Saldırgan bir eylem olarak tecavüz

Saldırgan bir eylem olarak tecavüz
23 Şubat 2016 15:05

Özellikle ağır saldırganlık olaylarıyla karşı karşıya gelindiğinde insanlar, olayın yarattığı üzücü atmosferde suçlayacak birileri ya da bir şeyler ararlar. Öncelikle, hemen herkes bu olayı gerçekleştirenin deli olup olmadığını düşünür. “Deliyse bu daha önce nasıl fark edilmez?” sorusu herkesin aklındadır.

 

 

Dr. Semih DİKKATLİ H&H YORUM

 

Son yıllarda yaşanan katliamlar, okul basmalar, intihar saldırıları, tecavüzlerin yarattığı acıların başka bir yerde ve bir daha yaşanmaması için saldırganlığın nedenlerini anlamaya çalışmak ve nasıl engellenebileceğini tartışmak gereklidir.

 

 

Saldırganlık, Ruhbilim Terimleri Sözlüğü’nde ‘bireyin kendi düşünce ya da davranışlarını, dıştaki direnmelere karşın zorla karşısındakine benimsetme çabası’ olarak tanımlanmaktadır.Kasıtlı olarak fiziksel ya da psikolojik acı vermek için yapılan her türlü eylemi, amacına ulaşsın ya da ulaşmasınsaldırganlık olarak adlandırabiliriz.Ayrıca, hâkim olmak, yenmek, yönetmek amacıyla güçlü, şiddetli, etkili bir hareket, fiil işlem olarak tanımlanabilirken; bir işi bozma, engelleme, boşa çıkarmaya karşı düşmanca yaralayıcı, hırpalayıcı veya yıkıcı, yok edici amaç taşıyan bir davranış olarak da ifade edilebilir.

 

 

Saldırganlık birçok benzer davranış ve ilişkiyi altında toplayan bir şemsiye terimdir. Spektrumda merak, araştırma, kendini kabul ettirme, üstünlük, hâkimiyeti kabul ettirme ve istismar vardır.
SALDIRGANLIK ÖĞRENİLİR Mİ, YOKSA DOĞUŞTAN MI GELİR?

 

 

Bazılarına göre; saldırganlık insan doğasının bir parçasıdır. Her insan doğuştan bu saldırganlık dürtülerini taşır ve belirli kışkırtıcı uyaranlara ve saldırgana karşı koyma yolları bularak tepki verme eğilimiyle doğar.

 

 

Freud bu duyguyu Thanatos tanımıyla ele almış ve ölüm içgüdüsü hakkında şunları söylemişti:

 

 

-Bütün canlılarda bulunur ve yaşamı mahvederek özgün durumundaki cansız madde haline indirgemeye çalışır.

 

 

Freud saldırgan enerjinin bir şekilde dışarı çıkması gerektiğini ve sanat eserlerinin oluşturulmasının bile yüceleştirme ile bir dışavurum olduğunu iddia etmiştir.

 

 

Evrimsel Yaklaşım’ı savunan bilim adamları şiddetin genlerde kodlu olduğunu, bu kodlamada amacın, güçlü erkeğin çiftleşme için seçilmesi ve kıskançlık davranışıyla erkeğin babalığının garanti altına alınması olduğu fikrini ortaya atmış, ayrıca güç yoluyla bir statü kazanarak kadını elde edebilme çabasının da bu durumda etkili olduğunu savunmuştur. Günümüzde güçlü erkek, paralı ve kariyerli erkekle yer değiştirmiştir.

