlar; bunlar sanki insan değiller, sıra sıra dizilmiş gaz tenekeleridirler.

 

 

Yani diktatör o kadar dehşetlidir.Halbuki basın bir ulusun müşterek sesidir.Diktatör o sesi boğan korkunç bir canavardır.Diktatör gitmekte olan bir bisikletin üstünde hiç durmamacasına pedal çeviren ıslah ve iflah olmaz azgın bir zalimdir.Çünkü diktatör azgın ve sapkın bir yola girmiştir.
Kitleleri ezmiş, bir ulusu aç ve sefil bırakmıştır.Yurttaşları yıldıran bir takip ve dinleme altına almıştır.Bu zulümden geri dönüşü eşyanın tabiatı gereği mümkün değildir.

 

 

Zulüm pedallarını çevirmeyi durdurduğu anda bisiklet devrilir ve hukuka, demokrasiye inananlar kendisini mahkemelerde yargılatır.

 

 

Diktatör bunu net bir şekilde bildiği için demokrasiyi ve hukuku tamamen rafa koymuştur.Diktatörün yaptığı tüm icraatlar yasadışıdır.
Hiçbir icraatını kontrol ettirmez.Yasalara boyun eğdiği takdirde mahvolacağını bilir diktatör.

 

 

Yasadışı faşizm ve zulümle hiç olmazsa bir kurtuluş ümidi olduğunu düşünür diktatör.

 

 

Bu nasıl bir ümittir?

 

 

Baskı ve şiddet kullanarak ülkenin aydınlarını, gazetecilerini, subaylarını,yurtseverlerini ve halkını korkutup sindirerek kurtulma ümidine kapılır.

 

 

Tüm diktatör zalimler bu noktada büyük yanılgı içindedirler. Çünkü, kitle psikolojisi onların düşündüğü gibi değil.Kitleler ateş üstünde ağzına kadar su dolu kaynamakta olan kazana benzer.

 

 

Bu kaynamakta olan kazanın ağzını sıkıca kapatırsanız, bir noktadan sonar patlayacaktır.İşte zalim diktatörün baskısı altındaki kitleler de bir gün o kapağı devirme sıcaklığına geldiği an da patlayacaktır.

 

 

İşte bir ulus ve o ulusun aydınları bu kazanın patlama sıcaklığını ‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözünü söyleyerek ifade ederler.

 

 

Zalim diktatörlerin hükümran olduğu, hukukun ve demokrasinin rafakaldırıldığı, parlamentolarında yasaların, diktatörlerin talimatıyla
çıkarıldığı, yolsuzlukların hukukun koruması altında yapıldığı, mahkemelerin talimatla karar verdiği, demokratik gösteri ve
yürüyüşlerinin engellendiği ve bunların üzerine polisin şiddet uyguladığı, yakalanıp hapislere tıkıldığı, ülkenin çıkarılan yasalarla
bölünmeye ve ulusal bütünlüğün bozulmaya çalışıldığı, yasalarla hiçbir önlem alınamadığı durumlarda başta aydınlar olmak üzere millet canından bezer ve ‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ der.

 

 

‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözü gerçekten sözün bittiği yerdir ve toplumsal hareketlerin, toplumsal dalgalanmaların başladığı noktadır.Bu noktada artık kitleler yasalardan, diktatörün insafından ümitlerini kesmişlerdir.

 

 

Dürüst, şaibesiz seçim yapılmasından da kitleler ümitlerini kesmişlerdir.Eylem hazırlığı içindedirler.Bu eylemlerin hangi çizgide biteceği belli değildir.

 

 

Çünkü kitleler tarafsız mahkemelere, demokrasiye, insan haklarına,özgürlüklere, rahat etmeye ve takipten, telefonlarının dinlenmesinden
uzak bir yaşama, diktatörün ülke kaynaklarını hortumlamaları ve dış süper güçlere peşkeş çekmeleri yüzünden yeterli beslenmeye ve refah bir
yaşamaya hasret kalmışlardır.

 

 

İşte bu noktada kitleler, pimi çekilmiş bomba misali aniden patlar.Artık geri dönüşü olmayan bir yol üzerindedirler.

 

 

Diktatörlerin de kaderleri bu sözün bittiği yer olan kitle hareketleri sonucunda belli olur ki, buna en iyi örnek, 1989’da gerçekleşen Romanya halk hareketi ve zalim diktatör Nikolay Çavuşesku’nun durumudur.