 

 

Ülkemizde genetik nedenlerle saldırgan nitelik taşıyan bazı kişilik bozuklukları (Antisosyal Kişilik Bozukluğu, Borderline Kişilik Bozukluğu vd.) çok yaygındır. Bu yaygınlıkta; insan haklarının ve evrensel hukukun işlememesi, insanların yaşam haklarının garanti altında olmaması, daha yapıcı, yaratıcı, üretken ve sakin insanlara karşı suç işleyen kişilik bozukluklu kişilerin düzgün cezalandırılmaması ve genel aflarla sürekli affedilmesi başat rol oynar. Affedilen bu suç işlemeye eğilimli kişiler, çocuk sahibi olurlar ve şiddet eğilimli insanların sayısı gün geçtikçe artar. Çünkü bu yapıdaki kişiler çocuk sahibi olmaktan hiçbir kaygı yaşamazken, sağlıklı kişiler fazla çocuk yapmaktan uzak dururlar.

 

 

Bazı düşünürlere göreyse; insanlar doğuştan mülayim canlılardır. Saldırganlık öğrenilir ve insan davranışları sonradan şekillendirilebilir.

 

 

Saldırganlığın seçime bağlı bir strateji olduğu, şiddetin insanın geçmiş deneyimlerine bağlı olduğu kadar içinde bulunduğu sosyal bağlama da bağlı olduğu ileri sürülür.

 

 

Hangi nedenle olursa olsun saldırganlık, genel olarak zarar verici bir eylem biçimi olduğu için toplum tarafından hoş karşılanmaz. Bu nedenle, saldırganlığın ilişkili olduğu kontrol edilebilir sosyal etmenlerin belirlenmesi oldukça büyük önem taşır.

 

 

Kanunlar, din, toplumsal ve ahlaki değerlerle evrensel değerlerin her biri öğrenilmiş engelleyici tepkilere neden olur. Ancak bu engelleyici öğretileri çeşitli şekillerde, esnetmek, bunları aşmak için kabul edilebilir mazeretler bulmak, bu mazeretlerin siyasal ve hukuksal alanlarla dile getirilmesi, saldırganlık önünde her şeyden daha önemli olan bu engelleyici normların gevşemesine neden olur.

 

 

İnsanlarda saldırganlığı etkileyen en önemli soysal etmenlerden biri, bireyin günlük sosyal hayatının büyük bir kısmını kapsayan kişilerarası ilişkilerdir. Kişilerarası ilişkilerde gözlenen herhangi bir bozukluk, olumsuzluk ya da çatışma saldırgan duygu ve davranışları tetikler.

 

 

Kişilerarası ilişki; tanışık olmaktan samimiyete kadar farklı yakınlık düzeylerinde yaşanır, bireylerin diğer kişilerle olan ilişkilerinde yaşadıkları duygu, düşünme ve davranış stillerini ifade eder ve bireyi doğrudan etkiler.

 

 

Kişilerarası ilişki tarzı ise; bireyin çeşitli ilişki ve durumlarda sergilediği genel davranış eğilimi ve kişilik örüntüsünü temsil eder.İletişim sürecinde meydana gelen etkileşimlerin sonucu olarak ortaya çıkar ve kişilerarası ilişkilerin nasıl algılanacağından, ruh sağlığına kadar geniş bir yelpazede bireylerin yaşamını etkiler. Her bireyin geliştirdiği bir kişilerarası ilişki tarzı bulunmaktadır. Birey hem bu ilişki tarzına göre hareket eder, hem de etkileşim içinde olduğu diğer bireyin kişilerarası ilişki tarzından etkilenir. Bireyler aynı zamanda farklı ilişkilerinde, farklı kişilerarası ilişki tarzlarını benimseyebilir ve bilinçsiz biçimde birbirlerini tamamlayıcı bir şekilde kişilerarası ilişki tarzlarını kullanabilir.

 

 

Kişilerarası ilişkilerde yapıcı ve yıkıcı ilişki tarzları kullanılır.

 

 

Yapıcı-besleyici- ilişkiler ‘gereksinimlerini karşısındakine açıkça ifade etme, karşısındakine kabullenici ve saygılı bir tarzda yaklaşma ve yapıcı konuşma” gibi olumlu özellikler içerir.

 

 

Yıkıcı -engelleyici- ilişkiler ‘kendini üstün görme, karşısındakini küçümseme, başkalarına sözle sataşma ya da onlarla alay etme ve kolayca öfkelenebilme gibi” özelliklerle ifade edilir.

 

 

Yapıcı ilişki, karşılıklı anlayışla sağlanırken, yıkıcı ilişkide zorlama, yönetme isteği ve baskı vardır.Dolayısıyla yapıcı ilişki tarzları bireylerin birbirlerini daha iyi anlamalarına yardımcı olurken; yıkıcı ilişki tarzları tam tersi bir etki yaratarak sağlıklı bir ilişki sürdürmeyi güçleştirir.

 

 

Saldırganlıkla ilişkili olduğu düşünülen bir diğer değişken ise “empati”dir. Empati, bireyin kendini diğer bireyin yerine koyarak onu anlaması ve bunu ona hissettirmesi sürecidir.

 

 

Empati kurma eğilimi saldırganlığın azalmasında etkin rol oynar.

 

 

Büyük ölçüde sosyalleşme sürecinde şekillenen saldırganlık, kişilerarası ilişki tarzları ve empatik eğilimle direk ilişkilidir.

 

 

Sosyal hayatın içinde, ekonomik, kültürel ve eğitim farklılıkları nedeniyle birçok karmaşık etkileşim ve buna bağlı farklı grupların birbirine karşı geliştirdiği karmaşık tepkiler vardır. Bu karmaşık duygu ve tepkiler arasında saldırganlık ve öfke önemli yer tutar.

 

 

Saldırganlık zamanla değişir. Belirli kültürlerde değişen sosyal koşullar saldırgan davranışlarda da gözle görülür değişikliklere yol açar. Ülkemizde son yıllarda oluşan sosyal, ahlaki ve yönetimsel değişiklikler saldırgan davranışların artmasına, kabul görmesine ve hatta tercih edilir olmasına neden olmuştur.

 

 

Saldırgan davranışlar sosyal ve kültürel koşullara bağlı değişiklikler gösterdiği gibi, bölgesel değişikliklerde gösterebilmektedir. Ege ve Karadeniz bölgeleri gibi… Hatta bu bölgelerde büyümüş insanların Ankara’da aynı olaya farklı saldırganlık düzeyinde yanıt vermeleri de bölgesel özelliklerle ilgilidir.

 

 

Sonuç olarak; bir insanın saldırgan davranışı gösterip göstermemesi; doğuştan gelen eğilimlere,çeşitli öğrenilmiş engelleyici tepkilere,sosyal durumun kesin doğası arasında gerçekleşen karmaşık etkileşimebağlıdır.

 

 

SALDIRGANLIK BULAŞIR VE YAYGINLAŞABİLİR

 

 

Saldırgan eylemlerin sonraki saldırgan eylemler üzerinde etkisi hem bireysel hem de toplumsal etkileri vardır.

 

 

Bireyin gerçekleştirdiği ilk saldırgan eylem diğer eylemlerinin önündeki engelleri kaldırabilir; bir anlamda, saldırganlık meşrulaştırılır ve bu da benzer saldırılar gerçekleştirmeyi kolaylaştırır. Bu durum saldırgan kişinin saldırganlığını kolaylaştırırken aynı zamanda diğer saldırgan içeriği olan insanların ilk saldırgan tavırlarını sergilemesini kolaylaştırır.

 

 

Saldırganlığın suçunu kurbana ya da başka birine atmak…(Şeytana uydum.)

 

 

Birey başka birinin canını yaktığında Bilişsel Çelişki yaşayabilir.“Kadına tecavüz ettim ama ben dindar, iyi ve makul bir insanım. Bunu yapmak benim fikrim olamaz. Kesin karşıdaki bunu yapmam için zemin hazırlamış ve beni böyle davranmaya zorlamış olmalı. Yoksa ben böyle davranacak biri değilim.”

 

 

Bu şekilde karşıdakini suçlamak ve indirgemek, eylemi kişinin zihninde doğru kılar ve çelişkiyi azaltır ancak bu düzeltme ilerdeki şiddetin önünü açar.