 

 

Kitlelerin bu doğal hareketlenmelerini 17.yüzyılın ünlü filozofu, devlet felsefecisi, akıl çağının gerçek başlatıcısı John Locke ‘’Eğer devlet koruma görevi dışına çıkar ve adaletsiz davranırsa toplumun direnme hakkı doğar’’ demiştir.

 

 

Yine 1789 ‘’Fransız Devrimi Haklar Bildirgesi’’nin iki maddesi bu konuya ışık tutar ki, şöyledir:

 

 

1-Yönetim halkın haklarını çiğnediği zaman başkaldırmak ve direnmek hakların en kutsalı ve ödevlerin en gereklisidir.
2-Devletin amacı, insanın doğal ve kaybolmaz haklarının korunmasıdır. Bu haklar, özgürlük, güvenlik ve zulme karşı direnmektir.

 

 

Örnek olması bakımından, derli toplu ve özet halinde anlatan çok yakın tarihimizin, ’’Sözün bittiği yerdeyiz’’ sözüne dayalı kitle hareketini değerlendirilmesi bakımından bilginize sunuyorum.

 

 

Bu kitle hareketi, uzun yıllar ülkesini demir yumruk, hukuk dışı v ezulümle yönetmiş olan Romanya Devlet Başkanı Nikolay Çavuşesku’nun
devrilmesi ile ilgilidir.

 

 

“Nikolay Çavuşesku, 1918 yılında doğar… On bir yaşında Bükreş’e gelip ayakkabıcı çırağı olur ama papuçtan ziyade siyaset yapar. Afiş asar, duvar boyar, her eyleme koşar ve altı sene hapis yatar. Çıktığında kendisi gibi hızlı bir komünist olan Elena Petresku ile evlenir. Elena’nın babası kendi halinde bir ırgattır, kızını ilkokul dördüncü sınıfa kadar okutabilir. Nikolay da mürekkep yalayamaz ama tahsilin gereğine inanır. İhtilal sonrası Komünist Partinin gücünü kullanarak Bilimsel Araştırma Enstitüsü başkanlığına atanır. Kimyagerler tarafından hazırlanan bir doktora tezine imza atar ve kimya doktoru unvanını alır.’’

 

 

Yani karısı Elana cahil, kedisi de tüm işlerinde yaptığı gibi, aynı zamanda diploma kalpazanıdır.

 

 

Tarih şunu kaydetmiştir ki, tüm diktatörler diplomasız cahiller arasından çıkmıştır-sonradan kalpazanca diploma almasına rağmen; örnek olması bakımından Çavuşesku gibi iki zalim diktatörler olan Hitler ve Stalin’de diplomasız cahillerdi.

 

 

“Nikolay Çavuşesku oyunu kuralına göre oynar, güçlünün rüzgârına yelken açar.Nitekim Komünist iktidarın Tarım Bakanı olur. Ama o, dahasını ister ve Silahlı Kuvvetlerini arkasına alır… O kadar hırslıdır ki, ne eder eder Komünist Parti’nin ikinci adamı olmayı başarır.’’

 

 

Baskıcı ve acımasız’dır Nikolay Çavuşesku!

 

 

’’Nikolay, Komünist lider Gheorghiu-Dei’nin ölümünden sonra (1965) Devlet Konseyi Başkanı olur. 1960’larda Romanya’yı Varşova Paktı üyeliğinden çıkarır ve Batılıların sempatisini kazanır. Ancak ülkesini militan gibi yönetir, halkı canından usandırır. Gizli Polis teşkilatını düşünürlere musallat eder, muhaliflerini helada bile takibe alır.’’

 

 

“Nikolay ekonomiden anlamaz, yatırıma inanmaz. Ancak kendisi için tehlikeli olabilecek insanlara büyük paralar dağıtır. Ülkeye çivi çakmadığı halde hazine tam takır kalır. Çavuşesku kendi lüksünden zerre kadar taviz vermez ama ülkenin tüm ürünlerine el koyar, dışpazara çıkarır. İç piyasada her şey karneye bağlanır, halk yiyecek, giyecek ve ilaç sıkıntısından kırılır.