 

 

CİNSİYET VE SALDIRGANLIK

 

 

Erkekler daha saldırgandır. Bunun sebebi erkeklerin belirsiz kaygı verici durumlara bile öfke tepkisi vermesi, kadınların bu durumlarda daha sakin olmasındandır.

 

 

Erkeklerinkiyle karşılaştırıldığında, kadınların empatik eğilim, açık ilişki tarzı, saygılı ilişki tarzı düzeyleri daha yüksek; benmerkezci ilişki tarzı, küçümseyici ilişki tarzı, yıkıcı saldırganlık, edilgen saldırganlık ve atılganlık düzeyleri ise daha düşüktür.

 

 

Yakın partnerler arasında saldırganlık erkeklerde çok yüksektir.

 

 

Alkol, saldırgan dürtüler üzerinde bulunan engelikaldırdığından ve yanlış anlamayı arttırdığından saldırgan davranışlara neden olabilir.

 

 

Acı ve huzursuzluk saldırganlığa neden olabilir. İklim koşullarından ani can yanmasına neden olan olaylara kadar birçok durum saldırgan tavra neden olabilir.

 

 

Engellenme en sık saldırganlık sebebidir. Bu durum, “Engellenme-Saldırganlık Kuramı” adı altında ele alınmıştır. Engellenmenin – kişinin bir amaca ulaşmasının engellendiği algısı- saldırgan tepki olasılığını arttırır. Burada, hedef ne kadar yakınsa beklenti o kadar yüksek olur ve engellenme karşısında saldırgan davranış o kadar büyük olur.

 

 

Kışkırtılma karşısında da insanlar saldırgan tepkiler verirler.

 

 

Saldırgan nesnelerin (Saldırgan tepkilerle bağdaştırılan – silah vd.- ve yalnızca varlığıyla bile saldırganlık olasılığını arttıran nesne) ipucu olarak kullanılması durumlarında da şiddet içeren davranışlar oluşur.
Parmak tetiği çekebilir ama tetik de parmağı çeker.

 

 

Tastik ve taklit saldırganlığa neden olabilir.

 

 

Çocuklar özellikle saldırganlığın ödüllendirildiğini gördüklerinde çatışmaları saldırganlıkla çözmeyi taklitle öğrenir.Siyasetçiler, hokkabaz dinciler, maço sanat ve spor adamları çocuklar ve ergenler için rol model olmayı sürdürdükçe şöhret ve zenginliğin aşırı saldırganlıkla el ele yürüdüğü bir model geçerliliğini koruyacaktır.

 

 

Çocuklar ebeveynlerini her zaman dinlemezler ama her zaman taklit ederler. -“Sosyal Öğrenme Kuramı”-
MEDYADAKİ ŞİDDET İZLEYİCİDEKİ SALDIRGANLIĞI NEDEN ETKİLER?

 

 

Medyadaki Şiddet, TV, Filmler ve Bilgisayar oyunları bu sosyal öğrenme ve şiddet eğilimi konusunda birçok sonuç doğururlar.

 

 

AlfredHitchcock; TV cinayeti ait olduğu yere, evlere geri getirdi, demiştir.

 

 

İzlenen şiddet içerikli TV programları ile izleyicinin sonraki saldırganlığı arasında yüksek bir korelasyon bulunmuş, üstelik bu etkinin zamanla birikerek çoğaldığı görülmüştür.

 

 

TV’de şiddetin HİSSİZLEŞTİRİCİ etkisi vardır.

 

 

“Onlar yapabiliyorsa ben de yapabilirim.

 

 

Demek bu iş böyle yapılıyor?

 

 

Gerçekten öfkeliyim, bunları sadece bugün yaşadığım stres yüzünden hissetmiyorum.

 

 

İşte yine birinin canına okuyorlar; öbür kanalda ne var acaba?

 

 

O beni alt etmeden ben onu alt etmeliyim…” benzeri birçok düşünceyi televizyon seyirciye düşündürtür.

 

 

TOPLUM VE SALDIRGANLIK

 

 

Genellikle kudreti ellerinde bulunduranlar kendilerini sevimli gösteren bir ideoloji gelişmesini teşvik ederken, tahakküm ettiklerinin gözle görülür şekilde nefret edilecek kişiler olduğu imgesini yaratırlar.Ülkemizde, din tacirleri tarafından çağdaş kadına karşı yaratılan nefret algısı sonucu tecavüzler, bu eylemi gerçekleştirenler için daha az vicdani sonuçlar doğuran eylemlere dönüşmüştür. Birçok kişi için kadın hak ettiğini, layığını bulmuştur.

 

 

Hırs, tamah ve şiddet arttıkça sorunların çözüleceğini beklemek nafiledir.

 

 

Öfke ve şiddetin artması, kişinin veya grupların kendisini kontrol yetilerinde zaaf yaratır.

 

 

Bir toplum ya da sosyal grup tarafından şiddetin meşrulaştırılması çok önemli bir sorundur.

 

 

Ülkemizdeki terör örgütlerinin varlığı ve yıllardır süren terör, ölümler ve tecavüzler artık insanlar için şiddeti meşru kılmaya başlamıştır.

 

 

Şiddeti kabul etmek şiddetin artmasına neden olur.

 

 

İnsanlar planlanmış bir şiddet eylemini haklı görmeye çalışarak vicdanlarını rahatlatmaya uğraşırlar. İşte bu nedenle ideolojiler ve din şiddet eylemini körüklemek için oldukça uygundur. İnsanların narsistik yanına hitap ederler.

 

 

ŞİDDET İÇERİKLİ PORNOGRAFİ TECAVÜZÜ TETİKLER

 

 

Şiddet ve saldırganlığın belki de en karışık sonuçlarından biri erkeklerin uyguladıkları ırza tecavüzdür. Üstelik yapılan çalışmaların sonuçlarına ve danışanlarıma dayanarak söyleyebileceğim kesin bir şey de tecavüzün ya da girişimlerinin neredeyse yarısında saldırganın yabancı biri olmadığıdır. Bu tanıdık birilerinin arasında; sevgilisi, kocası, ÖĞRETMENİ ve hatta öz baba, kardeşi ve yakın akrabalarının olduğunu üzülerek söyleyebilirim. Bu tecavüzlerin çoğunda erkek hayır yanıtını kabul etmemiş ve bu yanıtı yeterli bulmamıştır. Bu neden böyle peki?

 

 

Yanıt ergenlerin büyürken öğrendikleri cinsel senaryolarda gizlidir. Ülkemizde son yıllarda kadın kimliği üzerinden artan dinci yorumlar ve fetvalarla artık ciddi bir bilişsel alt yapı oluşturulmuştur:

 

 

-Annenin diz altından tahrik olunabilir.
-Kayınvalide öpülmemelidir, şehvet duyulabilir.
-Baba, öz kızına şehvet duyabilir.
-Altı yaşında kız çocukları evlenebilir.
-Kırmızı ruj kullanan kadınlar fahişedir.
-Kırmızı araba kullanan kadınlar fahişedir.
-Gece dışarı çıkan kadınlar, içen kadınlar fahişedir.
-Çalışan kadınlar fahişedir.
-Savaş sırasında zorunluluk halinde, kız kardeş ve anneyle ilişkiye girilebilir.

 

 

Şeklinde oluşturulan bu iğrenç, akıl almaz altyapı maalesef ileri de daha ağır sonuçlarıyla karşımıza çıkabilir.

 

 

Batı da bile; ergenlerde,kadının cinsel rolünün erkeğin hamlelerine direnmek ve erkeğin rolünün de ısrar etmek olduğuyla ilgili algıların oluşturulduğu gösterilmiştir. Böyle yetişen bir erkek, kadının hayır demesinin ciddi olmadığını sadece bir görev gereği direnmek olduğunu düşünecektir. Böylece dilimizde var olan “İstemem ama yan cebime koy.” benzeri bir algıyla kadının “hayır”ı önemsenmeyecektir.