 
Hele Elena doyumsuz bir kadındır. O yükseldikçe, halk dibe batar. Çavuşeskular sayısı kırkı bulan malikanelerde ihtişam içinde yaşarlar. Ancak Doğu Bloku’nun göçmesi ile onların da iktidarı sallanmaya başlar. 1989 yılında Timaşvar’da gösteri yapan halka ateş açtırınca ayaklanma çıkar, isyan dalga dalga yayılıp ülkeyi sarar. O da ustalarından öğrendiğini yapar pılısını pırtısını toplayıp kaçmaya çalışır. Ancak bunu başaramadan yakalanır. Onu, (Noel günü olmasına rağmen) alelacele yargılar ve karısıyla birlikte kurşuna dizerek ortadan kaldırırlar. (25 Aralık 1989).’’

 

 

“Nikolay Çavuşesku ve eşi Elena Amerikalı kapitalistleri bile imrendirecek bir hayat sürerler. İdamlarından bir süre sonra, eşyaları fakirlere dağıtılır ki bunların içinde 68 takım elbise, 21 çift ayakkabı, 55 gömlek, 23 şapka ve 12 pijama vardır. Elena Çavuşesku’nun gardırobu kocasına bile fark atar. Dolaplarından tam 177 çift ayakkabı, 30 çanta, 12 manto ve 170 elbise çıkar. İşe bakın bunlar düşkünler yurdunda yaşayan yaşlı kadınlara yarar..’’

 

 

Artık öleceğini anlamıştı Çavuşesku!

 

 

Çavuşesku’nun mahkemesinde de bulunan Cirlan,“Tüm mahkeme birkaç saat içinde olup bitti. Duruşmanın başında
Çavuşesku gözlerim e baktı. Öleceğini anlamıştı. İdam kararı hemen uygulamaya geçildi.

 

Stanculescu, 8 gönüllü arasından benim de aralarında olduğum 3 kişiyi seçti. Her ikisine de 30′ar el ateş emri verdi ve “Önce Çavuşesku’yu öldürün” dedi. Gözleri bağlı değildi. Daha önce tavuk bile öldürmemiştim, onların ölümünü izlemek korkunçtu. Ama ona kızgındım, halka ve sosyalizme ihanet etmişti” diye konuştu.’’

 

 

“1989 yılında Çavuşesku, Macar asıllıların yaşadığı Timaşvar’da gösteri yapanhalka ateş açılmasını emredince, başlayan devrim hareketi dalga dalga yayıldı. 1989 yılının Aralık ayının yirmi ikisinde karısıyla birlikte kaçmaya çalışırken yakalandı. Kendisi ve karısı askeri bir mahkemenin, televizyonda iki saat boyunca yayınlanan yargılaması sonucu Noel günü kurşuna dizilerek idam edildi. Karısı idam edilirken “Ben sizin annenizim” di.

 

 

Çavuşesku çifti, ayrı ayrı olarak Bükreş’in Ghencea Mezarlığı’nda yolun zıt taraflarına gömüldüler. Çavusesku da ülkesini çok sevdiğini ve onun için çok şey yaptığını söylemişti.’’

 

 

Tıpkı diğer zalim diktatörler gibi Çavuşesku da ülkesini çok sevdiğini ve onun için çok şey yaptığını söylüyor.

 

 

Et kokarsa tuzlanır. Tuz kokarsa ne olur?

 

 

İşte o zaman ‘’Sözün bittiği yerdeyiz’’ denir ki bu söz Türkçe değil, yabancı menşelidir.Ama Türkçe’ye net bir şekilde yerleşmiştir.

 

 

Sonuç olarak, siyaset sosyolojisini kuramsal çerçevede ele alan bu yazıda şu yargıya varıyoruz ki, muhalefet partileri, aydınlar, aktivistler ve halk grupları seçim sandıklarını koruma adına hangi titiz çalışmayı yaparlarsa yapsınlar, bir diktatör asla seçimle gitmez çünkü her tür alternatif hilekarlığı ve zorbalığı hazırlamıştır; diktatörü yönetimden uzaklaştırmanın tek yolu yoğun sokak eylemleridir; korkmadan, yılmadan.

 

 

Son olarak şu tümceyi hiç yüksünmeden ekleyeyim ki, seçimle gelen diktatörlerin seçimle gitmesini beklemek, ileri derecede gerizekalılıktır.

 

 

Dr. İbrahim ÖZDOĞAN Twitter

 

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Ali Babacan ve ekibi Türkiye için yeni bir felaket kapısı olur
Atatürk’ün anılmadığı camilerde Cuma namazı kılmanın hükmü yoktur
Türkiye’yi Ortadoğu’nun insan çöplüğü yaptı, şimdi yüzü kızarmadan parti kuracakmış