 

 

Tecavüzlerinin birçoğunun nedeni pornografideki, medyadaki, kitaplardaki cinsel şiddettir. Araştırmalar, pornografi ve erotizmden daha çok, şiddet içeren pornografi ve erotizmin saldırgan cinsel davranışları arttırdığını ortaya koymuştur.

 

 

Ayrıca, toplumumuzda kadına karşı artan şiddetin temel nedenlerinden biri de, hemen her gün medya ve sosyal medyada paylaşılan ve IŞID aracılığıyla İslam ile bağdaştırılan, yapılanları hak gibi gösteren, neredeyse bu eylemlerin Allah yolunda yapıldığını iddia eden kadın tecavüzleridir. Kuran’ı okuyan herkes bunun saçmalık olduğunu çok iyi bilmektedir. Ancak okumadan bunlara inanan insanlar için tecavüzler legal zeminler kazanmaktadır. Bu mantık, ülkemizde de özellikle çağdaş yaşamı şiar edinmiş kadınlarımız için bir tehlikeye dönüşmüştür.

 

 

Ülkemizdeki cinsel saldırgan davranışlardaki artışın nedenlerinden biri de, artan cinsel uyaranlara rağmen cinselliğin konuşulmasının ve sağlıklı bir biçimde eyleme dökülmesinin önünde duran tabulardır.

 

 

TECAVÜZ VE SALDIRGANLIK NASIL AZALTILABİLİR?

 

 

Saldırganlığı cezalandırmak konusunda nasıl davranılmalıdır?

 

 

Ceza karmaşıktır. Cezanın saldırgan davranışını etkilemesini beklerken, diğer yandan cezanın kendisi saldırgan bir nitelikte olabilir ve taklit edilebilir. Böylece ceza saldırgan tavrın artışına neden olabilir. Mesela, şeriat devletlerinde görülen, kılıçla baş kesme, kısas kısas gibi cezalar diğer insanlarda da saldırganlığın artmasına neden olabilir.

 

 

Hafif cezalar çocuklar için daha caydırıcıyken erişkinler için ağır cezalar uygulanması gerekir.

 

 

Tecavüz, diğer saldırganlıklardan ayrılan bir nitelik taşır. Tecavüzde, mağdurun fiziksel, ruhsal ve zihinsel bütünlüğüne karşı yapılmış topyekûn bir saldırı vardır ve fiziksel yaralar ortadan kalksa dahi, ruhsal ve zihinsel sorunlar bir ömür boyu sürebilir. Ayrıca, tecavüze uğrayan mağdur dışında toplumsal bir güvensizlik ve korkunun oluştuğu da ele alınırsa, ırza tecavüzün diğer saldırgan eylemlere göre daha ağır cezalandırılması, indirim maddelerinin uygulanmaması önemlidir.

 

 

Cezanın caydırıcı olabilmesi için;

 

 

CEZA ÇABUK VE KESİN OLMALI,

TECAVÜZ EYLEMİNİN HEMEN ARDINDAN VERİLMELİ

ve

KAÇINILMAZ olmalıdır.

 

 

Şiddet içerikli davranışları tutarlı ve kesin cezalandırma ağır cezalandırmadan çok daha etkilidir ancak özellikle ırza tecavüz gibi mağduru fiziksel ve ruhsal olarak yıkan, ayrıca toplumsal güvenlik algısını kadın ve çocuklar için ciddi şekilde sakatlayan eylemler için ceza tutarlı, kesin ve çok ağır olmalıdır.

 

 

Ancak bu şekilde, çocuklarımızın ve kadınlarımızın toplumsal hayatta rahatça yerini almasını sağlayabiliriz.

 

 

 Dr. Semih DİKKATLİ Twitter

 

 

Yorumlar

Yorumlar


Yazarın Son Yazıları:
Borderline bir yapı olarak Türk Solu…
Affetmek ve Deniz Seki…
Ali İsmail Korkmaz’a! Bir umut yükseliyordu